5 Nisan 2025 04:55

​​​​​​​Siyasi partiler, mücadeleyi 1 Mayıs’a taşıyor: ‘Dozu her geçen gün artan baskıya karşı ortak mücadele’

Evrensel gazetesine konuşan EMEP, DEM Parti, TİP, SOL Parti ve Halkevleri temsilcileri, 1 Mayıs’a dair yol haritalarını anlattı, ortak mücadelenin önemine vurgu yaptı.

​​​​​​​Siyasi partiler, mücadeleyi 1 Mayıs’a taşıyor: ‘Dozu her geçen gün artan baskıya karşı ortak mücadele’

Fotoğraf: İBB

19 Mart’la birlikte başlayan eylemlerle son dönemde artan baskı ve uygulamalara karşı birlikte mücadele çağrısı yapan Emek Partisi (EMEP), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkevleri ve SOL Parti; 1 Mayıs’a vurgu yaparken, yol haritalarını gazetemize anlattı.

‘Sömürüye, yasaklara, savaşa karşı birleşelim’

Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, sömürücü Saray iktidarının, başta gençler olmak üzere işçi ve emekçi halk kitlelerinin 19 Mart’ta patlayan öfkesini bastırmak için, devletin her türlü baskı ve propaganda aygıtlarını, dozu her geçen gün artan bir şiddetle kullandığını belirtti.

Ucuz emeğe dayalı yoğun sömürü politikalarından ve baskıcı, faşizan uygulamalardan geri adım atmak bir yana bu yöndeki saldırganlığın artarak devam ettiğini söyleyen Bayhan mücadele hattına dair şöyle dedi: “Parti olarak üniversitelerde boykotlar ve kitlesel gösterilerin, mahallelerde, ilçe ve il merkezlerinde kitlesel miting ve eylemlerin, sendika ve emek örgütlerinin fabrika ve iş yerleri temelinde yapacakları eylemlerin coşku ve kararlılıkla devam etmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.

Temel hedefin, 19 Mart sonrası yaşanan kitlesel ve yaygın mücadeleyi 1 Mayıs’a taşımak olduğunu belirten Bayhan “Bu yıl partimizin 1 Mayıs sloganını ‘Sömürüye, yasaklara, savaşa karşı birleşelim – 1 Mayıs’ta alanlara.’ Bu slogan, tek adam yönetimine karşı patlayan öfkenin daha ileri bir mücadelede genişlemesini amaçlıyor” dedi.

Mücadelelerin ilerlemesinin ve aynı zamanda demokratik haklar-özgürlükler mücadelesine bağlanmasının önemli bir aracı olan “Barajsız sendika, yasaksız grev, güvenceli iş” kampanyasını sürdüreceklerini aktaran Bayhan, bu taleplerin boykotlarla bir kez daha önem kazandığını belirtti. Bayhan “Tek adam yönetiminin ekonomik ve politik saldırılarını püskürtmek, faşist devlet örgütlenmesi için attığı adımları durdurmak; işçilerin, emekçilerin mücadelesinin düzeyini genel grev ve genel direniş düzeyine yükseltmekle mümkün olacaktır” şeklinde konuştu.

‘Hep birlikte hayır diyelim’

DEM Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkanı Mehmet Rüştü Tiryaki, 19 Mart sürecinin demokrasiye yönelik bir saldırı olduğunu, parti olarak bu konudaki tavırlarını net biçimde ortaya koyduklarını söyledi.

Tiryaki “Demokrasiye yönelik bir saldırılara karşı hep birlikte hayır diyelim” diyerek; Newroz kutlamalarında bu antidemokratik uygulamaları kabul etmediklerini de vurguladı ve “Elbette bu ülkeye demokrasi gelmesi için ortak mücadele etmek gerekir. Biz 1 Mayıs ruhunu Newrozlara Newroz ruhunu 1 Mayıslara taşıma konusunda yeterince başarılı olamadık. Bölgede yaşanan hukuksuzluklara maalesef ülkenin batısında yeterince tepki ortaya konulmadı. Daha önce de defalarca söyledik, Diyarbakır’a, Mardin’e, Van’a geçmiş yıllarda kayyım atandığında ülkenin batısında yeterince güçlü bir ses çıksaydı, bunun seçme seçilme hakkının ihlali, halkın iradesinin ihlali olduğunu açıkça ortaya konsaydı bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik bu kadar rahat bir operasyon gerçekleşmezdi” ifadelerini kullandı.

‘Temel talepler etrafında bir araya gelmek elzem’

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün ise iktidarın koltuğunu koruyabilmek adına en temel özgürlükleri ve demokratik hak ve uygulamaları askıya almaya yeltendiğini söyledi.

19 Mart’ı ‘darbe girişimi’ olarak tanımlayan Ergün, öğrencilerin ve gençliğin direnişiyle tetiklenen halk hareketinin değişik biçimlere bürünerek süreklilik gösterdiğini söyleyerek, TİP olarak 24 Mart’ta “Demokrasi ve özgürlük için birleşelim” çağrısında olduğu gibi “Rejime direnen tüm güçlerin temel talepler etrafında bir araya gelmesinin elzem olduğunu” aktardı.

Merkezden tüm yerellere kadar ortak mücadeleyi, halk örgütlülüğünü ve kazanımları merkeze alan bir çizgide mücadeleyi büyütmenin önemli olduğunu söyleyen Ergün, örgütlenme açısından büyük bir eksiklik yaşayan işçi sınıfının da sesini yükseltecek araçlar ve yöntemler geliştirmek gerektiğini aktardı: “Halkın ve gençliğin isyanında yoksullaşma, yoksunlaşma ve güvencesizliğin büyük bir rol oynadığını biliyoruz. Dipte yatan bu dinamiğin aynı zamanda politik bir güç olmasını sağlayacak müdahalelere bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bunun kitlesel adımlarından birini 1 Mayıs’ta örgütlemeyi hep beraber başarmalıyız.”

‘Tek adam rejimine karşı birlikte mücadele’

SOL Parti Sözcüsü İsmail Hakkı Tombul, uzunca bir süredir toplumsal mücadele zeminine ihtiyaç olduğunu aktardı ve 19 Mart ile başlayan süreci “Tek adam rejimine karşı birikmiş öfkenin bardağı taşıran son damlası” olarak tanımladı. Tombul, önümüzdeki dönemde tek adam rejimine karşı mücadeleyi hedef alan, ezilen tüm toplumsal kesimlerin siyasal taleplerini bir program bütünlüğüne kavuşturan ve sokakları, meydanları da bu talepler etrafında direnişe çevirecek bir programa ihtiyaç olduğunu belirterek “Önümüzde bunun da potansiyelinin olduğu ve bunun bir umuda dönüşeceği de gözüktü. Şimdi kararlılıkla önümüzdeki dönem tek adam rejimine karşı birlikte mücadelenin gereklerini yapmamız gerekiyor” dedi.

‘Ortak mücadele olanaklarını geliştirmek gereklilik’

Halkevleri Örgütlenme Sekreteri Sevinç Hocaoğulları ise İmamoğlu’na yapılan gözaltının isyanın tetikleyicisi olduğunu aktararak “Eylemlerin dayandığı dinamiğin bu haksız ve hukuksuz gözaltıyla sınırlı olmadığını hepimiz biliyoruz. İrade gasbına, yok sayılmaya, baskı düzenine, geleceksizleştirmeye, güvencesizliğe karşı birikmiş bir öfke açığa çıktı” dedi.

“Bahar isyanını 1 Mayıs’a taşımak üzere çalışmalarımıza başladık” diyen Sevinçoğulları yol haritalarını da şöyle anlattı: “Devam eden eylemlerin içeriğini geliştirmek ve güçlendirmek öncelikli görevimiz. Boykotların somut hedeflerle daha etkili şekilde örgütlenmesi, iktidarın dayattığı yaşam biçimine, tüketim kültürüne karşı şubelerimizin kolektif üretim merkezlerine dönüştürülmesi, seyyar Halkevi şubelerimizde, takas pazarlarında dayanışmanın büyütülmesi bu süreçte mücadelenin özgün bir biçimi olacak.”

Halkevleri olarak uzun süredir “Yaşamak için örgütlenelim” çağrısını büyüttüklerini belirten Hocaoğulları, “Bu süreçte sosyalistlerin, bir yandan bulundukları her alanda çalışmalarını güçlendirirken bir yandan ortak mücadele olanaklarını, zeminlerini arttırması, isyanın sürekliliğinin sağlanması, hareketin düzen içi sınırlarda etkisizleştirilmesinin önlenmesi, halkın özneleşmesinin sağlanması için bir gereklilik” dedi. (Politika Servisi)

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Sarayın açmazı

Sarayın açmazı

Türkiye’de neoliberal dönüşümü hızlandırarak uluslararası sermayeye bağımlılığı artıran Erdoğan-Şimşek programı yapısal sorunları derinleştirdi. Yargı operasyonlarıyla tetiklenen sermaye kaçışı arttı. Prof. Dr. Oğuz Oyan’a göre mevcut ekonomik program işlevsizleşti ve Saray iktidarı açmaza girdi.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
5 Nisan 2025 - Sefer Selvi

Evrensel'i Takip Et