3 Nisan 2025 19:33

Bir olay, bir kavram: Devlet, polis ve polis şiddeti

Bir sınıfa şiddet uygulanması, onu belirli bir yönelime zorlamak için bir araçtır. Şiddet uygulayan tarafın bundan çıkar sağlaması gerekir.

Bir olay, bir kavram: Devlet, polis ve polis şiddeti

Fotoğraf: MA

Bir olay: 19 Mart’ta başlayan eylemler ve devletin tepkisi

18 Mart’ta İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının İstanbul Üniversitesi yönetiminin kararıyla iptal edilmesinin ardından İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin diploma iptaline karşı polis barikatlarını aştığı protestolarıyla başlayan, dalga dalga büyüyen kitlesel eylemler gerçekleşti.

Eylemler sürecinde kimyasal gazların, plastik mermilerin, TOMA’ların kullanıldığı polis şiddeti ciddi bir biçimde devam etti. Tüm Türkiye’de büyük çoğunluğu 2911 sayılı kanun maddesi gerekçe gösterilerek toplamda 2000’e yakın kişi ev baskınları ve eylemler esnasında gözaltına alındı. 301 öğrenci tutuklandı; pek çok öğrenciye ev hapsi, adli kontrol ile serbestlik ve yurtdışı yasağı verildi. Kadınlar gözaltında polis tarafından tacize, şiddete ve çıplak aramaya maruz bırakıldı. Cezaevlerinde tutukluların bazılarına kantin yasak durumda, gardiyanlar ve koğuş ağalarının şiddet uyguladığı bildiriliyor.

Bir Kavram: Devlet, polis ve polis şiddeti

Devlet, sınıf farklılıklarının bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve yalnızca sınıflı toplumlara özgü bir yapı olmuştur. Temel işlevi, egemen sınıfın ezilen sınıflar üzerindeki baskısını ve tahakkümünü sürdürmesidir. Maddi gücü elinde bulunduran sınıf, devlet aygıtını da kontrol eder ve bu sayede toplum üzerindeki hâkimiyetini korur. Sınıflar arasındaki çelişkiler uzlaşmaz olduğu için, bu egemenlik sürecinde şiddetin kullanımı kaçınılmaz hale gelir. Devlet tarafından uygulanan şiddet, sınıf mücadelesinin doğrudan bir yansımasıdır. Ezilen sınıfların sömürülmesini ve baskı altında tutulmasını sağlamak amacıyla devlet, siyasal zor aygıtlarını devreye sokar.

Devletin tekelinde bulunan toplumsal şiddetin kökeni incelendiğinde, bunun toplumsal bir zorunluluktan doğduğu görülür. Örneğin, bireyler arasındaki kavgalar tesadüfi faktörlere bağlı olabilir; ancak sınıfların karşı karşıya geldiği toplumsal mücadelelerde, belirleyici olan rastlantılar değil, tarihsel zorunluluklardır. Bir sınıfın diğerini baskı altına alabilmesi için gelişmiş şiddet araçlarına sahip olması gerekir. Bununla birlikte, bu şiddet amaçsız bir şekilde değil, belirli çıkarlar doğrultusunda uygulanır. Bir sınıfa şiddet uygulanması, onu belirli bir yönelime zorlamak için bir araçtır. Şiddet uygulayan tarafın bundan çıkar sağlaması gerekir; örneğin, ezilen sınıfın emeğini kendi çıkarı doğrultusunda sömürebilmesi için onun üzerinde baskı kurması kaçınılmazdır.

Modern devletin baskı aygıtları, kutsal bir otoriteye veya devletin “baba” figürü gibi görülmesine dayanmaz; aksine, egemen sınıfın ekonomik çıkarları doğrultusunda şekillenir. Burjuvazi, hâkim olduğu devlet aygıtının bütçesini de bu doğrultuda düzenler. Örneğin, polis teşkilatına biber gazı, zırhlı araçlar ve benzeri ekipmanlar için yapılan harcamalar, toplumun ihtiyaçlarından ziyade burjuvazinin çıkarlarını korumaya yöneliktir. Devletin uyguladığı şiddet, yalnızca ekonomik gücün bir sonucu olmakla kalmaz, aynı zamanda onun devamlılığını sağlayan bir araç işlevi görür. Buradaki temel amaç, ekonomik egemenliği sürdürmek ve güvence altına almaktır.

Modern devletlerde hükümetler, burjuvazinin çıkarlarıyla ne kadar örtüşürse, onlara yönelik her tehdit aynı zamanda burjuva sınıfının ayrıcalıklarına yönelmiş bir tehdit haline gelir. Örneğin, devletin kolluk kuvvetlerinin grev yapan işçilere şiddet uygulaması, işçilerin taleplerinden vazgeçip patronların çıkarları doğrultusunda çalışmaya devam etmelerini sağlamaya yöneliktir. Benzer şekilde, Gezi Parkı protestoları sürecinde görüldüğü üzere devlet şiddeti, bir holdinge ait AVM projesiyle halkın kamusal alan talepleri arasındaki çatışmada belirginleşmiş, sonrasında ise doğrudan hükümet ile halkın karşı karşıya gelmesine yol açmıştır. Günümüzde de Saraçhane, Güvenpark ve Bornova gibi yerlerde genç nesiller bu devlet şiddetini deneyimlemektedir. Devletin uyguladığı şiddet, yalnızca hükümetin varlığını koruma çabası gibi görünse de, hükümet ile sermaye sınıfı arasındaki bağlar dikkate alındığında bu yanıltıcı algı ortadan kalkar. Sonuç olarak, devletin şiddet tekelinin asıl amacı, egemen sınıfın ekonomik gücünü korumak, pekiştirmek ve yeniden üretmektir.

Evrensel'i Takip Et