EMEP: 'Sömürüden kurtuluş sermaye sınıfına karşı kesintisiz mücadeleden geçiyor'
Emek Partisi saray rejiminin faşist bir rejim kurma hayallerini yenilgiye uğratmak ve demokratik kazanımları korumak için örgütlü ve birleşik mücadele çağrısı yaptı.

Fotoğraf: Evrensel
Emek Partisi saray rejiminin faşist bir rejim kurma hayallerini püskürtmek, yenilgiye uğratmak, tek adam rejimini yıkmak ve demokratik kazanımları korumak ve inşa etmek için örgütlü ve birleşik mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.
Açıklamada son gelişmelerin milyonları sokağa, demokratik bir ülke mücadelesinin içine çektiği ifade edildi. Sorunların tek çözüm yerinin sandık olmadığı, sandık iradesinin gasp edildiği yerde onun bile korunmasının genel bir eylemle, birleşmiş bir halk hareketiyle yenilebileceğinin de bilince çıkarıldığı bir sürecin yaşandığı belirtildi. İnsanca yaşanacak bir ücret ile insanca yaşam için birleşen işçi sınıfının yoksulluğu kabul etmeyerek geleceğini güvence altına alabileceği ifade edilen açıklamada talepler şöyle sıralandı:
- Baskı ve gözaltıların son bulması,
- kayyım politikalarının durdurulması, seçme ve seçilme hakkının güvence altına alınması, halk iradesiyle seçilen belediye başkanlarının tekrar göreve dönmesi,
- basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması,
- gösteri ve yürüyüş hakkının sınırsızca kullanılması,
- tutukluların serbest bırakılması, genel siyasal affın çıkarılması,
- halka karşı suç işleyenlerin yargılanması,
- sendika hak ve özgürlüklerin sınırsızca kullanılması,
- örgütlenme hakkı, grev yasaklarının son bulması...
Emek Partisi'nin açıklaması şöyle:
"Her yeni güne bir saldırı dalgasıyla uyanıyoruz. Sendikacı, gazeteci tutuklamaları, grev yasakları, kolluk güçlerinin demokratik hak ve özgürlüklerinin kullanmalarına, gösteri hakkına karşı uyguladıkları baskı ve zorbalıklar, zamlar, Kürt illerinde DEM Parti, İstanbul'da CHP belediyelerini görevden alma, kayyım atama süreçleri devamında, İBB Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasına uzandı. Rejim; faşist bir devlet yapılanması için yargıdan polise hemen her alanda halkın çıkarına değil tek adamın, sarayın çıkarlarını öne alan politikalarını ve temsil ettiği sermaye sınıfının, uluslararası emperyalist kapitalist devletlerin bölgesel gücü rolünün de gereği olarak adımlarını hızlandırmış durumda. Saldırıların son halkası ise toplumun çoğunluğu tarafından "19 Mart darbe girişimi" olarak adlandırılan İstanbul büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyelerine uzanan tutuklamalar oldu.
Yıllardır lokal kalan ama ekonomik politik saldırılar karşısında susmayan başta işçi sınıfının eylemlilikleri, çevre mücadelesi, kadınların baş eğmeyen tutumları bu biriken sorunların da etkisiyle öğrencileri de kapsayarak büyük bir toplumsal patlamaya neden oldu. Son operasyon büyük bir tepkiyle karşılandı; başta üniversite gençliği olmak üzere Saraçhane'de başlayan gösteriler İzmir ve Ankara'nın yanı sıra başka birçok şehire ve semtlere yayılarak milyonları sokağa, demokratik bir ülke mücadelesinin içine çekti. Sorunların tek çözüm yerinin sandık olmadığı, sandık iradesinin gasp edildiği yerde onun bile korunmasının genel bir eylemle, birleşmiş bir halk hareketiyle yenilebileceğinin de bilince çıkarıldığı bir süreç yaşandı, yaşanıyor.
Politik taleplerle başlayan eylemler
Saray iktidarının kendi mevzisini koruyup kalıcılaştırmak için başvurduğu ilk yöntem İmamoğlu'nun tutuklanması değildir. Toplumsal alanı ve siyasi güçleri dizayn etmek için uygulanan daimî şiddetin dozu adım adım artırılmış, gözaltı, tutuklama, polis müdahalesi ve sansür hiç eksik olmamıştır. Ancak Erdoğan'ın dediği gibi İmamoğlu heybeye atılan turpların büyüğüdür. Bu politik cüret Erdoğan'ın başında olduğu tek adam rejiminin köşeye sıkışmışlığının da göstergesidir.
Her şeyden önce Ortadoğu'da kısa süre içinde değişmeye yüz tutan, değişik yoğunluklarda süren Suriye'nin siyasi statükosunda emperyalist güçlerin anlaşmalarına dayalı değişim sürecinde iktidarın, halkı da ortak etmeye çalıştığı yayılmacı hayallerinin gerçekleşmemesi; İsrail'in Filistin halkına uyguladığı katliam sürerken siyonist devlete lojistik ve mühimmat desteği sağlayan Türkiye yönetiminin iki yüzlü politikalarının faş olması; Ukrayna'daki savaşa arabuluculuk yapmak için uğraşırken Zelenski'nin bile çağırılmadığı sözde barış masasında bu ülkenin paylaşılması ve paylaşım savaşı ve etkilerinin yayılacağının işaretleri bu sıkışmanın bölgesel nesnel koşullarını oluşturmaktadır.
İçeride ise yıllardır terörle mücadele kartını hem iç politikada hem de Ortadoğu'nun geleceği için yapılan zirvelerde kullanan Saray rejimi'nin küçük ortağının öncülük yaptığı adına 'süreç' denen ve Kürt hareketine yeni bir yön tayin etmeyi zorlayan girişim, iktidar bloğunda hem de yakın çevresindeki siyasi yelpazede milliyetçi-ırkçı reflekslerin ortaya çıkmasını tetiklemiştir.
Türkiye ekonomisi ise maliyenin başına rica minnet atanan kayyumun uyguladığı yapısal düzenlemelere rağmen iktidarın ve sermayenin istediği istikrara kavuşamadı. Dövizi stabil tutabilmek için uygulanan para politikalarına, yandaş tekellere sağlanan ayrıcalıklar, arazi ve yatırım satışları, swap anlaşmaları, sağdan soldan dilenen paralar borç açığını gidermeye yetmediği gibi, iç tüketimin kısılmasına yönelik hamleler emekçileri açlık sınırına yakın ücretlere mahkûm etmiştir.
Saray iktidarı paylaşım savaşında halktan fedakârlık talep ettiği yayılmacı hamlelerini, emekçilere sürekli yüklü bir fatura, düşük ücret ve vergi olarak dönen ekonomi politikalarını sürdürebilmek için şiddetten başka kullandığı araç kalmamıştır. Irkçı şoven partilerin, cemaat ve tarikatların açık ya da zımni ittifakı anlamına gelen saray iktidarı bürokrasiyi, yargıyı, orduyu, güvenlik mekanizmasını, diyanet vb. kurumları da seferber ederek halka ve emekçilere yönelik baskı ve zulmü sürekli artırmaktadır.
Halkın politikaya doğrudan ve sokakta müdahalesi
Saray rejimi grevsiz, sendikasız, seçimsiz, muhalefetsiz bir dikta rejimine hızla geçmeyi istemektedir ve İBB'ye yönelik 19 Mart operasyonu bu amaca ulaşmak için yapılan, cüretkâr bir adımdır. Ancak bu hamle bıçağın tam da halkın boğazına dayandığı sırada gerçekleşmiştir.
Halkın herhangi bir direnç göstermeye cesaret edemeyeceğini ya da ortaya çıkan irili ufaklı tepkileri bastırabileceğini zanneden tek adam rejimi doğrudan doğruya bu iktidarı sorgulayan yaygın kitle eylemleriyle karşılaştı. Saray rejimini köşeye sıkıştırmış olan kendi politikaları Saraçhane'de başlayan eylemlerin dinamosu olmuş, halk tepkisinin yakıtı haline gelmiştir. Nitekim çok sayıda gözaltı ve tutuklama yapılmasına karşın Saray iktidarının duraksamasına yol açan bir güç ortaya çıkmıştır.
Halkın tepkisi Ekrem İmamoğlu'nu da aşan bir talepler bağlamında gelişti. Milliyetçi-ırkçı jargonla eyleme damga vurmaya çalışan lümpen kesimlerin ajitasyonuna rağmen özünde üniversiteli öğrencilerin ağırlıkta olduğu hareketin nesnel içeriği demokratik ve özgürlükçüdür. Milyonlarca insan İstanbul rantına el koymak, cumhur ittifakı bloğunun iktidarını korumak için düzen içi ama en yakın siyasi rakibini elemekten kaçınmayan Cumhurbaşkanı'nın istifası, demokratik ve özgürlükçü bir rejimin kurulması, adil bir ülkede yaşamak isteği eylemlerin başlıca talepleridir. Politik muhtevasıyla birçok toplumsal tepkiyi aşan bir niteliğe sahiptir.
Gaziantep tekstil işçilerinin eylemleri ve Birleşik Metal İş'e üye işçilerin bir süre önce grevlerini yasaklayan iktidar son zamanlardaki en önemli karşı çıkışla karşılaşmış; işçiler yasağa rağmen grevlerine ve eylemlerine devam etmişlerdir. Bu işaret fişeği iktidarın eskisi gibi yönetemediğini ama emekçi sınıfların da eskisi gibi yönetilmek istemediğinin işareti olmuştur. Metal ve tekstil işçilerinin tavrının bir istisna değil genelleşen bir eğilimin işareti olduğunu kanıtlayan Saraçhane sürecidir.
Ağır enflasyon koşullarının hızla yoksullaştırdığı, işçi ve emekçilerin OVP ve 12. Kalkınma Planı gibi savaş planlarıyla yürütülen Erdoğan-Şimşek kemer sıkma programına karşı duyduğu öfke birikerek büyüyen bir karşılaşmayı hazırlamaya devam ediyor. Geleceği çalınmış, kötü eğitim, diplomalı işsizlik, barınma ve geçinme sorunları, MESEM sömürüsü, siyasal kayırmacılıkla dışlanma, işsizlik ve çok düşük ücretler, özgürlüklerin kısıtlanması gibi sayısız sorunla kuşatılmış gençlik kitleleri için de bardak taşmıştır. 19 Mart sonrasındaki gelişmelerin yönünü belirleyen önemli etkenlerden biri de budur.
Beklemediği yerden sınanan Saray iktidarının küçük ortağı eylemlerin büyümesi halinde kitlelerin karşısına başka güçlerin çıkabileceğini ima ederek halkı neredeyse tehdit etmektedir.
Ancak tek adam rejimi içerden ve dışardan çürüme emareleri göstermektedir. Uygulamaları ile Kürt ve Türk her dilden cinsiyetten ve mezhepten emekçilerin birleşik mücadelesinin zemini genişlemektedir.
İşçi sınıfını ve emekçileri ağır ekonomik koşullarda yaşamaya zorlayan iktidar İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerdeki rant ve kar kaynaklarını, halkın ortak mülkiyeti olan tesis ve arazileri, belediyelerin birikimlerini istediği gibi yağmalayabilmek ve halkın tepkisini bastırabilmek için fabrikalardan meydanlara, yaşam alanlarından üniversitelere kadar her alanı kuşatmaya çalışsa da artık ok yaydan çıkmıştır.
OVP gibi bir sömürü planıyla İBB'ye kayyum atama hamlesi bir ve aynı hedefin parçasıdır. Siyasal rakibini hapse tıkabilmek için 4 günde 30 milyar dolara yakın hazine rezervini yakmayı göze alan saray iktidarının ekonomik zorlukları işaret ederek demokrasi ve ekmek mücadelesini birbirinden koparmaya, bağlantısızlaştırmaya yönelik çabaları boşa çıkacaktır.
Saray rejiminin politikalarını, faşist bir rejim kurma hayallerini püskürtmek, yenilgiye uğratmak, bu rejimi yıkmak ve demokratik kazanımları hem korumak hem de inşa etmek halkın örgütlü-birleşik mücadelesine bağlıdır.
Çağrımızdır!
Sömürüden kurtuluşun yolu işçi ve emekçilerin sermaye sınıfına karşı kesintisiz bir mücadele içine girmelerinden geçiyor. Yürütülen bu mücadelenin önemli araçlarından birisi, genel grev ve genel direniştir. İşçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanmasıdır.
Tek adamın ve saray iktidarının elinde sopaya dönüşmüş yargı sistemine karşı, yargının gerçek anlamda bağımsız olması için hâkim, savcı ve yargıçların halk tarafından seçildiği, görevden alınabildiği bir demokratik sistem mümkündür.
İnsanca yaşanacak bir ücret ile insanca yaşam için birleşen işçi sınıfının fabrikalardan başlayan, halkın semtlere yayılan yoksulluğu kabul etmeyerek geleceğin güvence altına alabilir.
* Baskı ve gözaltıların son bulması,
* Kayyım politikalarının durdurulması, seçme ve seçilme hakkının güvence altına alınması, halk iradesiyle seçilen belediye başkanlarının tekrar göreve dönmesi,
* Basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması, gösteri ve yürüyüş hakkının sınırsızca kullanılması,
* Tutukluların serbest bırakılması, genel siyasal affın çıkarılması,
* Halka karşı suç işleyenlerin yargılanması için,
* Sendika hak ve özgürlüklerinin sınırsızca kullanılması, örgütlenme hakkı, grev yasaklarının son bulması için,
En geniş işçi ve emekçi birliğini sağlamak için, emek ve demokrasi güçlerinin ortak bir mücadele cephesinde birleşmesi ile mümkün olur. Bu insanca yaşamak ve demokrasi isteyen herkesin sorumluluğudur.
Bunun için;
İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs'ta, erkek, kadın, genç, Türk, Kürt her milliyetten işçi ve emekçiye çağrımız; iş ekmek ve özgürlük için birleşelim ve mücadeleyi büyütelim! Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Unutmamak gerekir ki işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesinin karşısında hiçbir güç duramaz, duramayacaktır." (Politika Servisi)
Evrensel'i Takip Et