3 Nisan 2025 21:25

Kayıtsız kalmamanın anatomisi

Tan UZUN

Avcılar/İstanbul

“Kayıtsızlardan nefret ediyorum.” Gramsci'nin bu sert ifadesi, siyasal ve toplumsal mücadelelerin gölgesinde yankılanmaya devam ediyor. Türkiye'nin günümüz atmosferinde ise bu söz, adeta yeniden hayat buluyor. Yaşanan hukuksuzluklar, polis şiddeti ve devlet eliyle uygulanan baskı politikaları karşısında medya eliyle sergilenen kayıtsızlık, mücadelenin önünde en büyük engel.

Kayıtsızlık, yalnızca bir bireyin yaşanan olaylara karşı duyarsız kalması değildir. Aynı zamanda, sessizce rıza gösteren, olan biteni izlemekle yetinen bir toplumsal tavırdır. Gramsci'nin bu sözü, tam da bu rıza ilişkisini hedef alır. Ona göre, toplumsal adaletsizliklerin sürdürülmesinde kayıtsızların oynadığı rol büyüktür. Çünkü bir rejim, yalnızca aktif destekçileriyle değil, pasif izleyicileriyle de ayakta kalır.

Türkiye'de son yıllarda yaşanan olaylara bakıldığında, kayıtsızlığın nasıl bir araç olarak kullanıldığı açıkça görülür. Gezi Parkı Direnişi'nden Soma Maden Faciası'na, kadın cinayetlerinden işçi grevlerine ve bugün yaşanan hukuksuzluklara kadar uzanan geniş bir yelpazede, halkın bir kısmı doğrudan mücadele ederken, bir kısmı da kayıtsız kalarak statükonun devamına katkıda bulunmuştur.

Kayıtsızlık yoksa örgütlenmek şart olmalı

Kayıtsızlık, çoğu zaman medya manipülasyonuyla beslenir. Türkiye'deki ana akım medya organlarının büyük bir bölümü, iktidarın sesi haline gelmiş durumda. Bu durum, toplumun gerçeklerden uzaklaştırılmasına ve eleştirel düşüncenin törpülenmesine neden oluyor. Gündemi belirleyenler, kamuoyunun dikkatini asıl meselelerden uzaklaştırırken, bireylerin siyasete olan ilgisini de azaltıyor. Ancak kayıtsızlığın yalnızca medya üzerinden şekillendiğini düşünmek yanıltıcı olur. Tüketim kültürü, bireysel hırslar ve apolitik yaşam tarzları da bu durumu körükler. Kapitalist sistem, insanları kendi küçük dünyalarına hapsederek ortak sorunlara duyarsızlaştırır.

Gramsci, yalnızca kayıtsızlığa nefretle yaklaşmaz; aynı zamanda eyleme geçmenin, kolektif bir bilincin inşa edilmesinin önemini vurgular. Türkiye'de de her türlü baskıya rağmen mücadele eden, sesini yükselten ve dayanışmayı büyüten geniş bir kitle var. ODTÜ'de biber gazları ve plastik mermilerle bastırılmaya çalışılan öğrenciler, İstanbul Üniversitesinde barikatları aşanlar, Galatasaray Üniversitesinde boykotta ısrar edenler, Anadolu Üniversitesi ve diğer tüm üniversitelerde süren mücadele sadece kampüs sınırları içinde değil, tüm toplumda yankı uyandıran bir direnişin parçası oldular.

Yazıyı Gramsci'nin başka bir sözüyle bitiriyorum: “Kendinizi eğitin çünkü aklınıza ihtiyacımız olacak. Harekete geçin çünkü coşkunuza ihtiyacımız olacak. Örgütlenin çünkü tüm gücünüze ihtiyacımız olacak.”

EVRENSEL'İNMANŞETİ

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

Türkiye’de “akılcı, rasyonel ekonomi” adı altında uygulanan Erdoğan-Şimşek programı, sermayeyi ihya etti, enflasyon ve düşük ücret zamlarıyla emeği her geçen gün daha fazla ezdi. Programla enflasyon, 670 gün sonra ancak devraldığı yüzde 38 noktasına geldi. Emekçilerin gelirleri günden güne erirken, kaynak yüksek faizle sermayeye aktı.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Boykot çağrısı yapan 11 kişi gözaltına alındı.

Evrensel'i Takip Et