Yarınsız mıyız?
Durup hepimizin düşünmesi ve adım atması gereken konu, birleşip mücadele eden bir işçi sınıfının bir neferi olabilmek. Kulağa ne hoş geliyor değil mi?

Görsel: Evrensel
Gebze’den bir işçi
Asgari ücret ve onun bir tık üstü maaşlara çalışan işçiler olarak mutsuzluk iş hayatımıza, arkadaşlık ilişkilerimize, en kötüsü de aile içi yaşamlarımızın içine kadar girdi. Ne kötü ki, halledemediğimiz her sorun daha da büyüyerek bizleri boğan, nefessiz bırakan bir duruma geldi. 24 saatlik kesintisiz üretim patronlara kazandırırken biz işçilere neler kaybettirdiklerini, nelere yol açtığını hepimiz yaşayarak görüyoruz.
Pazara, markete girdiğimizde tane tane alışverişler yapabilmek, çocuklarımızın okul masraflarını karşılayamamak, maaşımızın yarısını bulan kiralar, faturaları karşılayabilmek için daha fazla çalışır hale gelmemize rağmen yine de kart borçlarına mahkum hale gelirken, ailemizle daha az, bazı günler hiç zaman geçiremez, çocuklarımızın sorunlarıyla ilgilenemez, eşlerimizle oturup ağız dolusu sohbetler yapamaz hale geldik. Konuşmaya fırsat bulursak da ‘Kiramızı, faturalarımızı nasıl öderiz’i konuşur hale geldik. Ağız dolusu gülmeyi unuttuk, ailemize, çocuklarımıza, kendimize yeni şeyler katmayı unuttuk.
Bayramlarda akrabalarımıza, dostlarımıza, başka şehirlerde yaşayan aile büyüklerimize gidemez olduk. Yarını getirmem, ay sonunu getirmem kaygıları hep hayatımızda öne çıktı. Aslında en kötüsü de bunlara alıştık, önümüzdeki ayın geçen aydan daha kötü olacağını bilmeye alıştık. Günlük ekmek derdine yaşamak der olduk.
Günden güne bizden, hayatlarımızdan çaldıklarına baktığımızda birbirimize daha sıkı sarılarak birleşmemiz gerekirken, tek ses, tek yürek olmamız gerekirken, daha çok içine kapanan, daha duyarsız bir hale büründük. Durup hepimizin düşünmesi ve adım atması gereken konu, birleşip mücadele eden bir işçi sınıfının bir neferi olabilmek. Kulağa ne hoş geliyor değil mi?
Aslında bunu başarabilirsek hem ekonomik sorunlarımızı hem de hayat mücadelemizi kendimiz belirler hale geleceğiz belki de. Sadece bir ayı çıkarabilmek için gece gündüz çalışmak, ya da karı-koca çalışıp, çocuklarımızı evde yalnız kalmasın diye aile büyüklerimize bırakmamız gerekmeyecek. İhtiyacımız olduğu halde idare ederiz diyerek vazgeçtiğimiz harcamalarımızdan vazgeçmek zorunda kalmayacağız. Sohbetlerimiz her yerde ve her zaman sadece yaşadığımız ekonomik sıkıntılar üzerine olmayacak belki de.
Elbette bu prangalı zor yaşama nasıl mahkum edildiğimizi de, suskunluğumuzun fırsat bilindiği yerleri de biliyoruz. Bizler için sadece gece-gündüz çalışsın, karnı ekmekle de doysun yeter diyen patronları da biliyoruz. Gerek yasalarıyla, gerekse bizlere reva gördükleri asgari ücretle patronlara kucak açan iktidarları, grevler yasaklayarak, sendikalaşma mücadelesi veren işçi kardeşlerimizi ve sendikacıları göz altına alan, hapse atan devlet kurumlarını da biliyoruz.
Bize sadece üye olarak bakan, horlayan, kendi koltuğundan ve kazancından başka bir şey düşünmeyen, ağzından süslü kelimeler ya da tehditkar söylemler eksik olmayan sendika ağalarını da, BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen gibi sendikacıları da, emeğin saflarında mücadele eden Sevda Karaca, İskender Bayhan gibi vekilleri de biliyoruz.
Bugün Gebze’de yasaklanan grevlerine karşı mücadeleden vazgeçmeyen metal işçileri, Antep’te BİRTEK-SEN öncülüğünde sefalet ücretlerine karşı mücadele bayrağını yükselten tekstil-dokuma işçileri bizlere kendimizden başka kurtarıcı beklemememizi öğretiyor.
Kendimize, o saf, yalın ve gösterişsiz hayatlarımıza artık güveniyoruz. Gebze’de, Antep’te yakılan direniş ve mücadele ateşlerini görüyor ve inanıyoruz ki, isyan eden ve kazanan biz olacağız. Şimdi sorduğumuz soruya hep birlikte bir ses verelim. Yarınsız mıyız?
Evrensel'i Takip Et