29 Mart 2025 03:59

Türkiye bir yol ayrımında, sendikalar nerede?

"İşçiler, emekçiler ve halk ya dayatılan yoksulluğa, düşük ücretlere ve hayat pahalılığına razı olacak ya da birleşerek insanca yaşamı ve demokratik bir geleceği inşa edecek!"

Türkiye bir yol ayrımında, sendikalar nerede?

Fotoğraf: Evrensel

Bayram Kesgin

İZSU İş Yeri Temsilcisi


Türkiye’deki emekçiler, derinleşen yoksulluk, düşük ücret dayatması ve artan hayat pahalılığıyla büyük bir çıkmazda. İşçiler, emekçiler, emekliler ve gençler her geçen gün daha da yoksullaşıyor ve tüm bunlara karşı toplum sessiz kalmıyor.

Haksızlıklara ve hukuksuzluğa tepki göstermek için örgütlü ya da örgütsüz, partili ya da partisiz binlerce insan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyondan sonra sokaklarda buluşuyor.

Peki, böyle bir süreçte en güçlü tepkiyi vermesi gereken sendikalar nerede? Elbette mücadeleyi sürdüren, sesini yükselten sendikalar var. Ancak sendikaların büyük bir bölümü, on binlerce üyeye sahip olmalarına rağmen yalnızca birkaç yönetici ve iş yeri temsilcisiyle, büyük flamalar taşıyarak varlık göstermeye çalışıyor. Siyasal iktidarın hukuksuzluklarına karşı alanlara çıkmaktan dahi kaçınıyorlar.

Bugün konfederasyonları ve alt birimlerindeki yönetimleri şekillendirenler, bu tablonun hesabını vermek zorundadır. İşçilerin haklarını savunması gereken sendikalar, siyasi partilerin arka bahçesi haline gelmiş durumda. İşçiye güven vermekten uzak, kendi içine kapanmış, etkisiz yapılar haline geldiler.

Antidemokratik uygulamalar her geçen gün artarken, sendikalar birleşik ve güçlü bir mücadele örgütlemek yerine, ancak toplumsal tepki büyüdüğünde kısmen harekete geçiyor. Ancak geç kalmış bu hamlelerin artık hiçbir inandırıcılığı yok.

Mesele yalnızca Ekrem İmamoğlu meselesi değil. Baskıcı ve ceberut sermaye iktidarı, insanca yaşayacak ücret ve yaşam koşulları için mücadele eden işçileri de özgürlükleri ve hakları için mücadele eden toplumsal kesimleri de ezmeye çalışıyor. Türkiye bir yol ayrımında. İşçiler, emekçiler ve halk ya dayatılan yoksulluğa, düşük ücretlere ve hayat pahalılığına razı olacak ya da birleşerek insanca yaşamı ve demokratik bir geleceği inşa edecek.

Bu süreç, sendikalar açısından da bir dönüm noktasıdır. Ancak siyasal iktidara, işverenlere veya belirli siyasi partilere bağımlı hale gelen sendikalar, işçilerin ve emekçilerin en güçlü silahı olan genel grev ve direniş çağrısı yapmaktan bile aciz durumda.

DİSK’e bağlı Genel-İş İzmir şubelerinin 28 Mart 2025 Cuma günü yaptığı yarım günlük iş bırakma eylemi, geç kalmış da olsa kıymetlidir. Ancak yeterli değildir; günü kurtarmaktan öteye gitmiyor. Bu eylemler, daha geniş ve yaygın bir şekilde iş yerlerinde örgütlenerek, iktidarın irade gasbına karşı güçlü bir mücadele hattına dönüştürülmelidir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve bazı ilçe belediyelerinde süren toplu iş sözleşmelerinin grev aşamasında olduğu unutulmamalıdır. Bu gündemler ve 1 Mayıs gündemiyle şube ve bölge temsilciler kurullarının toplanması artık elzem bir hale gelmiştir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik hukuksuzluk nedeniyle yalnızca son bir hafta içinde işçiler ve emekçiler yüzde 15 daha fazla yoksullaştı. Artık susamayız. İş yerlerimizde sendika tabelalarına takılmadan, emek mücadelesinde dayanışmayı büyütmeliyiz. Bu gidişata karşı sesimizi yükseltme zamanı geldi!

Evrensel'i Takip Et