Bilgiye erişimde “telif hakkı” adı altında çifte standart
Toplumsal bilgiyi kamu hizmetine açan sitelere “telif hakkı ihlali” adı altında saldırılar dinmezken, bu siteleri ticari amaçlarla kullanan şirketlere karşı yargı suskun.

Görsel: Gerd Altmann/Pixabay
XXX
ODTÜ
Bilgi insanlığın ortak mirasıdır, medeniyetlerin ilerlemesi bilginin serbestçe paylaşılması ve yeni nesillere aktarılmasıyla mümkün olmuştur. Ancak günümüzde bilginin büyük şirketlerin tekeline alınarak bilmenin bir ayrıcalık haline getirilmesi hem bireysel öğrenme hakkımızı hem de bilimsel ilerlemenin kolektif doğasını tehdit ediyor.
BİLGİYE ERİŞİM TEMEL BİR İNSAN HAKKIDIR
Akademik yayıncı devleri Elsevier ve Wiley gibi birkaç kuruluşun oluşturduğu oligopolün akademik bilgiye erişimi ellerinde tutmaları yetmezmiş gibi, geçtiğimiz yıllardan itibaren, sırtlarını fikri mülkiyet kanunlarına dayayan bu şirketler Sci-Hub ve Libgen, üniversite hayatımız boyunca tüm ders kitaplarımızı bulduğumuz site, gibi bilgiyi herkes için erişilebilir kılan sitelere de savaş açmış durumda. Özellikle 80 milyondan fazla makaleye erişim sağlayan Sci-Hub, yüksek abonelik ücretlerini ödeyemeyen araştırmacılar için hayati bir kaynak niteliğinde. Sci-Hub’ın yasaklamaya çalışılması, yalnızca maddi ayrıcalığa sahip olanların bilimsel nitelikte makaleler okuyabilmesine sebep oluyor.
Bu girişime en büyük tepkilerden birini inceleyelim. 2020’de Hindistan’da Elsevier, Wiley ve American Chemical Society’nin Sci-Hub ve Libgen’i yasaklama girişimine karşı akademisyenler, öğrenciler ve aktivistler güçlü bir direniş başlattı. Protestolar, dilekçeler ve kamu kampanyalarıyla açık erişim savunuldu. Sosyal medyada Sci-Hub’a destek büyürken, bazı akademisyenler yasal risklere rağmen araştırmalarını kamuya açık şekilde paylaştı. Bu mücadele, akademik yayıncılığın kâr odaklı oluşunu tartışmaya açarken, Hindistan’da bilgiye erişim tartışmaları konusunda önemli bir basamak oldu.
YARGI, TEKELLERİ GÖRMEZDEN GELİYOR
Bir yandan bu savaş sürerken, bir yandan da ocak ayının başında dünyaca Meta’nın (eski adı Facebook) dava edilen bir başka siteyi, yani Libgen’i, kendi yapay zekasını eğitmek için kullandığını öğrendik. Bunu sırf yapay zekâ modelini maliyetten kısarak geliştirebilmek ve kârını artırmak adına yapan Meta’ya dava açılmazken, bilimi toplumsallaştırmaya ve toplum yararına herkese açık sunmaya çalışan bu siteler yoğun taarruzlara maruz kalıyor. Bu şekilde düzenin ikiyüzlülüğü ve çifte standartları burada tekrar gün yüzüne çıkıyor. Bu sitelerin yaptığı şey “telif hakkı ihlali” ise akademik çalışmaları gizlice kullanan Meta’nın yaptığı nedir? Konu birkaç akademik yayın şirketinin kârının düşmesi olunca alarma geçen ve hak hukuk kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerin Meta’ya karşı hiç sesi çıkmıyor. Bu noktada, Meta’nın sadece yaygın sosyal medya platformlarına hâkim olmadığı, aynı zamanda bu platformlar aracılığıyla tüm dünyanın kişisel verilerini toplayıp gerektiğinde hükümet ve şirketlere sattığını da hatırlamak gerekiyor. Yasaların gücü halihazırda elinde bulunduranları koruduğu su götürmez bir gerçek. Dolayısıyla elimizdeki durum şu şekilde: Bilim üretimine sıfır katkı sağlayan şirketlerin kârları arşa çıkarken asıl üretimi yapan akademisyenler, asistanlar, stajyerler ve öğrenciler ücretsiz veya sefalet koşullarında çalıştırılıyor. Mark Zuckerberg gibi sermayedarlar toplumsal birikimi kullanarak kâr edip insanlardan izinleri olmadan topladıkları verileri metalaştırmaya çalışırken, Alexandra Elbakyan gibi insanlar ise bilgiyi özgürleştirmeye, açık erişimi sağlamaya çalışıyor.
Bilgiye erişim için verilen mücadele, herkesin geliştirebileceği kaynakları paylaşmak yerine bilginin üzerine konup satabilmeyi teşvik eden bu ekonomik düzene karşı verilen mücadeleyle iç içedir. Hindistan örneğinde olduğu gibi bizler de Sci-Hub, Libgen gibi sitelerin yasaklanmasına, toplumsal bilgi birikimine ulaşmamızın engellenmesine, bilimin ayrıcalıklı bir kesime bırakılmasına ve akademik gelişmeye ket vurulmasına tepki göstermeliyiz. İnternetin ve bilimin özgürleştirici bir araç olarak kalması bizim elimizde ve mücadelemizde yatıyor.
Evrensel'i Takip Et