Geleceğimizi “hayatı durdurarak” kazanacağız
Mücadelemiz, tek adamları filizlenen ot gibi ortaya çıkaran toprağı, sömürü ve baskı düzenini, iktidar mücadelesiyle birleştirecek bir pozisyona aday olmalıdır.

Fotoğraf: Evrensel
Berivan ÖZKARA
Anadolu Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin 19 Mart Çarşamba günü diploma iptal kararına karşı başlattığı yürüyüş ve önlerine sıralanan polis barikatlarını aşmaları Türkiye öğrenci gençliğinin üniversitelerinde buluşup sokaklara taşmasının startını vermişti. Eskişehir’de de öğrenci gençlik ilk eylemini Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla yaptı. Kısa bir yürüyüşten sonra yapılan basın açıklamasının ardından öğrenci gençlik alandan ayrıldı ve yürüyüşe devam etti. Yürüyüş sonundaysa eylem komitesi tarafından öğrenci gençliğe, bir gün sonra Anadolu Üniversitesi merkez yemekhane önünde buluşma çağrısı yapıldı. Bu çağrının ardından merkez yemekhane önünde başlayan yürüyüş daha sonra Kanatlı AVM önünde kurulan barikatı aşarak devam etti. Sokak eylemleri devam ederken öğrenci gençliğin ortak paydası saray rejimine karşı bir öfkede yoğunlaşırken bir süre sonra sadece polis nereye barikat kurmuşsa oraya koşmaya, polisle karşı karşıya gelmenin esas olduğu bir noktaya evrildi. Bu noktaya evrilmesindeki temel sebebi eylem komitesinde bulunan birçok arkadaşımızın sabah baskınlarıyla gözaltına alınmasıydı. Sonuçta milliyetçi- şoven grupların Eskişehir sokaklarına hâkim olmaya çalıştığı ve alanda attıkları küfürlü sloganlar, ırkçı propagandalarla gençliğin artık sokaklarda güvende hissetmediği ve yavaş yavaş geri çekilmeye başladığı bir plan ortaya kondu. Ancak ODTÜ’nün çağrısıyla beraber Eskişehir’de üniversitelerde boykot çağrısını yineleyen Emek Gençliği üyeleri öğrencilerin üniversiteleri bir mücadele alanına çevirmediğinde, sabahları okulda derslere girdiği, akşamsa sokaklara çıktığı bir toplamın mücadeleyi ilerletmeyeceğini tartıştırarak Anadolu Üniversitesi’nde boykot kararının alınmasında etkili oldu.
Yargı sopasıyla sindirilmeye çalışılıyoruz
Nihayetinde Anadolu Üniversitesi’nde ilk boykot pazartesi günü İletişim Bilimleri Fakültesi Gazetecilik bölümü 2. sınıf öğrencilerinin aldıkları kararla başladı. Sınıf gruplarında tartışılarak örgütlenen bu süreç bir süre sonra neredeyse her fakültenin boykot kararları almasıyla devam etti. 24 Mart Pazartesi günü başlayan boykotların da örgütleyicisi olan ve aynı zamanda fakülte temsilcisi olarak da seçilen 2 kişi 25 Mart Salı günü sabah baskınlarıyla gözaltına alındı. Alanlarda özellikle önder öğrencileri hedef alan polis şiddeti öğrenci gençliğin mücadelesini bastırmakta yeterli olmayınca yargı sopasını da öğrenciler üzerinde kullanmaya devam etti. Eskişehir’de gözaltına alınan arkadaşlarımız adli kontrol ve yurt dışı yasağıyla serbest bırakılırken Türkiye’de 301 arkadaşımız tutuklanarak özgürlüğünden alıkoyuldu. Tutuklanan her bir arkadaşımız için mücadeleyi büyütme sözünü Eskişehir’den de yükseltiyoruz. Ancak nasıl?
Esas olan fakülte forumlarında ortak karar almak
Eskişehir’de öğrenci gençlik içinde tartışılan birkaç noktaya burada değinmek gerekiyor. Öncelikle “Eskişehir’de öğrenci gençlik sokaklardan çekildi, artık bu mücadele sönümlendi, bayramdan sonra kimse bir şey yapmaz” gibi tamamen yılgınlık içeren söylemlere cevap vermek gerekiyor. Sürekli imrenerek bakılan ODTÜ, Boğaziçi, İstanbul Üniversitesi gibi üniversitelerde mücadele devam edecekken Anadolu Üniversitesi’nde neden mücadele sönümlenecek gibi bir yargı var? Elbette bunun birçok sebebi var ancak Eskişehir’deki öğrencilerin burada kalıp üniversitelerinde ulaşamadığı binlerce sıra arkadaşına ulaşıp boykotu örgütlemeyi değil “otobüse binip ODTÜ’ye gidip oradakilere destek olmayı” tartıştırdığı, alanlarda gördüğümüz yüzlerce öğrencinin hala sıra arkadaşlarına güvenmediği bir durum var. “İktisat Fakültesi’nden bir şey çıkmaz”, “Fakültede 5.000 kişiyiz boykota gelen 100 kişi var” gibi söylemler gösteriyor ki öğrenci gençlik bugün mücadelesini gelip boykota katılmayla veya akşamları polis barikatına karşı direnmekle sınırlı tutuyor. Aslında ODTÜ’deki İstanbul Üniversitesi’ndeki arkadaşlarımız bizlere mücadeleyi nasıl yükselteceğimizin rotasını çizmişti. Her bölümün kendi temsilcisini seçmesi forumlar örgütlemesi, daha sonra buraları fakülte forumlarıyla beraber nihayetinde bölümler temelinde ve talepler etrafında örgütlenen forumların üniversite forumuna dönüştürmesiyle ortak bir karar almasıdır esas olan. Kendi fakültesindeki sorunları temelinde bir araya gelmeyen, kendi sözünü kendi talebini yükseltmeyen bir öğrenci doğal olarak bu direnişin de bir parçası hissetmez kendini, yalnızca eylemlerde bir katılımcı olarak bulunur. Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri boykot kararını ilan ederken seçmeli derslerdeki kontenjan sayılarından, mahkeme salonlarının açılarak pratik eğitim için kullanılması gerektiğinden bahsetmişti. Yani Hukuk Fakültesi öğrencileri diyor ki biz İmamoğlu serbest bırakılsa, polis şiddeti son bulsa dahi taleplerimiz çözülene kadar kalıcı birlikteliklerimiz etrafında bir araya gelmeye devam edeceğiz. Anadolu Üniversitesi’nde uzun süredir kalıcı birliktelikleri kurmayı tartışırken öğrencilerin boykot sürecinde öğrendiği ve hayata geçirmeye çalıştığı bir fiili ÖTK varken nasıl yenilgi olarak bakabiliriz? Bazı arkadaşlarımız Eskişehir’de bir alanı mücadele alanı olarak belirleyip oralarda mevzilenmeyi ve sokakları terk etmemeyi tartışıyor. Peki bunun yolu üniversite öğrencilerini üniversitenin içinden çıkarıp sadece bu alanlara sıkıştırmak mıdır? Yoksa üniversitemizde ulaşamadığımız binlerce genci boykot sürecine dahil edip üniversitede yapılan forumlarda alınan ortak kararlarla meydanlara dolup taşmak mıdır?
Mücadelemiz tek adamları oluşturan düzene karşı olmalı
Polis şiddetine, barikatlara karşı bugün örgütlülük düzeyimiz yeterli değil. Sonuçta bizlerin boykotu hala örgütlemeye çalıştığı ve tartıştığı noktalar var. Yine de Anadolu Üniversitesi öğrencilerinin son süreçte yaşanan hukuksuzluklara, baskılara karşı gelişen bir mücadele isteği var. Ancak bu isteği sınıf bilinci kazanmış, toplumsal çıkarları gözeten devrimci hedeflere yönlendirmedikçe yılgınlık, umutsuzluk devam edecek gibi görünüyor. Bunun için üniversitelerde yapacağımız forumlarda öğrenci gençliğin parasız, bilimsel, demokratik eğitim talepleri etrafında bir mücadele çağrısını esas alırken aynı zamanda kapitalist sistem ve onun zor aygıtlarına karşı mücadelede, öğrenci gençliğin işçi sınıfıyla mücadelesinin bağlantısından da bahsetmek gerekiyor.
Görmeliyiz ki yarattığımız gençlik hareketi, tek adamı, onun yerellerdeki temsilcileri olan atanmış rektörleri ancak örgütlülüğüyle, kendi mekanizmaları, gençlik örgütleriyle tarihin unutulmuşları arasına sıralayabilir. Ancak mücadelemiz bununla da yetinmeyen, tek adamları filizlenen ot gibi ortaya çıkaran toprağı, sömürü ve baskı düzenini, iktidar mücadelesiyle birleştirecek; üniversitelerimizde boykotu, işyerlerinde genel grevi örgütleyecek bir pozisyona aday olmalıdır.
Bunun için şimdi okullarımızda ve işyerlerinde, temsilciliklerimizi kurarak onlara sarılmak, hayatı durdurarak geleceğimizi kazanma zamanıdır. Bulunduğumuz her yerde senle aynı koşullarda okuyan, yaşayan, çalışanlarla sırt sırta, memleketi değiştirmeye; kahramanların değil örgütlülük deneyimlerinin birikim zenginliğini sahiplenmeye!
Evrensel'i Takip Et