3 Nisan 2025 20:25

Serkan

İstanbul Tıp Fakültesi

Türkiye, 19 Mart Çarşamba sabahı tarihinin en kör göze parmak hukuksuzluklarından birine uyandı. İstanbul’un seçilmiş başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploması, İstanbul Üniversitesinin rektörünün ve komitesinin kararıyla iptal edildi.

Bu karar verilir verilmez Taksim Meydanı’na açılan M2 Taksim metro durağı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne açılan M1 Emniyet-Fatih metro durağı kapatıldı. Okulumuz Çapa Tıp Fakültesine ve komşu üniversitemiz Bezmiâlem Tıp Fakültesine insanlar bir durak önceden veya sonradan yürümek zorunda kaldılar. Metronun bulunduğu cadde olan Vatan Caddesi de polislerce çevrildiği için bölgeye girmeye korkanlar oldu. Her zaman işinize gittiğiniz yerde metal kafesler, büyük polis araçları, zırhlı ve silahlı insanlar görürseniz ve de o insanların orada bulunma amacının sizin orada olmamanız olduğunu düşünürseniz korkarsınız. Hem de o sabah haber verilmişken. Orada korkutulanın siz olduğuna herkes hemfikirdir.

Boykot sürecimiz nasıl ve hangi amaçla başladı?

Okulumuzda çarşamba günü kimse ne olduğunu algılayamamıştı. Ancak yavaş yavaş boykot grupları yahut Saraçhane’de protestoya gitmek isteyen öğrenciler için haberleşme ağları oluşuyordu. Hafta sonu eylemlerle geçerken bu haftayı tasarlamak için de eylem gruplarında tartışmalar yürütüldü. İstanbul Üniversitesinin Beyazıt Kampüsündeki fakültelerin boykota hazırlandığını duyduk. Hafta sonu gündüz aldığımız çevrim içi toplantılarla boykotun tıp fakültesine uygulanabilirliğini tartıştık: Üniversite boykotunun amacının özerk olmayan üniversiteyi ve eğitimini yermek, bunu da öğrencilerin her gün yaparak onayladığı üniversite yapısını artık bu ortaklıktan çıkarak onaylamaması olarak gördük. Üniversite öğrencilerinden başlayan sivil itaatsizlik, üniversiteye ve devlet ögelerine yaptırım gücüne sahip olabilirdi.

Pazartesi günü sabah boykot hedefleyen tüm öğrenciler kendi staj grubunun veya aldığı dersin öğretim görevlileriyle iletişim kuracaktı. Önce dönemler kendi aralarında toplanacak sonra herkes meydanda toplanacaktı. Gördüğümüz kalabalık bizi memnun etmişti.

O sabah sevdiğimiz kimi ana bilim dallarından boykota tam destek duyduk. O an birkaç klinikten ve hocasından destek duymak bile bize iyi gelmişti. Topluluk dağılınca birçok insan meydanda kaldı. Sınavı olan dersine meydanda çalıştı, sınavı olmayan meydanda oyun oynadı. Kimi öğrencilerin teorik derse girmek yerine ders çalıştığını ve bunu meydanda yaptığını görmek güzeldi.

Salı günü toplanmalar devam etti. Espressolab mühürlenecek, Okulumuzun intörn doktorlarıyla (altıncı sınıf tıp öğrencileriyle) beyaz önlüklerle toplanılacaktı. Bu, önceki günkü katılıma göre düşük olduğu bir toplanmaydı. Birkaç yeni ana bilim dalından destek haberi ve üçüncü sınıflardan kimi grupların bazı derslere hiç girmediğini öğrendik. Kalabalık erken dağıldı. Bu yüzden dönem Whatsapp gruplarımıza programımızı duyurduk. İşin ilginci bir saatte kalabalık birden çoğalmıştı. Espressolab sembolik olarak mühürlemesine en az ilk günkü kadar kişi gelmişti. Sloganlar atıldı, afişler asıldı. Sesimiz öğrenci meydanında yankılandı.

Öğrenciler neden bu işletmeye karşı?

EspressoLab’ın İstanbul Tıp Fakültesi öğrencileri için özel bir anlamı vardı: Yerel bir işletmenin boşaltmasının ardından üç sene boyunca soğuk kış aylarında ders çalışma alanı veya başımızı sokacağımız bir çatı olma işlevi görmüştü. Bu alana eski işletmenin adını çağrıştıracak bir biçimde “simitçi” diyordu öğrenciler. Bu çatıya ihtiyaç duyuyorduk çünkü kütüphanemiz yıkılmıştı. Okulumuza ait ders çalışacak alan olarak yalnızca prefabrik tıp binamızın 80 kişi kapasiteli okuma salonu vardı. Orası intörnler hariç 1500 kişi olan fakültemize yetmiyordu tahmin edersiniz ki. Bu nedenle, “simitçi”nin boş olması bize kütüphanesiz bırakıldığımız günlerde panzehir olmuştu.

İşte 2022 yılı şubat ayında durum böyleyken üniversitemizden oranın Espressolab yapılacağı haberi geldi. Tüm dönemlerden tüm öğrenciler canhıraş karşı çıktı. Kampanyalar düzenlendi, dekan yardımcılarıyla konuşuldu, onlar da bu karara sevinmediklerini ifade etmelerine rağmen Rektörlükten bir karar olduğu söylendi. Ders çalışabileceğimiz alan yeniden sadece tıp binasındakine düşmüştü. Okulumuzda ders çalışabileceğimiz bir alan yokken elimizdeki son alan da ulusal bir kahve zincirine peşkeş çekilmiş ve alansız kalmıştık. O zamanlar ucuza kahve içebileceğimiz bir kantinimiz veya okul işletmemiz de yoktu.

İlk günler güçlü protesto edildi, öğrenciler tarafından tepkiyle karşılandı. Ancak bir ay sonra okul yarıyıl tatilinden çıkıp da dersler yeniden başladığında Espressolab ağzına kadar doluydu. Öğrenciler kadar fakülte çalışanları da bu işletmeden alışveriş yapmaya devam ediyordu. Sonraki aylarda da çalışanlardan ve öğrencilerden belli bir düzeyde talep görmeye devam etti. Elimizden rant nedeniyle alınan bir işletme, hedefine ulaşmıştı.

Yapılan sembolik mühürleme, bu nedenle bu kadar güçlüydü. Çapa Tıp Fakültesi öğrencileri, üç sene öncesinin intikamını alıyor gibiydi. Mühürlememize eylemciliğiyle ve aktivist kişiliğiyle tanıdığımız, emekli olmasına karşın hâlâ gönüllülük esasıyla ders veren Zeki Kılıçaslan’ın katılımı da hepimize güç verdi. Meydanda öğrencilerin kendi imkânlarıyla demledikleri çay ve kahveyi herkese servis ettik.

Ardından gerçekleşen beyaz önlüklü intörn toplanması da bu kadar güçlüydü. Kalabalığın yeniden toplandığını görmek ve güçlü bir şekilde slogan attığını duymak bize moral verdi. Öğrencilerin bir araya gelme pratiği oluşturabildiğini, bunu uyum gösterdiğini gördük. Meydanda herkesin birbiriyle iletişim hâlinde olması ve çardağa asılmış dövizlerin ve pankartların varlığı, orayı diğer günlerde olduğundan farklı kıldı.

Deneyimlerimizden öğrendiklerimiz

Boykot veya başka eylem biçimlerini tasarlamadan önce okulda eylemde bulunmak isteyen, isteyebilecek herkesin bu tartışmaya katılması sağlanmalı. Biz İstanbul Tıp Fakültesinde ilk gün bir forum gerçekleştirdik. Bu, herkesin fikir belirtmesine açık bir alan yarattı. Öğrenciler, eylemin adı ve formatı değiştikçe katılıma daha hevesli oldular. Her yeni eylem çağrımız öğrenci katılımını dinamik tuttu. Ne zamanki öğrencileri aynı eylem biçimine davet ettik, o zaman katılım düşmeye başladı.

Öğrenciler yalnızca slogan atma içeren eylemlere katılımlarını düşürdüler. Ancak Espressolab mühürleme yahut hocalarla konuşma gibi şeylere katılımları yüksekti.

Buradan şöyle bir anlam çıkarabiliriz: Öğrenciler, yaptıkları eylemlerin bir şeyleri değiştirmesini istiyor. Sesimizin yankılanması ve kendimizi sloganlarla ifade etmek her ne kadar motive edici olsa da bu durum, yerdiğimiz yönetimleri rahatsız etmedikçe bir sonuca varmıyor diye düşünülüyor. Umarım, verdiğimiz her tepkinin yankılanması gereken her yerde yankı bulduğu bir gelecekte yaşayacağız. Bu geleceği birlikte kuracağız.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

Türkiye’de “akılcı, rasyonel ekonomi” adı altında uygulanan Erdoğan-Şimşek programı, sermayeyi ihya etti, enflasyon ve düşük ücret zamlarıyla emeği her geçen gün daha fazla ezdi. Programla enflasyon, 670 gün sonra ancak devraldığı yüzde 38 noktasına geldi. Emekçilerin gelirleri günden güne erirken, kaynak yüksek faizle sermayeye aktı.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Boykot çağrısı yapan 11 kişi gözaltına alındı.

Evrensel'i Takip Et