19 Şubat 2025 01:56
/
Güncelleme: 01:58

Boğaziçi’nde sermayenin kafesi ve öğrencilerin işgali

Bu eylemlerin neden Boğaziçi’nde başladığı sorusunun cevabını da yine öğrenci hareketinin bilgi ve deneyiminde aramak gerek.

Boğaziçi’nde sermayenin kafesi ve öğrencilerin işgali

Fotoğraf: Evrensel 

Sude ŞENER

Boğaziçi Üniversitesi

Boğaziçi öğrencileri uzun bir sömestr tatilinin ardından yeni döneme hızlı bir giriş yaptı. Binden fazla öğrencinin katıldığı eylemde öğrenciler görece ucuz kahvelerinin ellerinden alınmasına karşı yeni açılan Ethos Cafe’ye yürüdü ve kafe kapılarını öğrencilere açılmak zorunda kaldı. Şimdiyse bölümler, kulüpler, topluluklar yeni açılan kafeye karşı çeşitli etkinlikler, toplantılar, forumlar düzenliyor ve gün boyu ücretsiz kahve, çay dağıtımı yapılıyor.

NELER OLDU?

Kayyumluğun son vukuatı Kuzey Kafeterya isimli işletmenin hızlıca kapatılmasıydı. Öğrencilerin oldukça yoğun olduğu kampüste halihazırda başka bir sosyalleşme alanı bulunmuyorken ve kütüphane inşaatı da Kamuda Tasarruf Tedbirleri sebebiyle 2 yıl ertelenmişken, yani öğrencilerin ders çalışacak alanları dahi yokken böyle bir karar alınması öğrencileri rahatsız etmişti. Daha sonrasındaysa Kuzey Kafeterya yerine Espresso Lab açılacağına dair bir söylenti yayılmaya başladı. Yönetim ve işletme ne kadar Ethos’un EspressoLab ile bir bağlantısı olmadığını iddia etse de bunun doğru olmadığı biliniyor. İktidarın Boğaziçi’ndeki uzantısı olan kayyum Rektör Naci İnci’nin de bu zincir kafeyi bir kar fırsatı olarak mı gördüğü yoksa kafenin ayakta kalması için üniversitemizin bütçesini mi harcadığı bilinmiyor, her şey ayan beyan ortadayken herkes üç maymunu oynuyor. Fakat iki taraf için de bir kazan kazan tablosu olduğu açık.

Bu kar tablosuysa eylemle birlikte hızla tersine dönmüş gibi gözüküyor çünkü şu anda neredeyse kimse Ethos Cafe’den herhangi bir ürün almıyor. Hatta işletme sahibi sık sık öğrencilerin yanına gelerek ne kadar zarar ettiğinden ve mağdur olduğundan bahsediyor.

SERMAYEYE GEÇİT YOK!

Öğrenciler başta iktidar destekli bir kafenin okulda açılmasına öfkeli, evet. Ancak aslında herhangi bir zincir kafenin dahi üniversiteye açılmasının ne gibi riskler barındırabileceği, bunun üniversiteyle sermayenin iş birliği anlamına geldiği de süreçle tartışılmaya başlandı. Elbette ki üniversitelerdeki tek sermaye iş birliği kafeler üzerinden ilerlemiyor. Başta Teknoparklar olmak üzere iktidar, dişini geçirebildiği her üniversitede öğrencilerin kanını emmek üzere sermayeye alan açıyor. Çeşitli projelerden başlayıp daha sonrasında akademik alana da yayılan bir süreç içerisinde sermaye üniversitelerde yer ediniyor. Bu şekilde banka stantları, ödüllü Watsons etkinlikleri ve nicesiyle birlikte şirketler kampüslerin her yerine yayılıyor.

Burada geçmiş dönemlerde gerçekleşmiş önemli bir eylemlilik sürecine de atıf yapmakta fayda var: Starbucks işgali. Aralık 2011’de tamamen idari düzeyde alınan bir kararla Güney Kampüs’e açılan Starbucks’ın sermayeye karşı olan öğrencilerce işgal edilmesi ve 80 gün süren işgalin sonrasında 2012’de kapatılarak yerine ders çalışma salonuna dönüştürülmesi Boğaziçi öğrencilerin en büyük kazanımlarından biri. Yanlışıyla doğrusuyla öğrencilerin ortak ve demokratik bir biçimde kararlarını aldıkları, bir “İşgal Gastesi” çıkardıkları, heyecanla ve kalabalıkla organize ettikleri bu eylem, bizlere önemli bir miras bıraktı. 14 yıl önce yaşananlar bizlere sermayenin oldukça uzun bir süredir üniversite içine sızmak için çeşitli yol ve yöntemler denediğini gösteriyor. Sorunlar Naci İnci’yle başlamamış olsa dahi kendisinin döneminde üniversite diyebileceğimiz bir kurumdan eser kalmamaya başladığı da aşikâr.

ÖĞRENCİLERİN TALEPLERİ NE?

Bugün açısından öğrenciler arasında zincir ya da değil hiçbir işletmenin alana gelmemesi talebi tartışılıyor. Bunun yerine baştan aşağı öğrenciler tarafından işletilecek olan bir öğrenci kooperatifi ihtimali konuşuluyor. Zaten hangi işletme gelirse gelsin bir süre sonra baştaki ucuzluğun yerini zamlarla şişirilmiş ve öğrencilerin bütçesine uygun olmayan ürünler alıyor. Bir taraftan da öğrenci kooperatifi kurmak kolay bir iş değil, daha güçlü bir inisiyatif gerektiriyor. Bir alanı beraber kullanmak, kurallarını beraber belirlemek, içeriğini beraber oluşturmak ve organize etmek için herkesin aktif bir katılım göstermesi ve az çok demeden elini taşın altına koyması gerekiyor. Eğer yapılabilirse böyle bir örgütlülüğün Boğaziçi öğrencileri için önemli bir kazanım olacağı ve diğer üniversiteler için de yol açıcı olacağı açık. “Diğer üniversitelerde de bu kafeler var, öğrenciler bir şey demiyor, siz neden tepki veriyorsunuz?​’” sorusunu öğrencilere soran işletme sahibinden de anlaşılacağı gibi bu tartışmanın diğer üniversitelere sıçraması önem arz ediyor.

Birçok üniversitede zincir kafeler varken, Espresso Lab’in kendisi ilk şubesini bir üniversitede açmışken neden şimdi ve neden bu kadar kalabalık biçimde bu eylemlerin Boğaziçi’nde başladığı sorusunun cevabını da yine öğrenci hareketinin bilgi ve deneyiminde aramak gerek. Boğaziçi öğrencileri bu deneyimden öğrenebilmenin, biriktirebilmenin yollarını her gün başka şekilde, üç beş demeden yan yana gelerek bulmaya çalışıyor. Verilen tepki diğer üniversitelerdeki öğrencilere de sonuçlar çıkartıyor çünkü bu özelleştirmeler, eğitimden yapılan tasarruflar, zincirler, şirketler bir tek Boğaziçi’nin değil bütün üniversitelilerin sorunları. Üniversitelerin biz öğrencilere ait olduğu gerçeği yalnızca biz eğer karar mekanizmalarında var olabilirsek, irademizi buralara yansıtabilirsek anlamlı. Biz haklarımız için mücadele etmekten geri durmayacağımızı göstermediğimiz, rektörleri öğrenci iradesine göre karar almaya zorlamadığımız sürece saldırılar katlanarak büyüyecek. Eğer ki bu gücü göstermezsek bugün 20’den fazla arkadaşımızın kartlarını “tedbir” gerekçesiyle hukuksuzca iptal eden okul yönetimi yarın daha güçlü saldırılarla önümüze çıkacak.

KAZANMAK İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE!

Tüm bu talepleri gerçekleştirebilmenin ve en başında saldırıları önleyebilmenin yolu karar mekanizmalarına öğrencilerin dahiliyetinden geçiyor. Başta okulda veya dışarıda yaşanan çeşitli sorunları ve bu sorunlara dair öğrencilerin fikirlerini paylaşan ‘‘Boğaziçi Hakkında’’ isimli sosyal medya hesabının/öğrenci inisiyatifinin çağrısıyla yan yana gelen öğrenciler bu noktadan sonra eylemi kimin devralacağı ve nasıl hareket edeceklerini aldıkları forumda uzun uzun tartıştılar. Şu açık ki öğrenci hareketinin deneyimi Boğaziçi direnişinden de Gezi hareketinden de daha uzun. Dolayısıyla bizden önceki eylemliliklerde nasıl hareket edildiği ve nasıl sonuçlar çıkarıldığı yani öğrenci hareketinin deneyim ve birikimi ilk bakmamız gereken nokta olmalı. Uzun süreler boyunca çeşitli ‘‘bileşenlerle’”, inisiyatiflerle hareket eden ve dolayısıyla hep dağınık olan, denetlenebilir olmayan, başı hep farklı bir fikrin çektiği, karar almanın oldukça zor olduğu çeşitli yapılar denendi. Hatta bu deneyimler Boğaziçi direnişinin yıllardır önemli bir tartışması oldu. Öğrenciler bu birikimin sonunda Öğrenci Temsilci Kurullarını kurdular. Çünkü sadece alanda aktif olan değil tüm öğrencilere erişecek ve sürekli olarak binden fazla kişiyle forum almayı gerektirmeyecek bir forma ihtiyaç vardı. Sadece öğrenci hareketi de değil binlerce yıllık Antik Yunan demokrasisi bile dönemine göre ileri olsa da binlerce insanla karar almaya çalışmanın mümkün olmadığını bize gösteriyor.

Bir diğer tarafıysa seçilmiş kişilerce kararların garanti altına alınmasını sağlayarak demokratik bir yapı oluşturması. Tabii bu noktada temsilcilerin denetlenmesi böylece merkezi yapının, örneğin ÖTK içerisindeki bir üst yapının ‘‘kafalarına göre’’ hareket etmemesinin sağlanması ihtiyacı doğuyor. Tartışmalar ise bu noktada ÖTK’nin ihtiyacımıza daha uygun bir mekanizma haline getirilmesiyle halihazırda yürütülmeye çalışılan ‘‘işgalin’’ sürdürülmesi ‘‘çelişkisi’’ arasında tıkanıyor. Oysa ki bu ikisi ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de, tam tersi birbirini besleyen iki durum. Çünkü zaten temsilcilik, karar alma mekanizmaları da en çok hareket yükseldiğinde kullanışlı hale gelir ve en çok insanlar aktif olduğunda çeşitli sorunların çözülmesinin önü açılır.

Örneğin bundan birkaç yıl önce Üniversite Yönetim Kurulu toplantılarına dahil edilirken ÖTK, şu anda edilmiyor ve talepler göz ardı ediliyor. Kütüphaneni olmayışı, sıcak su olmayan yurtlar, buz gibi sınıflar derken sorunlar büyüyor, yani mücadele edecek çok şeyimiz var. Öyleyse başta hepimiz eşit ve demokratik bir biçimde kendi karar alma mekanizmasının bir parçası haline getirmek üzere dizayn edilmiş ÖTK’yi ataletten, uzun bürokratik süreçlerden, resmiyete sıkışmaktan ve merkeziyetçilikten kurtarmayı; daha sonrasındaysa temsil mekanizmaları üzerinden sorunlarımızı tartışmayı ve kararlarımızı vermeyi, sonunda ise taleplerimizin karşılanmasına dair sürdüreceğimiz ısrarı üniversite yönetiminin görmesini sağlamayı önümüze koymalıyız. Bölümler toplantılar almalı, kendi kararlarını vermeli. Eylemler de kurulacak bir kooperatif de böyle yürütülmeli. Bugün sürdürdüğümüz danışmayı yarın büyütmeli ve alanlarımıza sahip çıkmalıyız!

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Yasak çuvala sığmıyor

Yasak çuvala sığmıyor

KAMUAR’ın hesaplamalarına göre son bir yılda meyve fiyatları yüzde 154.5, sebze fiyatları yüzde 116.5, gıda fiyatları ortalama yüzde 70 arttı. Hane halkının bir yıl sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 59’u, işçilerinki ise yüzde 62’yi aştı. Emekçiler için bıçak kemikte! Yasak, tutuklama, işten atma tehdidi işçilerin harekete geçmesini durduramıyor.

Has Çuval 37 ülkeye ihracat yapıyor.

İstanbul Sanayi Odası nın ikinci en büyük 500 listesinde.

Has Çuval'ın iki fabrikasında 600 işçi fiili greve katıldı

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.

Evrensel'i Takip Et