Colani, Yeni Suriye ve Türkiye ilişkisi
Anti-emperyalist mücadelenin bütün halklar tarafından benimsenmesinin geldiğimiz politik konumda önemi kritiktir

Fotoğraf: AA
Şirin SARIDUMAN
Hacettepe Üniversitesi
Son dönemde gündemlerimizi oldukça meşgul eden konulardan ikisi Suriye’deki rejim değişikliği ve beraberinde gelen diplomatik gelişmeler oldu. Hala süreç gelişmekte olsa da hem dünya medyasının hem de ulusal medyanın yakından ilgilendiği üç mevzu var: Colani-Erdoğan görüşmesi, Yeni Suriye rejiminin izleyeceği yol ve Colani’nin neyi temsil ettiği. Rejimin cumhurbaşkanı ve aynı zamanda da HTŞ’nin başkanlığını üstlenen Colani’nin izlediği seyir, kendisi tarafından önceki Suriye rejimine göre daha “demokratik” ve “ılımlı” olarak adlandırılsa da özellikle mezheplerin ele alınması konusunda derinlemesine baktığımızda öyle mi değil mi tartışılabilir nitelikte. Türkiye dahil çoğu ülke tarafından hala terör örgütü olarak nitelendirilen HTŞ’nin aynı zamanda Taliban’ın da kullandığı “tevhit bayrağını” açıkça televizyonlarında göstermesi yerel halk tarafından büyük bir tepki gördü ve haliyle Colani’nin verdiği vaatler hakkında bir şüphe de uyanmış oldu. Colani, medyada yükselmekte olan yeni Suriye rejiminin Taliban’a benzemesi kaygısına karşı kendilerinin kültürel, tarihsel ve yönetimsel olarak çok farklı olduklarını öne sürdü. Ayrıca yeni Suriye rejiminin Taliban’dan farklı olarak kadın hakları konusunda ilerici bir tutum sergileyeceklerinden de bahsetti. Fakat vaat edilen yönetimin oluşması için gereken ortam Suriye’nin İslam diniyle her açıdan iç içe geçmişliği gözlerimizin önünde dururken gerçekten yaratılabilir mi sorusunun da sorulmasını zorunlu kılıyor.
NE OLUYOR DA ERDOĞAN COLANİ’YLE GÖRÜŞÜYOR
İzlenecek olan yolun içeriğinin diğer bir boyutu da yeni rejimin Türkiye ile nasıl bir ilişki içerisinde olacağı ve bu konuda nasıl bir politika izleyecekleri oldu. Erdoğan’ın 4 Şubat’ta Colani’yi sarayda ağırlamasıyla da diplomatik görüşmelerin başladığına dair bir işaret verildi. Görüşmenin gündemine yüzeysel olarak bir göz gezdirdiğimizde Erdoğan’ın kendisinin de dediği gibi Suriye’nin iktisadi kalkınmasını sağlayacak ve siyasi birliğini koruyacak yapılandırmalar, yıkılan Suriye topraklarının yeniden inşa edilmesi ve daha nicesiydi fakat dediğimiz gibi bu buzdağının görünen kısmı ve her bir gündeme derinlemesine daldığımızda Türkiye hükümetinin yine ve yeniden sermayeye hizmet etmek ve kapitalist çıkarlar içerisine girmek adına hareket ettiğini açıkça görüyoruz. En basitinden Suriye’nin yeniden imarını Türkiye’nin üstlenmek istemesi oldukça masum bir yardım eli uzatmak gibi gösterilse de bu durumun iç yüzüne baktığımızda karşımıza namı değer “5’li çeteye” verilecek olan projeler ve bunlardan elde edilecek kâr çıkıyor. Kısacası Suriye’nin yıkımı sermayedarların ve Türkiye hükümeti açısından rant elde etme isteğinden başka hiçbir şey ifade etmiyor.
Ayrıca kesin olmasa da Erdoğan’ın Suriye’de askeri üs kurma isteği de mevcut ve bu isteğe yönelik yapılacak olan anlaşmanın üzerinde halihazırda çalışılıyor. Sözü edilen askeri üssün elde edilmesi durumunda Erdoğan’ın Suriye’nin askeri gücünü kendi çıkarları için eğitip kullanma niyetinin olacağını söyleyebiliriz. Türkiye’nin güçlü değil de kendisine bağımlı ve minnettar bir komşu istediğini de göz önünde bulundurduğumuzda asıl niyetin gerçekten yardım mı yoksa yine ve yeniden hükümetin kendi çıkarları için aldığı kararlar mı olduğunu görüyoruz. Üs elde etme konusu sadece askeri güç elde etmekle bitmiyor, bu konudaki bir diğer önemli faktörse IŞİD. Eğer ki Türkiye askeri üssü kurmayı başarabilirse kurdukları bölgenin IŞİD’in aktif olduğu yerler olmasının verdiği güvenle hükümetin “Bu meseleyi biz üstlendik.” demek gibi bir isteğinin de olduğu unutulmamalı. Bu amaçların hepsini bir tarafa koyduğumuzda tabii ki Suriye’nin kendisiyle gelen bir enerji kaynaklarına yakınlık meselesi de ortaya çıkıyor. Bildiğimiz üzere Suriye’deki savaş süreci boyunca Türkiye hem bölgenin petrollerinden faydalandı hem de “Yeşil Enerji” şirketi elektrik üretiminde tekel konumundaydı ve haliyle bu durumun sürmesi Erdoğan’ın çıkarında olacak. Artı olarak, son yıllarda kızışarak devam eden Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle enerji tedarikinde sorun yaşayan Avrupa ve Türkiye’nin de bu soruna çözüm olma sancısı da var.
Yine ve yeniden Suriye’deki savaşın ve savaş sonrasında gelecek olan sürecin iktisadi ve sınıfsal temelleri gözlerimizin önünde duruyor. Sonuç olarak yapılan görüşmelerin, girilen diplomatik anlaşmaları incelediğimizde Erdoğan’ın rant politikalarının keskin varlığı, tamamen kâr amacıyla aldığı aksiyonlar ve ekonomiyi domine eden büyük sermayedarların çıkarlarının varlığı gözümüzün önünde duruyor. Açıkça ortada Erdoğan bu savaşın kazananı olmak istiyor, karşılığındaysa bu savaşın yükünü her kesimden işçi-emekçi ve gençlik kesiminin sırtına yüklüyor. “Türkiye’nin çıkarlarını korumak” adı altında emperyalizmin gerici işbirlikçiliğini yaparken biz işçi-gençlere düşen buna karşı kolektif bir mücadeleden başkası değil.
KRİTİK OLAN ANTİ-EMPERYALİST BİR MÜCADELE
Sözünü ettiğimiz diplomatik süreçlerin öncesinde gelen çatışma boyutuna geldiğimizde, Suriye’de verilen savaşın anti-emperyalist bir amaçla verilmediğini göz önünde bulundurarak bu konu hakkında yorum yapmanın da gerekli olduğu unutulmamalıdır. Zira, anti-emperyalist mücadelenin bütün halklar tarafından benimsenmesinin geldiğimiz politik konumda önemi kritiktir. Bu amacı günümüzde en iyi benimseyen halklardan biri de Filistin halkıdır. On yıllardır sürmekte olan mücadelenin ne olursa olsun bırakılmadığı gerçeği Filistin halkının kendi kaderlerini tayin etme haklarını kullandığının bariz bir göstergesidir. Aynı zamanda gençlik olarak bizler de dünyanın dört bir yanındaki üniversitelerimizde ve gündelik hayatlarımızda Filistin halkıyla dayanışma içerisindeyiz. Girdiğimiz dayanışma sürecinin emperyalizmle mücadele noktasında ne kadar kritik olduğunu biliyoruz, üstümüze düşen sorumluluğun farkında olmamızın zorunlu olduğunu da unutmuyoruz.
Evrensel'i Takip Et