AKP’yi milliyetçi söylemler mi yıkacak?
İçinde bulunduğumuz süreç, hedef şaşırtmaya mahal verilmemesi gereken bir süreç. AKP-MHP faşizminin yenilmesini isteyenler mücadele hattını netleştirmek adına da çabalamalı.

fotoğraf:Evrensel
Murat
Bilkent Üniversitesi
Tek adam iktidarının İmamoğlu'nun diplomasının iptali ve ardından gözaltına alınıp tutuklanmasını izleyen süreçte tırmandırılan ekonomik kriz, baskı ve yasaklara karşı gençliğin mücadelesinin bir dönemecini gözlemliyoruz. Kampüslerinde kitlesel eylemliliklerini boykotlara çeviren gençler, sokaklara taşıdıkları eylemlerle mücadelesini büyütüyor; ısrarla iktidarı devirecek mücadele hattını işçilerle el ele, genel grev çağrılarıyla örebileceklerini belirtiyorlar. Geçtiğimiz günlerde ise bu öğrencilere kampüslerde ve sokaklarda ülkücü, faşist çeteler tarafından çeşitli saldırılar ve kışkırtmalar düzenlendiğine, alanlarda artan sayıda bozkurt işaretine ve Kürt halkına yönelik ayrıştırıcı söylemlere tanık olduk.
Mücadelede “bölücülük” yapan milliyetçiler
Alanlarda Kürt halkına yönelik “teröre geçit vermeme” altında meşrulaşan ayrıştırıcı söylem ve tavırlara tanık olduk. Eylemleri kendi siyasi söylemlerine güç ve kitle kazandırabilmek adına Abdullah Öcalan, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş gibi süreçle ilgisi olmayan odaklara yönlendirmeye çalışan örgütlü provokatör gruplar da mevcuttu. “Milliyetçi” olarak kendilerini pazarlayan bu gruplara o zaman sormak gerekir, İmamoğlu’nu göz altına alarak milletin demokratik iradesini gasp eden Öcalan veya Demirtaş mıydı? Keza aynı biçimiyle, bugün demokratik hakları için direnen öğrenci arkadaşlarımızı göz altına alan göklere çıkarılan “devletimizin polisi” değil de DEM Parti miydi? Sorulara verilemeyen cevaplar, bu grupların çabalarının Erdoğan iktidarın karakteristik özellikleri haline gelmiş yoksulluk, baskılar ve yolsuzluğa karşı başlayan eylemleri bilinçli bir hedef şaşırtma stratejisiyle esas amacından saptırmak için gerçekleştirildiğini ortaya çıkaracaktır.
Bir yanda da eylemlerin ana kitlesi olarak iktidarın devleti laik zemininden uzaklaştırdığı, son dönemde ise PKK ile müzakere yaptığı için de iktidarı kabahatli bulan ve alternatifi geçmişin “Atatürkçü” devlet kodları doğrultusunda “Mustafa Kemal’in askeri” olmak gayesinde bir gençlik var. Bu kitlenin yücelttiği Mansur Yavaş’ın söylemleri de bu doğrultuda Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarında polis tarafından dağıtılan “pamuk şeker” üzerinden yaratılan bir kutuplaştırma oldu. Burada belki de bilinçli ve örgütlü biçimde bir provokasyon çabası olmasa da bu şekilde bir kutuplaştırma, aynı hedef saptırma çabasına hizmet ediyor. İçinde bulunduğumuz süreç, hedef şaşırtmaya mahal verilmemesi gereken bir süreç. Bu süreçte AKP-MHP faşizminin yenilmesini isteyenler mücadele hattını netleştirmek adına da çabalamalı.
Ortak mücadele hattını ören sosyalistlerdi
Esasında mücadeleyi zaferle taçlandıracak hayatı durdurma formülünü, her alanda toplumsal bir mücadeleyi örgütlemeye uğraşan sosyalizmi de tanımayan bu gençler, hiç tanımadıkları bir ideolojiye düşman kesiliyor. Eylemleri en başından beri ilmek ilmek örgütleyen, en geniş öğrenci birlikteliklerinin yollarını kampüs kampüs forumlarda tartışan ve öğrencilerin geniş kapsamda örgütlü hareketini sağlamaya çalışan sosyalistleri tanıdıkça beraber hareket etmeye daha da sıcak bakıyorlar. Gerçekten de çıkarlarının faşizme ve devletin baskı aygıtlarına karşı beraber yürümekte, kampüslerde mücadeleyi öğrenciler için kazanımla sonuçlandıracak mekanizmalar kurmakta olduğunu tartıştıkça ortak bir zeminde uzlaşmanın en mantıklı seçenek olduğu anlaşılıyor.
Gençlik, kendi mücadelesini kitlesel şekillerde tartışarak tek adam iktidarının yıkılmasına kanalize etmeye çalışırken genel boykot ve genel grev çağrılarını büyütüyor. Bu çağrılar iktidarın durmaksızın beslendiği çarkları durdurmaya yönelik tartışmalar. Kesin olarak öne çıkan tartışmalardan birisi ise boykotun tek başına yetersiz kalacağı ve işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanması, öğrenciler ve işçilerin el ele mücadeleyi örmesi gerektiği. Tam olarak buralarda iktidarın ve milliyetçi saldırıların yoğunlaştığını görebiliyoruz. Alanlardan genel grev çağrılarını büyüten sosyalist gençler şafak operasyonları ile tutuklanıyor, hedef gösteriliyor. Çünkü iktidar da, sermaye bekçisi milliyetçi çeteler de halkın eline geçecek güçten korkuyor, elindeki tüm olanaklarla bu mücadele hattını bastırmak için çabalıyorlar. Ancak bizleri yıldıramadıkları gibi sadece yol haritamızın ne kadar haklı olduğunun altını çiziyorlar. Dolayısıyla önümüzdeki süreç, halkın iradesini ve örgütlü gücünü kendi kutup yıldızı belirleyen gençliğin mücadelesini büyütmesiyle şekillenmek zorundadır.
Evrensel'i Takip Et