3 Nisan 2025 20:02

Birikmişleri ve biriktirdikleriyle: Boğaziçi’nin son 2 haftası ve sonrası

Bölüm bölüm açılan anketlerde iradesini boykota çıkmaktan yana koyan öğrenciler, ÖTK’lerden başlayarak bölüm boykot komiteleri kurmaya, önlerindeki süreci planlamaya başladı.

Birikmişleri ve biriktirdikleriyle: Boğaziçi’nin son 2 haftası ve sonrası

Gizem SERT ve Engin Poyraz ERDEM

Boğaziçi Üniversitesi

Üniversite gençliği, bir haftayı aşkın süredir tek adam iktidarının antidemokratik uygulamalarına, baskı ve saldırılarına karşı kampüste, sokakta, meydanda. İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve hakkındaki gözaltı kararının üzerine ODTÜ ve Galatasaray Üniversitesinin (GSÜ) yaptığı boykot çağrısı akademinin yüksek taş duvarlarında yankılandı; kampüslerde bilindik hayat durdu, öğrenciler şimdi nereye sorusuyla boykotu örgütlemek için kolları sıvadı.

Boğaziçi’den İstanbul Üniversitesine: Beyazıt çağrısı

İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 28 kişinin diplomalarının hukuksuzca iptali ardından İÜ öğrencilerinin çağrısıyla tüm İstanbul üniversiteleri Beyazıt Meydanı’na yürümek üzere buluştu. Bu çağrıya kulak verenler arasında, üniversitelerinin ÖTK’sinin çağrısıyla bir araya gelip Beyazıt Kampüsü’ne pankartlarıyla yola koyulan Boğaziçili öğrencileri de vardı.

Boğaziçi öğrencilerini sokağa döken veyahut boykota çıkaran, ne yalnızca İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve gözaltına alınması ne de bu bir haftada tek adam iktidarının copunda, biber gazında, barikatında somutlaşan siyasal baskı, şiddet ve sindirme politikasıydı; fitil, son bir haftaya sıkışmış gündemle ateşlenmedi. Üniversitemiz, kayyum rektör yönetimlerinin okulumuza girdiği 2021’den beridir öğrenci hareketinin bir parlayıp bir sönmesiyle kaynamakta. İktidarın uzantısı olan okul yönetimi öğrencilerin ihtiyaçlarına değil sermayedarların kârına kampüs içinde nispeten ucuza yiyecek ve içeceğe ulaşılabilen Kuzey Kafeterya’yı kapatıp EspressoLab iltisaklı Ethos Cafe’yi açması ile gösterdi. Bu öğrencilerden büyük tepki toplamış, öğrencilerin işgal olarak nitelediği eylemlerle kafede işletmenin satış yapmasına izin verilmemiş, forumlarda yan yana gelinmiş, talepleri doğrultusunda haftalarca eylemlerine devam etmişti. İşgal Kafe eylemlerine dair ortak açıklama yayınlayan kulüp ve toplulukların etkinlikleri ise bir aylığına iptal edilmiş, yönetim kurulları askıya alınmıştı. Bu ortak dertler, öğrencilerin öfke hanesine birikti; muhalif sesler ve şikâyetler nitelik değiştirdi, Boğaziçi öğrencisini bir hafta boyunca istikrarla sokağa ve boykota çıkaracak eylem biçimine dönüştü.

2021 Boğaziçi Direnişi’nin sönümlenmesinden itibaren yurt sorunundan yemekhane zamlarına, fakültelerin ayrılması kararından paraşüt akademisyen atamalarına kadar yakıcı sorunlarına müdahalede Boğaziçi öğrencileri ÖTK’yi kullanıyordu. Boğaziçi Üniversitesi; kendi bünyesinde resmî ÖTK mekanizmasına sahip olan ve seçimleri resmî olarak gerçekleşen tek üniversite. İlk gün İÜ’nün çağrısıyla Beyazıt yolu ÖTK’nin aracılığıyla tutuldu. Öğrenci mücadelesinin Boğaziçi’deki ayağının, barikatlar aşıldıktan ve ilk şaşkınlık atıldıktan sonraki ilk bilinçli tepkisi ODTÜ ve GSÜ’den yükselen boykot çağrısına, her bölüm ve fakülteden yükselen ÖTK’lar etrafında birleşerek cevap vermek oldu.

Barikatların aşılmasıyla Boğaziçi öğrencisinin kazandığı ufuk, eylem alanlarında yankılanan tek bir slogandan damıtılabilir: “Kurtuluş sandıkta değil sokakta!” Cılız da olsa ana akım siyasetin prangalarının bilincine varan ve ona müdahalenin aracını kuşanan, kendi siyasetini yapmayı deneyimleyen öğrenciler ilk Beyazıt çağrısından sonra Boğaziçi Üniversitesi kampüslerinde bölüm bölüm, fakülte fakülte boykotlarını örmeye döndü.

Beyazıt’tan kampüse dönüş: Boykot

Bölüm bölüm açılan anketlerde iradesini boykota çıkmaktan yana koyan öğrenciler, ellerinde bulunan ÖTK’lerden başlayarak bölüm boykot komiteleri kurmaya, önlerindeki süreci planlamaya başladı. Tüm bir üniversitenin iletişim ve koordinasyon ağlarını bölüm ve fakülte temsilcilikleri üzerinden ören Boğaziçi öğrencileri, önce bölümlerde boykot süreçlerinin planlanması için açık çağrılı bölüm toplantıları düzenledi. Boykota çıkmak için yeterince kuvvete, koordinasyona erişemeyen bölümlerin güç toparlayabilmesi için üniversitenin damar yollarında ÖTK’ler aracılığıyla gezinilen, tüm bölüm ve fakülteler arasında iletişim sağlanan bir hafta sonu geçirildi.

Boykot süresince birkaç bölüm ÖTK’ler için idealde hedeflenen aşamaya ulaştı. Örneğin Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencileri, ÖTK etrafında kümelenerek kurdukları boykot komitelerinde ilk haftanın başından sonuna kadar boykot alanı olarak belledikleri bölüm binalarının önünde alternatif bir kampüs ve akademiyi kurma şiarıyla çeşitli etkinlikler, forumlar, dayanışma şenlikleri, açık dersler düzenledi. Süreç boyunca boykota dahil olmaya dair çekinceleri olan öğrenciler derslere, laboratuvarlara, sınavlara girmemek konusunda ikna edildi. Hafta boyunca boykot süreçleri için çeşitli ihtiyaçları olan diğer bölümlerle ÖTK’ler üzerinden dayanışma ve paylaşım toplantıları düzenledi. Benzer bir süreç Sosyoloji, Tarih, Politika öğrencileri için de geçerli. İradesini seçilmiş birkaç temsilcide somutlamak ve sorumluluğun tamamını bu temsilcilere yüklemekten öte, kendi seçtiği ÖTK’lerle öncelikle kendi bölümlerinde sonralıkla bütün üniversitede boykotu örmekte sorumluluk alan öğrenciler, boykotta birinci haftayı böylece devirdi.

Peki bu boykot süreci bize ne anlatıyor? Boykot komitelerinin kurulması ve ÖTK’nin bu süreçte aktif biçimde işlemesi, aslında bir üniversitede bütün öğrencilerin parçası olabileceği kalıcı bir mekanizmanın varlığının, bütün bölümlerde, bulunduğumuz en yerel alanda örgütlü olmamızın, örgütlülüğe ihtiyaç duymamızın mücadelenin en kilit noktası olduğunu gösteriyor. Hareketi asıl kitleselleştiren, büyüten, değiştirme potansiyelini ortaya koyan tam da bu örgütlülük. En basit araçlardan başlamak üzere ÖTK gibi yapılar, aslında bizlere kendi özgürlüğümüzü yaratabileceğimiz araçlar sunarken, her eylemin bizlerin iradesiyle şekillendiği ve sonuçlarıyla beraber denetiminin de bizde olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Üniversiteyi üniversite yapanın öğrenciler olması ve üniversitenin nasıl olması gerektiğine de öğrencilerin karar vermesi, bugün bu boykot sürecinin de, ÖTK’lerin kurulmasının da bizim kendi yaşamımıza dair karar vermemizi, dolayısıyla hem demokratik bir üniversiteyi hem de demokratik bir ülkeyi kurmanın da en tabandan başladığını çok net gösteriyor.

Bulunduğumuz her alanda örgütlülüğümüzü büyütmeye

Boğaziçi öğrencileri günlerdir Beyazıt’tan Saraçhane’ye, Beşiktaş'tan Maçka'ya sloganlarıyla, kortejleriyle, talepleriyle demokratik ve özerk bir üniversite mücadelesini diğer üniversitelerle de birleştiriyor. Bugün kitlesel eylemleri yalnızca bir araya gelip tepki göstermekten ibaret görmemek, hareketin kendisini örgütlü ve hedefli bir şekilde büyütmek gerek. Kitlesel ve etkili bir hareket sadece kalabalık olmakla değil, o kalabalığın gerçekten neye karşı, ne için durduğunu bilmesi ve bu amacı gerçekleştirene kadar birlikte hareket etmesini gerektirir.

İşte bunun yolu da buraya kadar tartıştığımız boykotun büyütülmesinden, kurduğumuz boykot komiteleriyle birlikte ÖTK’nin üniversitedeki her bir öğrencinin katkısıyla büyütülmesinden geçiyor. Boykotu tatil olarak değil, gerçek bir akademinin ve bilimin nasıl olması gerektiğini anlatabilecek iradeyi göstereceğimiz, değişimin en ciddi potansiyelini taşıyan bir mücadele alanı olarak görmemiz gerekiyor.

Boğaziçi öğrencileri, yıllardır süregelen mücadeleyle bu konuda birikim kazandı ve bu birikim, tüm Türkiye'deki üniversiteler için örnek oluşturuyor. ÖTK’nin etkili bir biçimde işlediği bir sistemin sadece Boğaziçi’yle sınırlı kalmaması, diğer üniversitelerde de bu sistemin kurulmasına öncülük edilmesi gerekir. Yani Boğaziçili öğrenciler, sadece kendi kampüslerinde değil, diğer üniversitelerdeki öğrenci hareketlerinin de büyümesi için de bir sorumluluk altında. Boğaziçi öğrencilerinin bu noktada yapacağı katkı, sadece kendi kampüslerinde değil, tüm Türkiye’deki öğrenci hareketlerini bir araya getirecek bir ağ kurmak olacaktır.

Evrensel'i Takip Et