19 Şubat 2025 02:04
/
Güncelleme: 02:09

Trump 2.0: Amerika’nın Yeni Dış Politikası ve Project 2025

ABD’nin Paris İklim Anlaşması ve Dünya Sağlık Örgütü’nden çıkması, Project 2025’in yeni dönem dış politika kararlarını önemli ölçüde etkileyebileceğini gösteriyor.

Trump 2.0: Amerika’nın Yeni Dış Politikası ve Project 2025

Fotoğraf: Gage Skidmore/Flickr CC BY-SA 2.0

M. Emre ASLANTAŞ 

Bi’Politik Bülten editörü 

Bilkent Üniversitesi 

“Project 2025: Mandate for Leadership”, Trump yanlısı muhafazakâr düşünce kuruluşlarının ortaklaşa hazırladığı, ABD’deki kurumları muhafazakâr ilkeler doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi hedefleyen 900 sayfalık bir politika önerileri belgesidir. Bu belge, özellikle seçim kampanyası döneminde Amerikan basınında büyük tartışmalara sebep oldu. Tartışmaların büyük bölümü, belgenin sunduğu Amerika vizyonunun radikal ve köklü değişimler öngörmesi ve hazırlanma sürecine Trump’ın ilk başkanlık döneminde görev almış bürokrat ve akademisyenlerin de katkı sunmuş olması üzerineydi. Trump her ne kadar seçim kampanyası sırasında Project 2025 ile doğrudan bir bağlantısı olmadığını söylese de projeye katkı sunan bazı isimleri yeni yönetiminde görevlendirmesi, belgenin ikinci Trump dönemi için bir yol haritası niteliği taşıdığını gösteriyor. 

CUMHURİYETÇİLERİN AYAK BAĞI: BÜROKRASİ 

Belgenin dış politikayı değiştirmek için odaklandığı ilk faktör Dışişleri Bakanlığıdır. Bürokrasinin Demokrat Parti cephesine yakın olduğu ve dolayısıyla özellikle Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki bürokratların Cumhuriyetçi hükümetlerin dış politika vizyonunu engellediği iddia ediliyor. Bu durumun ABD’nin ulusal çıkarlarına zarar verdiği öne sürülerek, bürokrasinin dış politika yapımındaki etkisinin azaltılması ve seçmenlerin sadece iç politikada değil, dış politikada da temsil edilmek için oy verdiğinden ABD Başkanının dış politikada daha belirleyici olması gerektiği savunuluyor. Project 2025’e göre, bu noktada Dışişleri Bakanlığı’nın ve bürokrasinin görevi, ABD Başkanının belirlediği ajandaya uygun hareket etmek olmalıdır. Bunu da siyasi atamalar ve kariyer diplomatlarına Project 2025’in dış politika vizyonunu kazandıracak eğitim programlarıyla sağlamayı öneriyor. 

POPÜLİST MİLLİYETÇİLİĞİN İZLERİ 

Dış politika konusunda belgede vurgulanan bir diğer önemli konu ise Amerika’nın uluslararası örgütlerle ilişkileridir. ABD’nin uluslararası örgütlerle ilişkisinin “Bu örgüt Amerika’nın ulusal çıkarlarına katkı sağlıyor mu, sağlamıyor mu?​” sorusunun cevabına göre şekillenmesi gerektiğinden bahsediliyor. Amerika’nın ulusal çıkarlarına karşı olan uluslararası anlaşmalardan çekilmesi gerektiği vurgulanıyor. Trump’ın göreve başladığı ilk gün imzaladığı başkanlık kararnameleriyle ABD’nin Paris İklim Anlaşması ve Dünya Sağlık Örgütü’nden çıkması, Project 2025’in Trump’ın yeni dönemde dış politika kararlarını önemli ölçüde etkileyebileceğini gösteriyor. 

Ulusal çıkar yaklaşımı NATO için de geçerli kılınıyor. Avrupa, ekonomik ve teknolojik açıdan güçlü bir bölge olduğu için kıtanın güvenlik yükü ABD’nin omuzlarından alınmalıdır. NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesinin finansal yükü, müttefik devletler tarafından adil bir şekilde paylaşılmalıdır. Mevcut durumda NATO üyesi ülkelerin her biri gayrisafi yurt içi hasılalarının %2’sini savunmaya ayırmak zorundayken, Project 2025 bu oranın %5’e çıkarılmasını öneriyor. 

Ancak Project 2025 için asıl tehdit, Çin’in küresel ölçekte yükselen konumudur. Belge, Çin’i yalnızca bir ekonomik rakip olarak değil, ABD’nin küresel liderliğine doğrudan meydan okuyan ideolojik ve stratejik bir tehdit olarak konumlandırıyor. Çin’e dair analizlerinde sık sık Soğuk Savaş dönemine referans verilirken, ABD’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ni tıpkı Sovyetler Birliği gibi çevrelemesi gerektiği savunuluyor. Hatta, George Kennan’ın X mahlasıyla yazdığı ve Article X olarak bilinen “The Sources of Soviet Conduct” makalesine atıf yapılarak, Çin için de benzer bir strateji belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor. 

Sonuç olarak, Project 2025, Amerikan dış politikasını muhafazakâr bir çerçevede yeniden şekillendirmeyi amaçlayan bir yol haritası sunuyor. Belge, bürokrasiyi zayıflatmayı, uluslararası örgütlerle ilişkileri Amerikan çıkarını merkeze alan bir hale getirmeyi, NATO üyesi ülkelerin savunmaya ayırdığı bütçeyi artırmayı ve Çin’i küresel bir tehdit olarak konumlandırmayı savunuyor. Özellikle Soğuk Savaş referansları, ABD’nin küresel rekabeti yalnızca ekonomik değil, ideolojik bir mücadele olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu perspektif, Trump’ın ikinci döneminde dış politikanın nasıl şekillenebileceğine dair önemli ipuçları veriyor. 

Evrensel'i Takip Et