GSÜ’de işler değişti: “Bu okulda boykot var”
Sermayedarların düzeninde gün geçtikçe daha da sömürülen emekçilerle birlikte hayatı durdurmazsak bir şeylerin değişmeyeceğinin farkındayız. Bundandır “genel grev, genel direniş!” sloganımız.

Emre ATAOĞLU
Galatasaray Üniversitesi
İktidarın en güçlü silahlarından birisi bireyciliktir ve arzuladığı birey; toplumsallıktan uzak, etrafında olup bitenlere karşı tepkisiz, pasif kalması arzulanan bir biçimdedir, fısıltılar eşliğinde belki arka odalarda şikayetlerini dile getirecektir ancak esaas kendi hayatını kurtarmaya bakmalıdır. Ses çıkaranlarsa marjinal bulunup dışlanmalı, suçlanmalı, baskılanmalı ve onların yerine olaylara konformist bir tavırla yaklaşanlar çoğalmalıdır.
Galatasaray Üniversitesi'ndeki eylemlilik süreci ve sorunları aslında sadece 19 Mart sabahında başlamamıştı. Geçmişte de birtakım sorunlar için öğrenciler bu sorunları çözmek üzere girişimler de bulunsa da genel çapta ya ilgi uyandırmamış ya da etkili olmamıştı. Mart ayının başına girdiğimizdeyse bir sosyal medya hesabında Galatasaray Üniversitesi öğrencilerine bir anket yapıldı ve ankette öğrencilere okul hakkındaki şikayetleri soruldu. Bu ankette kulüplerin önemli bir kısmının kariyer kulüplerinden ibaret olmasından yakınan öğrencilerin sayısı büyük çoğunluktaydı. Türkiye’de iş bulma oranı en fazla olan bu okulun zaten “tuzu kuruydu”.
Neden önlerinde iyi bir gelecek, “güvenceli” kariyer fırsatları varken hem hükümeti, hem okul yönetimini karşılarına alacaklardı ki Galatasaraylılar? Neticede okul politik bir kültürden de yoksundu ve önlerine sunulan sözümüz ona fırsatlarla bu konformizm, okulun geneline sirayet etmiş durumdaydı, yahut bir araya geldiğimiz deneyimlerin azlığından biz diğer okullar gibi bir eylem başlatamazdık.
“Tuzu kuru”lardan direniş alanına
Tarihler 19 Mart'ı gösterdiğindeyse Türkiye geri dönüşü olmayacak bir sabaha uyanıyordu. Ekrem İmamoğlu, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Naciye Aylin Ataay Saybaşılı ile beraber 28 kişinin diploması hukuksuzca iptal edilmişti. Aynı gün, Galatasaray Üniversitesi öğrencilerinin boykot çağrısının da ilk gününde İstanbul Üniversitesinde pek çok farklı üniversite öğrencileriyle birlikte yapılan eylemlerde polis barikatı öğrencilerin örgütlülüğüyle ve dayanışmasıyla aşılmıştı. İşte tam da bu dayanışma Galatasaray Üniversitesi öğrencilerine bir gerçeği göstermişti: Bir araya geldiğimizde, mücadeleyle, dayanışmayla ve kolektif bilinçle onları durdurabilecek bir güç yoktu.
Öğrenciler de sıra arkadaşlarının yolundan gittiler ve belki de üniversitenin tarihinde görülmemiş şekilde bir dayanışma başlattılar. Dersleri boykot etmek üzere sabah erken saatlerde buluşup sınıf sınıf dolaştılar, bildiriler dağıtıldı, herkese çağrılar yapıldı. Öğrencilerin en yoğun sosyalleşme noktası olan, insanların kendi aralarında ülkenin durumundan, üniversitenin durumundan daha önceden küçük gruplar halinde yakındığı Yiğit Okur binasının üstünde şimdi kocaman bir pankart dalgalanıyordu: “BU OKULDA BOYKOT VAR”.
Artık sesler hiç olmadığı kadar yüksekti, herkesin apolitikliğinden yakındığı bu öğretim kurumu artık bir direniş alanı haline gelmişti. Galatasaray Üniversitesi öğrencileri sesini duyurabileceği bir alan arıyordu ve bu alanı okulun en simge binası olan Saray binasının koridorlarında buldu. Koridorlar arasındaki boş bir alan olan ismini duvarlardaki süslemelerden alan Süslü Salon’da ilk günden itibaren her gün yapılan forumlarla öğrenciler düşüncelerini açıkça dile getirdi, her diğer forumda bu boykotu nasıl sürdüreceğimize dair tartışmalarımız genişledi.
Zamanla daha sistematik bir örgütlenmeyle, forumda birçok öğrencinin önerileri doğrultusunda ilk kez ÖTK kuruldu. Boykot başlatan öğrenciler bunun kalıcı olması için adımlar atıyordu. Koordineli bir şekilde herkes hem boykota katıldı, hem de boykot süresince okulda neler yapacağımız, nasıl etkinliklerle bir araya geleceğimiz konuşuldu, planlandı ve duyuruldu. Sınav ertelemeleri için stantlar açıldı ve imzalar verildi. Sabahları sınıfları dolaşarak boykotu yeniledik, öğlen forumlarda buluşup gündemi tartıştık, ÖTK toplantılarında gün planlarını çıkardık ve her gün “deniz tarafı” ya da “ön kantin” dediğimiz merdivenlerde sıra arkadaşlarımızla yan yana gelip bir direniş, şenlik alanı oluşturduk.
Gerçek bir değişim istiyoruz
Bu direniş sadece kampüste de kalmadı, İstanbul Üniversitesinde barikatların aşıldığı ilk günden sonra bu sefer kendi yerimizde okuldan başlattığımız yürüyüşü Beşiktaş Meydanında diplomasızlaştırma sürecine, üniversitelerdeki antidemokratik uygulamaların son bulmasına dair açıklamamızı okumak üzere meşhur Çırağan Caddesi’ne taşıdık. Çırağan Caddesinden Beşiktaş'a doğru yürüyerek Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi binasının önünde oradaki arkadaşlarımıza “Gel, gel” tezahüratlarıyla yanımıza çağırdık. Bu tablo diğer üniversitelerle dayanışmanın önemini anlamış öğrencilerin tüm Türkiye'ye çağrısıydı aslında. Tüm semti “Beşiktaş uyuma, iradene sahip çık" diyerek çağıran bu ses aslında hiç de azınlık olmadığımızı, iktidarların bizden neden korktuğunu, neden örgütlenmemiz gerektiğini anlatıyordu.
Bu yanlış politikalarla yüzleşen halkın her kesimini de yanımıza, boykota çağırdık aynı zamanda. Boykotun yanı sıra gerçek bir kazanımın birlikteliğimizden geçtiğini, bu bilinci diğer sıra arkadaşlarına, beyaz yakalılara, sendikalara, işçilere aşılamak istiyorduk. Sadece sermayesini ve kendi çıkarlarını düşünen sermayedarların düzeninde gün geçtikçe daha da sömürülen ve haklarından yoksun bırakılan emekçilerle bir olarak hayatı durdurmazsak, bu çarka çomak sokmazsak bir şeylerin değişmeyeceğinin farkındaydık. Bu nedenle “Genel Grev Genel Direniş” sloganını hem sosyal medyada, hem okulda forumlarda, hem yürüyüşlerde dillendiriyorduk.
Bu sesler günlerce şehrin her yerinde yankılandı. Sesimiz o kadar şiddetli çıkmış olacak ki her seferinde daha da fazla polis barikatı öğrencilerin önüne dizilmiş durumdaydı. Sindirilen halkın, açlıkla geçim derdiyle okumaya çalışan öğrencilerin öfkesi iktidarın en büyük korkusunu tekrar gün yüzüne çıkarmıştı: Direnen, talepleri için bir araya gelen öğrenciler.
Bizse Galatasaray Üniversitesinde, hükümetin kendisini siper ederek arkasına saklandığı kolluk kuvvetlerinin, sivil polislerin, bu köhneleşmiş çürümüş sistemin karşısında birleşmeye devam ediyor ve birleştikçe güçleniyoruz. Değişim istiyoruz. En geniş halk kesimleriyle beraber yürümek istiyoruz, çünkü gerçek bir değişimin böyle geleceğini biliyoruz.
Evrensel'i Takip Et