Manifesto 177 yaşında: Heyulayı gerçeğe dönüştürmeye devam ediyor
Marx’ın Manifesto’nun girişinde bahsettiği Avrupa’da dolaşan komünizm heyulası, laboratuvarın duvarlarından bir kere geçti mi aynı değildir artık; bir heyula olmaktan çıkmıştır.

Friedrich Engels (solda) Karl Marx (sağda) | Görsel: N.N. Şukov
Berzan BAYHAN
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
“Hegel, ‘tarihten öğrendiğimiz tek şey, insanların ondan hiçbir şey öğrenmediğidir’ diyordu. Bu, Mehmet Akif’in: ‘Tarih için, tekerrürden ibarettir derler; eğer ibret alınsaydı, tekerrür eder miydi hiç?’ sözlerini hatırlatır. Mehmet Akif’in, Hegel’in sözünü duyduğunu düşünmek için bir neden yok. Her iki özdeyişin benzeşmelerinin kaynağında, tarihi, ‘kötü olayların tekrarlanmaması için’ kendisinden ders alınacak bir belgeler yığını olarak gören idealizm vardır; tarihin, ibretle baktıklarında geçmişi öğrenip yanlıştan kurtulabilecek yöneticiler eliyle yapıldığını düşünen idealizm.”[1]
Tarihin yazarları ve yapanları sınıflı toplumların tarihinde birbirlerinden ayrıdır. Tarihi yazan ve yapan ikiliğidir bu. Zaferlerden bozgunlara tarih anbean yapanlarından koparılır, devlet kurumlarına ve resmiyetin vakanüvislerine emanet edilir. Dünyayı değiştirmek, beraberinde akan zamanın yönünü, takvimin günlerini ve sahiplerini değiştirmek demektir. Tarihin egemen kütüphanelerine yapılacak bir baskın olmadan, tarih egemenlerin elinde çarpıtılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaya devam eder. Ve gerçek şudur ki; bizler zamanı çalmadıkça yalnızca yaşayanların değil ölülerin de sahibidir onlar.[2]
Egemenlerin tarih anlatısı, düzenli olarak onu ezilenlerin elinden alma görevini yerine getirmelidir. Çarpıtma burada yatar. Tarih bu süzgeçten geçtiği anda, övgülerin yüklendiği birkaç kahramanın eseri haline gelen kutlamalar ve toplumsal dramların anısına ilan edilen yas günleri olarak ikiye bölünür. Marx’ın ünlü “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir” önermesi filozoflara yapılmış bir eleştiri değildir sadece; bu çarpıtmanın varlığının devam ettiği bir dünyada, aslında tarihi yapanlara, yani ezilenlere, tarihi yazan kalemleri ele geçirme çağrısıdır.
İşte bu çağrının içeriğini Komünist Manifesto oluşturur.
BİR EYLEM KILAVUZU OLARAK MANİFESTO
Komünist Manifesto’nun amacı modern burjuva mülkiyetinin kaçınılmaz bir biçimde yaklaşan çöküşünü açığa vurmaktı.[3] 1848’in Şubatı’nda, Avrupa devrimler ve toplumsal çalkalanmalarla dolup taşarken Manifesto, Komünistler Birliği’nin programı olarak yayınlandı. Dolayısıyla Manifesto yalnızca bu çöküşü açığa vurmakla kalmaz, bir bildiri ve işçi sınıfının ilk devrimci programı olma niteliğini birlikte taşır. Marksizm ezilenlerin, proletaryanın omuzlarına en şanlı gerçeği yükler; o tüm toplumu sömürüden kurtarmak zorundadır, kendinden önceki sınıf savaşımlarının aksine zincirlerinden kurtulmasının tek yolu sınıfları ortadan kaldırmaktır. Çünkü kurtuluşunun önündeki engel sınıflı toplumlar tarihinin her tozlu yaprağına işlenmiştir; bu zehir, özel mülkiyetin ta kendisidir ve özgürlük ona dair her kalıntıyı parçalamadan gelmeyecektir. Manifesto’nun program niteliği tam da bu on binlerce yılın tarihsel analizde yatar ve bu onbinlerce yılın bilgisini öğrenmek için ihtiyaç duyduğu soyutlama yeteneğini kendi yöntemi içerisinde taşır. Bu yetenek, tarihi egemenlerin elinden koparmak, “kutlamaların ve yasların” örtüsünü kaldırmak ve yerine tarihi yazanların gerçeğini, emeğin öyküsünü yerleştirebilmek demektir özünde. O, salt bir teori, felsefe, tarih kitabı değildir, en önemlisi bir “eylemin” programı, bir eylem kitabıdır.
Komünist Manifesto için, Marksizmin ortaya koyduğu tarihsel materyalist felsefe laboratuvarının ilk praksisidir diyebiliriz. Marx’ın Manifesto’nun girişinde bahsettiği Avrupa’da dolaşan komünizm heyulası, bu laboratuvarın duvarlarından bir kere geçti mi aynı değildir artık; o artık bir heyula olmaktan çıkmıştır. Artık Komünist Manifesto’nun ortaya koyduğu programı çarpıtmak, gerçek olanı çarpıtmak demektir ve bu, ancak özgürlüğe karşı olanın, tarihi burjuva şeytanlıkla sahteleştirenin işi olur.
Gerçek olan yani “Heyula” tarihi arşınlar, farklı halk ayaklanmalarının kalbine akar; 1871’de Paris Komünü’nde, 1917’de Bolşevik İhtilali’nde ve “Bizim 68”lerde dolaşmaktadır o. Bugüne kadar gelen gezginimiz yorulmaz, tarihten onlarca “anı” toplar heybesinde. Şimdi o eski gençlik yıllarının heyecanını yitirmiş gibi görünen bu gezgin, İngiltere ve Amerika’daki savaş karşıtı gösterilerden, Sırbistan’da işgal edilen üniversitelerden ve Molla rejiminin karşısına dikilen İran’lı kadınlardan grev yasağını tanımayan metal işçilerine, Başpınar’da direnen işçilerin çadırlarına aramızda dolaşmaya devam ediyor. Ve kuşkusuz o hala genç, giderek gürleşen sesiyle mırıldanıyor;
“BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN!”
“BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN!”
“BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN!”
Siz de duyuyor musunuz dilindeki şarkıyı?
KAYNAKÇA:
[1] Bizim 68 / Aydın Çubukçu Evrensel Basım Yayın
[2] Pasajlar / Walter Benjamin YKY Yayınları (bütünüyle bir alıntı değil yalnızca son cümle -özellikle “ölülerin de sahibidir onlar.” alıntı- bozuşturarak kullanıyor. Benjamin’in Pasajlar Syf. 40 (VI. Pasaj))
[3] Komünist Manifesto / Marx-Engels Can Yayınları Syf. 98 (Engels’in önsözlerinden)
[4] İkinci ve üçüncü paragraflarda Evrensel Deprem Özel Eki / 6 Şubat için bir sicil kaydı: Sermaye ve devletin katliamı / Hakkı Özdal yazısından esinlenme bulunuyor.
Evrensel'i Takip Et