26 Şubat 2025 04:26
/
Güncelleme: 07:13

‘Yoksulluk şiddeti büyütüyor, ayrılmayı engelliyor’

Kadınların boşanma süreçlerinin kolay olmadığını söyleyen Av. Özlem Saldamlı, yoksulluğun boşanma davalarında birinci sebep haline geldiğini belirterek “Kadınları destekleyecek mekanizmalar yok” dedi.

‘Yoksulluk şiddeti büyütüyor, ayrılmayı engelliyor’

Fotoğraf: Dilara Açıkyıldız/csgorselarsiv.org

Nisa Sude Demirel
nisasudedemirel3@gmail.com


İstanbul – Derinleşen yoksulluk ve artan baskılar, kadınların boşanma sürecinde karşılaştıkları zorlukları daha da ağırlaştırıyor. Yoksulluk ve şiddet iç içe geçtikçe boşanma kararını vermek, daha sonrasında yeni bir hayat kurmak günden güne zorlaşıyor. Yoksulluk aynı anda hem boşanmanın birincil sebebi hem de en büyük engel haline gelmişken özellikle davaların uzun sürmesi, maddi destek mekanizmalarının yokluğu ve şiddet tehdidi bu süreci daha da sancılı hale getiriyor. Üç gündür bu sayfalarda okunan kadınların hikayeleri, tüm bu unsurlarla beraber milyonlarca kadının hikayesi haline geliyor. Boşanmalarda yaşanan sorunları, birbirini besleyen yoksulluğu, şiddetin bugün kadınlar için nasıl ortaklaştığını, devletin yerine getirmediği yükümlülükleri ve tüm bunların üstüne eklenmeye çalışılan 'aile ara buluculuğunun’ tehlikelerini Avukat Özlem Saldamlı anlattı.

Avukat Özlem Saldamlı

Fotoğraf: Avukat Özlem Saldamlı

İlgilendiğiniz dosyaları da göz önünde bulundurunca Türkiye’de kadınlar bu dönem boşanırken en çok nasıl zorluklarla karşılaşıyorlar?

Kadınlar boşanma davalarında ekonomik, sosyal ve psikolojik yönlerden zorluklar yaşıyor. Özellikle kadının ekonomik özgürlüğü yoksa ya da geliri düşükse davaya karar vermesi ve sonraki meşakkatli süreçle uğraşması daha zor bir hal alabiliyor. Boşanma aşamasına girdikten sonra ekonomik güçlüklerle baş eden kadının ailesinin ya da yakınlarının desteğini almadan yola çıkması imkansız gibi. Daha başlangıçta kadın nerede yaşayacağı, geçimini nasıl sağlayacağı, çocukları nasıl idare edeceği, çalışırsa çocuklara kimin nasıl bakacağı, alabileceği nafakanın asgari yaşam koşullarını dahi karşılayamayacağı gerçekleriyle mücadeleye başlıyor. Kimi müvekkillerimizin dava sürecinde ekonomik olarak zorlanmaları nedeniyle çocuklarının velayetini kocalarına bırakmak zorunda kaldığını görüyoruz.

‘Kadınları destekleyecek mekanizmalar yok’

Kanunumuzda ‘Kadının barınma ve geçimine dair tedbirleri hakim kendiliğinden alır’ kuralı bulunsa da bu konuda yeterli organizasyon yok. Ne yazık ki kimi yasal düzenlemeler kağıt üzerinde kalıyor. Bu hususta yükümlülük alınması sorumluluğunu devlete ve iktidarlara yükleyen İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmak daha kolay geliyor. Kira, ev, maddi yardım desteği olmadığı gibi kadına bağlanacak nafaka, tazminat da erkeğin maddi durumuna bağlı oluyor. Aylık 2 bin TL gibi nafakalar görüyoruz. Yargılamanın uzun sürmesi, kadınların da büyük sorunu. Boşanma davaları 5-6 seneyi dahi bulabiliyor. Maddi, manevi, mal varlığının paylaşımı derken her şeyin bitmesi 8-10 yılı bulabiliyor. Bu süreçten genelde zarar gören kadın oluyor, zira mal varlığı ekseriyetle erkek üzerinde oluyor. Kararın kesinleşme süreci beklenirken enflasyon ortamında hak edilen bedel adeta pul haline geliyor.

‘Yoksulluk birincil boşanma sebebi haline geldi'

Günümüz koşullarında yoksulluk ve ekonomik zorluklar boşanmaları nasıl etkiliyor?

Geçim koşulları boşanma kararını vermekten adalete erişime ve davaların sonucuna kadar her şeyi etkiliyor. Çiftlerde ekonomik yük arttıkça öfke birikiyor. Borçlar, geçim derdi, sanal arayışlar ve her daim şiddet çokça dinlediğimiz boşanma sebeplerinden. Eskiden tarafların aileleri birincil boşanma sebepleri arasındayken son dönemlerde bunun yerini geçim koşulları (ve bundan kaynaklı sorunlar) aldı diyebiliriz. Ayrıca belirtmeliyim ki boşanma süreci çekişmeli olduğunda mutlaka avukatla takip edilmesi gereken bir süreç olduğundan maddi olarak da külfetli. Avukat tutamayacak durumda olanlar ya kendileri açıp yanlış dilekçelerle davalarını sağlıklı şekilde takip edemiyor ya da adli yardım alabilmek için uğraşıyor.

Bu örnekler üzerinden, yoksulluk ve şiddet birbirini nasıl besliyor?

Şiddet daha çok erkeğin şiddeti olarak görülüyor, her sınıftan ve yapıdan erkek şiddet uygulayabiliyor. Fiziksel, psikolojik ya da ekonomik... Geçim sıkıntısı arttıkça şiddete başvurma ihtimali, şiddet sıklaştıkça da boşanma ihtimali artıyor. Erkek kendine yönelik sistemin şiddetini alkolle, bahisle bastırmaya çalışırken, bastırılamayan şiddet kadına ve çocuklara aynen yansıyor. Şiddetin olduğu her ev yoksul değil tabii ki, fakat yoksul ve boşanmayı düşünen hemen her kadının şiddet geçmişi var. 

Hukuki anlamda kadınların önünde boşanma ve maddi destek konusunda nasıl engeller var?

Boşanmak isteyen ama ekonomik gücü olmayan kadınlara yeterli destek sağlayacak kurum ve organizasyonlar yok. Birçok kadın ekonomik koşullardan kaynaklı olarak şiddet, baskı, yok sayılma davranışlarına katlanmak zorunda kalıyor. Devletten yana destek pek yok, olan da sembolik düzeyde.  Adli yardım için şart koşulan fakirlik kağıdı ancak hiçbir gelirin olmaması gibi durumlarda veriliyor. Halbuki ekonomik olarak zorlanacağı belli olan kadınlara daha yaygın şekilde adliı yardım uygulanmalı.

‘Nafakaya dokunmak büyük mağduriyetler yaratır’

Yoksulluk nafakasına da değinmeden geçmeyeyim. Nafakanın erkekler için mağduriyet olduğu konusunda algı yaratılmaya çalışılsa da tekrar tekrar esas aksi durumun büyük mağduriyetler yaratacağını belirtmek durumundayız. Hukukumuzda nafakaya hükmedilmesinin iki şartı var: Nafaka isteyenin boşanma sonrası yoksulluğa düşecek olması ve boşanmaya sebep olan olaylarda karşı taraftan daha az kusurlu ya da kusursuz olmak. Kaldı ki bizim hukuk sistemimizde hem maddi hem manevi tazminat miktarları ve nafakalar tatmin edici olmaktan uzaktır. Yüksek rakamlı medyatik nafaka bedelleri genelde erkeğin protokolle vermeyi kabul ettiği nafakalardır. Kadınlar lehine kazanım niteliğindeki nafakanın zorlaştırılması, kaldırılması, süreye bağlanması gibi seçenekler kadını erkeğe daha da bağımlı hale getirme anlamına gelecektir. Destek olmayan devlet-iktidar, en azından köstek olmamalı, nafaka hakkına dokunulmamalıdır.

Ara buluculuk kadınlar için baskı ve eşitsizlik demek

Son zamanlarda sıkça gündeme getirilen aile ara buluculuğu bu boşanmaları nasıl etkiliyor veya nasıl etkileyecek?

Ara buluculuk şu an için aile mahkemelerinde uygulanmıyor. Ancak ara buluculuğun aile mahkemelerinde uygulanması konusu, 2025-2029 yargı reformu stratejisinde açıkça hedef olarak belirtildi. Aile uyuşmazlığı denince -diğer aile hukuku davalarını şimdilik bir yana bırakıyoruz- 2 tür uyuşmazlık olabilir, boşanma ve mal rejimi tasfiyesi. Boşanma açısından değerlendirdiğimizde öncelikle taraflar arasında anlaşmalı boşanma zaten mümkün. Taraflar anlaşmazlığa düşüyorsa o dava çekişmeli hale geliyor ve yargılama gerekiyor. Pratikte çekişmeli boşanmaların çoğunun temelinde zaten şiddet var, kadınlar türlü şiddet biçimleriyle yıllarca muhatap oluyor. “Şiddet içermeyen aile uyuşmazlığının” nasıl tespit edileceği, ilk sorun. Zaten ara buluculuk hak değil, menfaat temelli bir süreçtir ve ancak eşit taraflar arasında yapılabilir. Bizde kadının erkek karşısındaki dezavantajları olduğu açıktır.  Bu nedenle yıllarca süren mücadelelerle kazanımlar elde edilen alanlarda ‘Arayı bulmak’ kadınların, daha çok da yoksul kadınların lehine olmayacak. Ayrıca yargı sürecinde yıpranmayı önlemek, adli sistemi iyileştirmekle, kadın ve çocukları koruyabilecek önlemleri alarak da mümkün. Devletin bu alanda sorumluluk almayıp, çareyi ara buluculukta bulması, bir nevi yükü üstünden atma çabası.

Ara buluculuk özellikle kadın için süreci daha da yıpratıcı hale getirebilir, kadın baskı altında kalabilir. “Barışma” baskısı, “Nafakanın daha azına razı ol” telkinleri, Demokles’in Kılıcı gibi kadının tepesinde sallanacaktır. Mal rejimi tasfiyesi açısından ise yine tarafların eşit konumda olmadığı ve mal varlıklarının hâlâ yaygın olarak erkekte olduğu düşünülürse, ‘Anlaşmaya ikna edilecek’ taraf kadın olacaktır.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Yasak çuvala sığmıyor

Yasak çuvala sığmıyor

KAMUAR’ın hesaplamalarına göre son bir yılda meyve fiyatları yüzde 154.5, sebze fiyatları yüzde 116.5, gıda fiyatları ortalama yüzde 70 arttı. Hane halkının bir yıl sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 59’u, işçilerinki ise yüzde 62’yi aştı. Emekçiler için bıçak kemikte! Yasak, tutuklama, işten atma tehdidi işçilerin harekete geçmesini durduramıyor.

Has Çuval 37 ülkeye ihracat yapıyor.

İstanbul Sanayi Odası nın ikinci en büyük 500 listesinde.

Has Çuval'ın iki fabrikasında 600 işçi fiili greve katıldı

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.

Evrensel'i Takip Et