Sema Barbaros: Hedefli, birleşik ve geniş bir mücadeleye olanak sağlayan bir dönemdeyiz
HDK operasyonu kapsamında tutuklanan Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros "Hedefli, birleşik ve geniş bir mücadele hattına olanak sağlayan bir dönemdeyiz" dedi.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül
Türkiye’de siyasal baskılar her geçen gün artarken, iktidarın muhalefeti sindirme hamleleri yeni bir aşamaya ulaştı. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve tutuklanması kararı, ardından yaşanan protestolara katılanlara yönelik gözaltı ve tutuklamalar, halka yönelik artan baskının son örnekleri oldu.
İmamoğlu’nun gözaltına alınmasından bir ay önce de “HDK soruşturması” adı altında on ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında gözaltına alınan onlarca kişiden 30’u hukuksuz bir biçimde tutuklanarak cezaevine konuldu. Siyasetçilerin, gazetecilerin, kitle örgütü yöneticilerinin, sanatçıların da aralarında bulunduğu onlarca kişi 12-13 yıl öncesinde katıldıkları yasal etkinlikler, toplantılar nedeniyle suçlanmaya çalışılıyor. Üstelik Halkların Demokratik Kongresinin (HDK) legal bir örgütlenme olduğu Yargıtay kararlarıyla ortaya konulmuş olmasına karşın…
Bu operasyon kapsamında tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine konulan Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, HDK operasyonu, İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla yaşanan gelişmeler, dozu giderek artan baskılar ve süregelen hukuksuzluklarla ilgili sorularımızı yanıtladı.
Yargı sopası herkesin tepesinde
Saray rejiminin kendini ayakta tutmak için yargıyı bir sopa gibi kullandığını vurgulayan Sema Barbaros, “Uzunca bir süredir söylüyoruz; insanca çalışma ve yaşama talebi günden güne güçlendikçe iktidar da bir o kadar baskıcı politikalarını artırıyor. Sermayenin planına emekçi kitleleri ikna etmek, ikna edemediğinin sesini kısmak, örgütlerini dağıtmak istiyor. Bu nedenle kırıntıları kalmış olan demokratik hak ve özgürlükleri çiğnemekten çekinmiyor. Kendi iç cephesinin arkasında hizaya geçmeyen herkesi cezalandırarak her türlü hareketi bastırmaya, işçi ve emekçileri sindirmeye çalışıyor. Hukuksuz şekilde gözaltına alındığım, hukuksuz şekilde tutuklandığım bu soruşturma dosyasını da bu politikanın bir parçası olarak değerlendirmek gerekir” diye konuştu.
Aslında bu hukuksuz uygulamaların uzunca bir süredir devam ettiğini söyleyen Barbaros, Ayşe Barım’ın Gezi davasından tutuklanmasını, grev yasaklarını, sendikal hakları için direnen işçilere dönük saldırıları, gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamaları, Antep’te BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in önce tutuklanıp ardından ev hapsi cezası almasını hatırlattı. HDK soruşturmasında, dün de bugün de hiçbir suç teşkil etmeyen, hukuki değer bile atfedilemeyecek, hukuka aykırı şekilde kayıt altında tuttuğu 12-13 yıllık tapelere “İhtiyaç duyulmasının” önümüzdeki dönemin nasıl bir baskı ve hukuksuzluklar dönemi olacağına işaret ettiğini belirten Barbaros, “Nitekim İmamoğlu’nun 30 yıl önceki diplomasının iptali, CHP’li belediyelere karşı gerçekleştirilen saldırılar ve demokrasi talebiyle sokağa çıkan gençlerin yaşadıkları şiddet de bunun göstergesi” dedi.
‘İşçilerin, kadınların, gençlerin mücadelesinden korkuyorlar’
Erdoğan-Şimşek yapımı vahşi sömürü programının ve zorbalıkların önündeki en büyük engelin iş yerlerinden yükselen insanca yaşayacak ücret, yasaksız grev, barajsız sendika, güvenceli iş talepleri, kadınların meydanlardan yükselen ‘Haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz’ sesleri, gençlerin gelecek kaygısıyla yükselttikleri mücadeleleri olduğunu vurgulayan Barbaros, şöyle devam etti: “Bu mücadelelerin birleşmesinden, güçlenmesinden korkuyor, karşılarında örgütlü, haklarını ve hayatlarını savunan, ülkelerini tekellerin ve iş birlikçilerinin eline bırakmama kararlılığında olan halk yığınları görmek istemiyorlar. Bundan korkuyorlar. İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yapılan gözaltı ve tutuklama furyası, iktidarın halkı ayrıştırmaya yönelik ortaya attığı söylemler bunu net bir biçimde gösteriyor. Bütün bu yaşananları böyle bir çerçevede değerlendirmek ve bu gelişmeler karşısında hep birlikte doğru bir yerde mevzilenmemiz gerek.”
‘Daha güçlü ve daha çok yan yana gelmeye ihtiyaç var’
Bir emekçi için en zor olanın sermayenin saldırıları karşısında, böylesi baskı ve yasak dönemlerinde tek başına kalmak olduğunu vurgulayan Barbaros, birleşik mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı: “Gücümüz birliğimiz’ dememiz lazım ki gerçekleşen kitlesel eylemlerle, akademik boykotlarla, işçi ve emekçilerin, öğrencilerin söylemeye çalıştığının da bu olduğunu düşünüyorum. Bu dönem; emek ve demokrasi mücadelesinin müttefiklerinin de daha güçlü yan yana gelmesine, hedefli, birleşik ve geniş bir mücadele hattına girmesine olanak sağlayan da bir dönem. Son dönemde Türkiye’nin dört bir yanında mücadele alanlarında ‘genel grev, genel direniş’ sloganının yükselmesi yürünecek yolun anahtarı aslında. Eğer tek adam iktidarı bugün açısından sermayenin önündeki her engeli temizlemek için milyonlarca yurttaşın iradesini yok sayabiliyorsa ve bunun ekonomik, siyasi tüm sonuçlarını işçi ve emekçilerin sırtına bir yük olarak bindiriyorsa; o halde birleşeceğimiz hat bu hat olmalı. Halkın hukuksuzluk karşısında sokağa taşması, üniversite öğrencilerinin okullarında kalıcı birliklerini nasıl kuracağı tartışmalarıyla eylemlerinin birleşmesi, kadınların alanlarda en görünür şekilde yer alması, iş yerlerindeki huzursuzluklar, ekonomik gidişatın faturasını ödememek için ek zam ve sendikalaşma mücadeleleri, işçilerin grev yasaklarını tanımayan mücadeleleri aslında birleşik bir mücadele olanağının ne kadar güçlü olduğunu da ispatlıyor.”
‘İktidarın çözüm’ü ile bizimki aynı şey değil
Barbaros, “Siyasi iktidarın bir yandan İmralı ve Kandil ile görüşmeler sürdürürken diğer yandan HDK operasyonuyla, ‘kent uzlaşısı’ üzerinden emek ve demokrasi güçlerini hedef alması çelişkili değil mi” sorumuzu şöyle yanıtladı: “Öyle görünse de değil. İktidar sonuçta attığı her adımı kendi varlığına ve amaçlarına hizmet edecek şekilde atıyor. İktidarın hedeflediği şey işçilerin, kadınların, öğrencilerin, yoksulların, ezilen halkların insanca yaşam, özgürlük, demokrasi taleplerinin bastırılması. Muhalefeti sindirme, hareketsiz hale getirme, oluşmuş mücadele birliklerini dağıtma, emek ve demokrasi güçlerinin yan yana gelebileceği zeminleri ortadan kaldırma, kendi iktidarına, sömürü ve savaş politikalarına yedekleyemediği güçlerin de hareketlerini sınırlandırmaya çalışıyor. İktidarın ‘çözümü’ ile bizimki hiçbir düzlemde aynı şey değil; o bunu önündeki bir engeli kaldırmak üzere mecbur kaldığı bir şey olarak görüyor, biz ise yeni ve daha güçlü bir mücadele zemini olarak…”
Evrensel'i Takip Et