19 Şubat 2025 02:22

Muhalif olmanın ötesine, işçi sınıfının safında mücadeleye!

Gerek Antep’te direnen işçiler gerekse Sırbistan’da üniversiteleri işgal eden gençlik, bizlere mücadeleye atılmanın önemini apaçık bir biçimde gösteriyor.

Muhalif olmanın ötesine, işçi sınıfının safında mücadeleye!

Fotoğraf: Pexels

Ilgın ŞAHİN

İrem TAÇYILDIZ

ODTÜ

Bugün çoğumuz yaşadığımız koşullara karşı tepkiliyiz. Ancak bu tepki yalnızca AKP’ye muhalif olmakla sınırlı bir söylemde kalıyor. Ayrıca bu muhaliflik sadece lafta kalıyor, durumundan şikâyet etmenin, memnuniyetsizliğin ötesine geçemiyor. Bir harekete, değişime yol açmıyor. Bunu burjuva muhalefet partileri açısından da gözlemleyebiliyoruz. CHP, halkın sefalet ücretlere mahkûm kaldığı ve her kesimden insanın baskı ve yasaklarla sindirilmeye çalışıldığı bir dönemde iktidara yalnızca “kırmızı kart” göstermekle yetiniyor. Üniversiteleri sermayenin arka bahçesi haline getirilen, bilimsel bir eğitimden ve insanca bir yaşamdan mahrum bırakılan ve buna karşı bir şeylerin değişmesini isteyen gençlik kesimlerine gösterilen değişim yolu ise erken seçim oluyor. Ancak yapabileceklerimiz burjuva muhalefetin “çözümleriyle” mi sınırlı? Sanki başka bir yolu olmalı. Bu yazıda da biz, iktidarın üniversite gençliğine dair ne planladığı ve bunun karşısında ne yapabileceğimize dair soruları cevaplayacağız.

İKTİDARIN GÖZÜ HER DAİM ÜNİVERSİTELERDE

Günümüzde üniversitelerin her bir karışı tek adam iktidarı tarafından işgal altında. Tek adam iktidarı; ücretlerin baskılandığı, halkın yoksulluk ve sefalete sürüklendiği, muhalefete yönelik baskı ve yasakların her geçen gün daha da arttığı ülke atmosferini üniversitelerde de yaratmak için çeşitli politikalar uyguluyor. 2016 yılından bu yana üniversitelerde tahakkümü garantilemek adına kendisinin üniversitedeki uzantısı olan rektörleri atama usulüyle göreve getiriyor. Atanmış rektörler; kimi zaman baskı ve yasaklarla, kimi zamansa “iyi” rektör maskesiyle üniversitelerde herhangi olası bir mücadelenin önünü kesmeye çalışıyor.

İşte bu kararlardan en öne çıkanı, ülke ekonomisinin sorunlarını okullarda kemer sıkarak çözmek oluyor. İktidar, kamuda tasarruf bahanesiyle açıkladığı OVP (Orta Vadeli Program) ile hem eğitim bütçesini kesiyor hem de üniversiteleri şirketlerin ihtiyaçlarına göre dizayn etmeyi hedefliyor. Bütçe ayrılmaması sebebiyle yeterince ders açılmıyor, yurt koşulları kötüleşiyor, temel haklarımız ise göz ardı ediliyor. Öğrenciler, üniversitelerde kendi söz hakkıyla yönetime dahil olamazken üniversitelerde etkili bir karar mekanizması olan senatolara şirket temsilcilerinin katılacağı OVP’de belirtiliyor.

Üniversiteler, şirketlerin kârlarına kâr katabileceği alanlar olarak değerlendiriliyor. Geçtiğimiz günlerde Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananlar bunu açığa çıkarıyor. Öğrencilerin kahvesine dahi göz dikiliyor, okul bünyesindeki işletme kapatılıp kampüsün kapıları yandaş sermayeye açılıyor. Üniversitelerdeki kongre merkezleri ve konferans salonları, öğrenci toplulukları ve kulüplerden çok şirketler tarafından kullanılıyor. Kariyer fuarlarından savunma zirvelerine, şirketlerin tanıtım etkinliklerine kadar takvim dolup taşıyor.  Çünkü üniversiteler tek adamın temsilcisi olduğu sermaye düzenini besleyecek ucuz işgücünü sağlayan binlerce öğrenciyi içinde barındırıyor.

Zaten günümüzde üniversite öğrencileri çalışmadan eğitim hayatına devam edemiyor. Ancak bu da tek adam iktidarına yetmiyor, açıkladığı Ulusal İstihdam Stratejisi’nde şunu müjdeliyor: Üniversiteli 1 milyon gence esnek çalışma “fırsatı”! Öğrencilerin ucuz işgücü olarak kullanılmasını “kendini geliştirmek” olarak adlandırıyor: “Gençlerimiz üniversitedeki eğitimlerini sürdürürken diğer yandan kendilerini geliştirebilecekleri bu programa dahil olabilecek.” Öğrencileri okurken çalışmaya mahkûm etmesi yetmiyor, kendi “iş imkanlarını” bir müjde edasıyla duyuruyor.

YAŞAMLARIMIZI AKP’YE DE BURJUVA MUHALEFETE DE TESLİM ETMİYORUZ!

Bugün gençliğin ihtiyacı, hayatlarımızı ne iktidara ne de burjuva muhalefetinin koyduğu çözümlere bırakmayarak kendi yaşamlarımızı kendi ellerimize almaktır. Peki bunu yapabilir miyiz? İşte düşünce sürecimiz burada tıkanıyor. Bugün birçok genç, iktidarın bizi içine sürüklediği karanlık tabloya karşı her geçen gün daha da umutsuzluğa kapılıyor ve kendi yaşamlarını kendi ellerine almanın mümkün olabileceğine inanmıyorlar.

Oysa yakın zamandaki örnekler bile bize bunun oldukça mümkün olduğunu gösteriyor. Nereden mi biliyoruz? Gelin Sırbistan gençliğinin son dönemdeki eylemlerini inceleyelim. 15 işçinin bir tren kazasında hayatını kaybetmesinin ardından üniversite gençliği harekete geçti. Bu katliama karşı, yaklaşık 80 üniversite kampüsü öğrenciler tarafından işgal edildi ve bunun sonucunda başbakan istifa etmek zorunda kaldı. Sırbistan örneği, bize gençliğin harekete geçip mücadele ederlerse neler başarabileceklerini oldukça net bir biçimde gösteriyor. Merceğimizi daha da yakına tutalım. Boğaziçi Üniversitesinde öğrencilerin nispeten ucuz yiyecek ve içeceğe ulaşabildikleri Kuzey Kafeterya, Bilal Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Espressolab’in ortak olduğu bir işletmeye verilerek özelleştirilmeye çalışılıyor. Bu duruma karşı tepkili olan Boğaziçili öğrenciler, kampüslerinde bir sermaye yerleşkesinin daha bulunmasını istemedikleri için geçtiğimiz haftadan beri eylemlerini sürdürüyorlar.  Kafeyi işgal ederek kendi getirdikleri kahveler ve çaylarla yandaşlardan alışveriş yapmayı reddediyorlar.

BAŞPINAR İŞÇİLERİ HAKLARI İÇİN GREVDE

Mücadele rüzgarını esas Türkiye’nin dört bir yanındaki işçi ve emekçiler estiriyor. Bugün Başpınar işçileri adeta tarih yazıyor. Uluslararası markalara üretim yapan fabrikaların bulunduğu Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi işçileri, patronlarının %30 zam dayatmasına karşı greve çıktılar. Fabrika fabrika büyüyen ve binlerce işçiye ulaşan bu direniş, Gaziantep Valiliği tarafından 15 günlük bir “eylem yasağı” ile bastırılmaya çalışıldı. 14 Şubat günü şehrin Demokrasi Meydanı’nda Başpınar işçilerinin birlikte yapacağı basın açıklamasına güvenlik güçleri izin vermedi, saldırdı. Buna rağmen açıklama gerçekleştirildi. Bu süreçte işçilerin üzerinden kârlarını katlayan sermaye sahipleri, zenginliklerinin Allah’tan geldiğini söylerken arkadan bir ses duyuluyordu: O Allah bize niye vermiyor hiç? İşte bu soru gösteriyor ki; artık kapitalist sistemin sömürü, baskı ve yasaklarına göz yummak yok. Metal işçilerinin kazanımlarıyla sonuçlanan grevleri de aynen bunu göstermiş, taleplerinde ısrarcı olan metal işçileri iktidarın grev yasağını delmişti.

İşte yaşamımızı kuşatan baskı, yasak ve krizi yok etmenin adımları Başpınar işçilerinin direnişinde yankılanıyor. İşçi sınıfının delip geçtiği yasaklar, sermayenin temsilcisi tek adam iktidarının gençliğin önüne koyduğu yasakların da ortadan kalkacağının habercisi. Bu sömürü düzeninin karşısında korkusuzca dikilen işçi sınıfı, sonunu da nasıl getireceğimizin kılavuzunu bizlere gösteriyor! Bugün gençliğin mümkün olmadığını düşündüğü değişimin kıvılcımları her yerde! Önemli olan bu kıvılcımları kampüslerimizde direnişimizi ısıtan alevlere dönüştürmek. Bugün umutsuzluk içindeki Türkiye gençliği için mücadele etmekten, kendi yaşamlarını kendi ellerine almak için harekete geçmekten başka hiçbir kurtuluş yolu yok. Kendi gücümüzü görmeli ve kendi yaşamlarımızı inşa etmek için işçi sınıfından öğrendiklerimizle bu sömürü düzenine karşı bir an önce harekete geçmeliyiz.

Evrensel'i Takip Et