3 Nisan 2025 19:30

Kazanımlar nasıl gelir: Genel grev mi, boykot mu?

Sermaye birikimi boykotları telafi edebilecek güçtedir, damar tıkansa dahi akış bir nebze devam eder; grevlerse kapitalistlerin damarını tıkar, acilen aksiyon almaya zorlar.

Kazanımlar nasıl gelir: Genel grev mi, boykot mu?

Fotoğraf: Pixabay

Nazlı

ODTÜ

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve muhtemel muhalefet cumhurbaşkanı adayı olan Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasıyla üniversite öğrencileri başta olmak üzere çeşitli kesimler hak arama sürecine girdi. İlk günden itibaren başta Ankara ve İstanbul olmak üzere ülkenin dört bir yanında yoğun polis müdahalelerine rağmen eylemler düzenlendi. Bunların yanında üniversite kampüslerinden ve muhalefet cephesinden başka sesler de yükseldi: Genel grev ve boykot.

Boykot toptan manasız değil

Son günlerde, CHP tarafından başlatılan boykot kampanyası gündemde geniş yankı buldu. İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından birçok muhalif kesim hükümete karşı ekonomik bir tepki koymanın yollarını ararken, CHP yurttaşları belirli şirketleri ve markaları boykot etmeye çağırdı. Bu kampanya, iktidara yakın sermaye gruplarına karşı ekonomik baskı oluşturmayı amaçlarken, toplumun geniş kesimlerini bu sürecin bir parçası haline getirmeyi hedefliyor. Boykotun gücü tartışılırken üretimden gelen gerçek gücün kullanılmasının gerekliliği ana konu olarak karşımıza çıkıyor.

Grev ve boykot eylemleri, emekçilerin tarihsel mücadelesinde sadece ekonomik taleplerin değil, aynı zamanda siyasal hakların kazanılmasında da en etkili araçlar olmuştur. Kapitalist üretim ilişkilerinin emek üzerindeki denetim ve tahakkümünü kırmanın en güçlü yollarından biri üretimden gelen gücün örgütlü biçimde kullanılmasıdır. Bu noktada grev, doğrudan üretimi durdurarak sermaye birikim sürecine müdahale ederken; boykot, tüketim ve hizmet alanında sermayeye karşı baskı oluşturmak açısından önem taşır.

Boykot aksatır, grev durdurur

Boykot, halkın gündelik yaşam içindeki tüketim gücünün politik bir tavra dönüşmesini sağlayan ve başarılı olduğunda muhatabını geri adım attıran etkili bir eylem biçimidir. İnsanlar bir ürünü, markayı ya da kurumu boykot ettiğinde sadece tüketimden değil; aynı zamanda o kurumun temsil ettiği politikalardan da vazgeçtiğini ilan ederler. Boykotlar, örgütlü ve uzun süreli olarak hayata geçirildiğinde iktidarı ve destekçilerini sarsacak güce erişme potansiyeline sahiptir. Ancak boykotun gücü, grevle kıyaslandığında sınırlıdır. Çünkü kapitalistler üretip bir pazarda satamazsa zarara uğrasa dahi hayatını bir süreliğine devam ettirebileceği başka pazarlar bulabilir, ancak üretimin kesilmesi kârın yok olması demektir.

Kapitalist düzen bu sebeple emeği ucuzlatarak, işçileri örgütsüz hale getirerek, hak arama yollarını tıkayarak varlığını sürdürmeye çalışır. Çünkü kapitalist sistem gücünü üretimden elde ettiği kârdan alır. Kapitalistlerin sermaye birikimi boykotları telafi edebilecek güçtedir, damar tıkansa dahi akış bir nebze devam eder; grevlerse kapitalistlerin damarını tıkar, acilen aksiyon almaya zorlar. Ayrıca grev, yalnızca işçilerin üretimi durdurması anlamına gelmez; aynı zamanda sömürüye karşı kolektif bir başkaldırıyı simgeler. Bu nedenle otoriter rejimler, grevi en büyük tehditlerden biri olarak görür ve yasalarla, polis şiddetiyle veya medya manipülasyonlarıyla grevleri engellemeye çalışır.

Tarihsel örneklere bakıldığında, büyük çaplı toplumsal dönüşümlerin çoğu genel grevler sonucunda gerçekleşmiştir. 1968 Fransa genel grevi, yalnızca ekonomik taleplerin değil, siyasal özgürlüklerin kazanımında da önemli bir rol oynamıştır. Türkiye tarihinde de 15-16 Haziran gibi büyük grevler, sermaye sınıfı ve devletin işçi haklarını baskılamasına karşı etkili yanıtlar olmuştur.

Genel grev en iyi aracımız

Bugün, İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreç, yalnızca bir yerel yöneticiye yönelik hukuksuz bir saldırı değildir. Bu, aynı zamanda demokratik hakların gasp edilmesine, halkın iradesinin hiçe sayılmasına ve otoriterleşmeye karşı bir mücadele alanıdır. Dolayısıyla, bu sürecin yalnızca tüketim boykotlarıyla sınırlı kalması yeterli değildir. Sermaye, ancak üretimin durmasıyla, yani genel grevle gerçek bir baskı altına alınabilir.

Grev ve boykotun birbirini tamamlayan yönleri olmakla birlikte, mevcut baskı rejimi karşısında en etkili yanıtın üretimden gelen gücü kullanmak olduğu açıktır. Şirketlerin ürünlerini almamak bir mesaj verebilir; ancak o şirketlerde çalışan işçilerin üretimi durdurması, doğrudan bir güç gösterisidir. Bu yüzden, tüm emekçileri, sendikaları, öğrenci örgütlerini ve ilerici kesimleri yalnızca boykota değil, üretimi durdurmaya, yani genel greve çağırıyoruz. Çünkü gerçek değişim, yalnızca tüketimden değil, üretimden gelen güçle mümkündür! Günlerdir ablukada olan ODTÜ’den atanmışlara karşı, hukuksuzluğa karşı, gözaltılar ve tutuklamalarla baskılanmaya çalışılan sıra arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu söylüyor ve haklarımız için haykırıyoruz: “Genel grev, genel direniş!”

Evrensel'i Takip Et