5 Nisan 2025 04:57

Avukatlar yoksulluk, baskı, tutuklamaya karşı Ankara’da buluşuyor | ‘5 Nisan bugünün koşullarında bir mücadele günüdür’

Yargının her geçen gün daha da siyasetin etkisine girmesinin sonucunda avukatlar baskı, şiddet ve yoksulluk cenderesinde tutuluyor. Konuştuğumuz avukatlar ise meslektaşlarına Ankara’ya çağrı yapıyor.

Avukatlar yoksulluk, baskı, tutuklamaya karşı Ankara’da buluşuyor | ‘5 Nisan bugünün koşullarında bir mücadele günüdür’

Görsel: Midjourey/Fırat Turgut/Evrensel

Eylem Nazlıer
[email protected]


5 Nisan Avukatlar Günü, Türkiye’de bir kutlama günü olmaktan çoktan çıktı. Yargının her geçen gün daha fazla siyasetin etkisi altına girmesi, savunma makamını doğrudan hedef haline getirdi. Avukatlar artık yalnızca müvekkillerini değil, kendi mesleklerini ve yaşam haklarını da savunmak zorunda kalıyor.

Bu yıl, Türkiye’nin dört bir yanından avukatlar, yaşadıkları hak ihlallerine dikkat çekmek ve mücadele kararlılıklarını göstermek için Ankara’da bir araya geliyor. “Savunma susturulamaz” diyen avukatlar, mesleki bağımsızlığın, adil yargılanma hakkının ve hukukun üstünlüğünün tehdit altında olduğunu vurguluyor.

Avukatların hedef haline getirildiği uygulamalardan biri de İstanbul Barosuna yönelik oldu. Binlerce avukatın oyuyla seçilen İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu ve Yönetim Kurulunun, yargı kararıyla görevden alınmasına karar verildi. Hukuk çevreleri bu kararı, “Baroları susturma ve siyasallaştırılmış yargı eliyle savunmayı bastırma girişimi” olarak yorumladı.

Hukuk fakülteleri artıyor, hukukçular yoksullaşıyor

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta toplam 92 hukuk fakültesi bulunuyor. Türkiye’deki 44 devlet üniversitesinin 11’inde ise hukuk fakültesi dekanı hukukçu bile değil. İlahiyat mezunları ve arşivciler hukuk fakültelerine yönetici olarak atanabiliyor.

Bu plansız büyüme, her yıl binlerce mezunun sisteme dahil olmasıyla avukatlar arasında derin bir yoksullaşma yaratıyor. Türkiye Barolar Birliğinin (TBB) verilerine göre 2002’de 46 bin olan avukat sayısı, 2022 sonunda 174 bin 533’e ulaştı. Son beş yılda yüzde 64 artan avukat sayısı, işsizlik, düşük gelir ve güvencesizlikle birleşince mesleği sürdürülemez hale getiriyor.

'Savunmanın bağımsızlığına ciddi bir darbe'

İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Ekim Bilen Selimoğlu, 5 Nisan Avukatlar Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, Avukatlık Yasası’nın 76. ve 95. maddelerine atıf yaparak barolara “insan hakları ve hukukun üstünlüğünü savunma ve koruma” görevinin verildiğini, İstanbul Barosu’nun bu görevi kapsamında yaptığı yazılı açıklama nedeniyle yöneticilerinin görevden alınmasının kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Baroların insan hakları ve hukukun üstünlüğüne ilişkin ne şekilde faaliyet yürüteceklerine kendilerinin karar vereceğini ve sadece genel kurullarda meslektaşlarına hesap vereceklerini belirten Selimoğlu, “Hiçbir kişi ve kurum yargıdan muaf değildir, ancak sırf açıklamayı beğenmediği için bir baronun yöneticilerinin görevden alınması, savunmanın bağımsızlığına ciddi bir darbedir” dedi.

Bu kararın ardından hiçbir baronun özgürce açıklama yapamayacağını, görevini yerine getiremeyeceğini belirten Selimoğlu, İstanbul Barosu’na açılan bu davanın bir ilk olduğunu hatırlattı. “Avukatlık Yasası’nın 77/5. maddesine dayanarak daha önce hiçbir baro ve yöneticilerine bu şekilde dava açılmamıştı” diyen Selimoğlu, yargının üç sacayağından biri olan savunmanın etkisizleştirilmeye çalışıldığını dile getirdi.

İktidarların, avukatları ve baroları “ayakbağı” olarak gördüğünü, İstanbul Barosu’ndaki yönetim değişikliği sonrasında sahaya inen yeni baro çizgisinin siyasal iktidarı rahatsız ettiğini belirtti. “Düşüncesine ve kimliğine bakmaksızın mağdur olan herkesin yanında duruyoruz; sadece sözle değil, emniyette, adliyede, cezaevinde fiilen müdahale ederek destek sunuyoruz” dedi.

'İstanbul Barosunun eski ‘kabul edilebilir’ çizgisine dönmesi isteniyor'

Selimoğlu, “İstanbul Barosu 20 Ekim 2024 tarihinde gerçekleştirdiği Genel Kuruldan sonra ciddi bir kan değişimi yaşadı. Artık İstanbul Barosu sahaya inmiş durumda. Kimliğine ve düşüncesine bakmaksızın mağdur olan herkesin yanında duruyoruz. Bunu sadece sözle ve açıklamalarla değil, bizzat Emniyette, adliyede, cezaevinde fiilen müdahale ederek yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Bu yeni durum da ister istemez siyasal iktidarın canını sıkmış durumda ve İstanbul Barosunun yeni yönetiminin görevden alınarak eski ‘kabul edilebilir’ çizgisine dönmesi isteniyor” diye konuştu.

'10 yıl öncesine dayanan temelsiz iddialarla tutuklandı'

Baro Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir’in tutuklanmasına da değinen Selimoğlu, “Eğer Fırat Epözdemir İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi olmasaydı, bugün hâlâ aramızda olurdu. En yenisi 10 yıl öncesine dayanan temelsiz iddialarla örgüt üyeliği isnadıyla tutuklandı. Amaç İstanbul Barosu’nu kriminalize etmek, toplumdaki meşruiyetini zayıflatmak ve mesnetsiz soruşturmalara dayanak oluşturmaktı” diye konuştu.

19 Mart’tan bu yana yaşanan toplu gözaltı sürecinin İstanbul Barosu tarafından yakından takip edildiğini, Baro Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve yöneticilerin bizzat karakollarda, adliyelerde ve cezaevlerinde bulunduğunu hatırlattan Selimoğlu, tutuklu öğrencilerin her gün ziyaret edildiğini, cezaevlerindeki sağlıksız koşulların düzeltilmesi için girişimlerin sürdüğünü aktardı.

'Tüm baroların birlikte hareket etmesi şart'

CMK ücretlerinin sefalet düzeyine düştüğünü vurgulayan Selimoğlu, bunun sadece İstanbul’un değil tüm baroların ortak sorunu olduğunu söyledi. TBB nezdinde ortak bir çalışma yürütülmesi gerektiğini belirten Selimoğlu, “Parçalı ve kendiliğinden eylemler yerine tüm baroların birlikte hareket etmesi şart” dedi.

Bağlı çalışan avukatlara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Selimoğlu, önceki yönetimde etkisiz kalan komisyonu “İşçi Avukatlar Merkezi”ne dönüştürdüklerini belirtti. “Bağlı çalışan” tanımının sömürü ilişkisini gizlediğini vurgulayan Selimoğlu, “TBB Meslek Kuralları’nın 33/A maddesine göre işveren avukatlar, yanında çalıştırdığı avukatlara görev tanımı ve ücretini mesleğin itibarıyla uyumlu biçimde belirlemelidir. Aksi durumlar disiplin suçu teşkil etmektedir. Bu maddenin daha fazla işletilmesi için çaba harcıyoruz” dedi.

CMK ücretleri: ‘Devlet bize yasak parayı dayatıyor’

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Avukat Ezgi Önalan da savunma mesleğine yönelik baskıların ve sistematik hak ihlallerinin ulaştığı boyutlara dikkat çekti. Özellikle genç ve işçi avukatların derin bir yoksullukla mücadele ettiğini belirten Önalan, “Çok yoksullaştığımız bir dönemdeyiz. Aynı zamanda savunmaya yönelik saldırıların, hak ihlallerinin, avukatlara dönük kriminalizasyonun da çok üst düzeyde olduğu bir dönemdeyiz ve bu baskılar giderek artıyor” diyerek bu baskının yalnızca bireysel değil, sistematik olduğunu vurguladı.

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) kapsamında görevlendirilen avukatlara ödenen ücretlerin yetersizliğini eleştiren Önalan, bu ücretlerin “angarya yasağına” aykırı olduğunu söyledi. Genç avukatların büyük kısmının geçinemediğini belirten Önalan, “Devlet avukata, normalde alması yasak olan parayı dayatıyor. Bu ücret tarifesi bizim hayatta kalmamıza yetmiyor. Bu nedenle CMK ücret tarifesinin ‘avukatlık asgari ücret tarifesi’ne eşitlenmesini talep ediyoruz.”

‘Avukatlık sınavı iptal edilmeli’

Merkezi avukatlık sınavına dair de konuşan Önalan, “Bize sorulmadan yüzlerce hukuk fakültesi açıldı. Şimdi ‘Siz yeterli değilsiniz’ deniliyor. Avukatlık devlet kontrolüne bağlanmak isteniyor. Bu merkezi sınavla mesleğin özüne aykırı bir denetim getiriliyor. Oysa bu duruma biz değil, siyasi kararlarla büyütülen fakülteler sebep oldu. Şimdi o öğrenciler 18 yaşında girdikleri bölümlerde mesleklerini yapamaz hale getiriliyor. Bu nedenle ‘Sınav kaldırılsın’ talebimizle de Ankara’da olacağız” diye konuştu.

‘Avukat gözaltıları, tutuklamaları artıyor’

Avukatların görevlerini yaparken karşılaştıkları gözaltı ve tutuklama uygulamalarına da değinen Önalan, “Avukatlar sahada müvekkilleri için çalışırken devletle karşı karşıya kalıyor ve yalnız bırakılıyor. Artık bir avukatın tutuklanması haber değeri taşımıyor hale geldi. Bu normalleşmemeli. Bizim için 5 Nisan bir mücadele günüdür. O nedenle de kendi sözümüzle, kendi kortejimizle Ankara’da olmayı önemsiyoruz” şeklinde konuştu.

‘Baroya yönelik hamleler bir susturma girişimi’

İstanbul Barosuna yönelik müdahalenin de bu baskı sürecinin bir parçası olduğunu dile getiren Önalan, “İstanbul Barosu örneğinde gördüğümüz gibi baroları işlevsizleştirmeye, hizaya getirmeye çalışan bir siyasi irade var. Bu sadece bir yönetimi görevden almak değil; savunmayı teslim alma çabasıdır” dedi.

‘Fırat Epözdemir esir tutuluyor’

Ezgi Önalan, İstanbul Barosu yöneticilerinden Avukat Fırat Epözdemir’in tutuklanmasına da tepki göstererek, “Fırat Epözdemir şu anda baro yönetiminin düşürülmesi davası kapsamında tutsak tutuluyor. Daha önce kapanmış bir dosya delil gösterilerek tutuklandı. Bu, baroyu terörize etmeye, kriminalize etmeye yönelik bir adımdır. Bu politik bir tutuklamadır ve bir an önce serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı.

‘Mesleğimizi ifa etmeyi imkansızlaştırmaya çalışıyorlar’

Gazetemize konuşan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Avukat Ekin Yeter ise “Egemenlerin çıkarlarını korumak amacıyla toplumsal ahlaktan kopuk oluşturulan hukuk sistemi, günümüz koşullarında iktidar kurumları içinde yeniden kodlanıyor. Türkiye’de siyasi yönlendirmeye hiçbir dönemde olmadığı kadar çok teslim olan yargının, bağımlı ve etkiye açık yapısıyla siyasi iktidarın uzantısı haline geldiğini görüyoruz” dedi.

Son yıllarda avukatlara yönelik baskıların arttığını belirten Yeter, “Avukatlık mesleğine yönelik saldırılar, tutuklamalar, mesleki faaliyetler nedeniyle yargı tacizleri, demokratik haklarını kullanan meslektaşlarımızın işkenceyle gözaltına alınması gibi uygulamalar artık sıradanlaştı. Bu, siyasal yargının geldiği noktayı açıkça gösteriyor” dedi.

‘Baroya kayyım kararı hukuk devleti ilkesine darbedir’

İstanbul Barosuna yönelik müdahaleye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Yeter, “Baro yönetiminin görevden alınmasına dair karar hukuk devleti ilkelerine, savunma hakkına ve ifade özgürlüğüne ağır bir darbedir. Tüm yurttaşları ilgilendiren bir demokrasi ve hukuk kaosudur. Barolar, yalnızca avukatların değil, yurttaşların haklarının da güvencesidir” şeklinde konuştu.

‘Müvekkilini görmek isteyen işkenceye uğruyor’

Yeter, yalnızca yapısal değil, fiziksel saldırıların da arttığını belirtti. Siverek’te Av. Sabri Güngen’e ve müvekkiline yönelik işkenceye dikkat çeken Yeter, 1 Nisan’da Suruç’ta müvekkilini görmek için kolluğa giden Av. Yılmaz Birden’in kolluk tarafından fiziki müdahaleye darbedildiğini hatırlattı.

Geçim sıkıntısı yaşayan meslektaşlarının intihara sürüklendiğini anlatan Yeter, kadın avukatların ise özel olarak ataerkil şiddetle mücadele ettiğini belirtti.

Avukatlık mesleğini itibarsızlaştırmaya ve avukatları kolay hedef haline getirmeye çalışan siyasi iktidara karşı uyarıda bulunan Yeter, “Savunma makamını temsil eden avukatların özgür olmadığı bir toplumda hiç kimsenin özgürlüğü güvence altında değildir. Mesleğimizin hedef alınması, doğrudan halkın hak arama özgürlüğünü sarsar” dedi.

Mevcut hukuk sisteminin baskıcı, ayrımcı, antidemokratik, eril ve şoven bir karakter taşıdığını söyleyen Yeter, “Ayrımcı antiterör yasalarıyla muhalifler baskı görüyor, hasta mahpuslar ölüme terk ediliyor, cezasızlık politikaları sürüyor. Bu koşullarda 5 Nisan Avukatlar Günü’nü bir kutlama değil, mücadele günü olarak değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Sarayın açmazı

Sarayın açmazı

Türkiye’de neoliberal dönüşümü hızlandırarak uluslararası sermayeye bağımlılığı artıran Erdoğan-Şimşek programı yapısal sorunları derinleştirdi. Yargı operasyonlarıyla tetiklenen sermaye kaçışı arttı. Prof. Dr. Oğuz Oyan’a göre mevcut ekonomik program işlevsizleşti ve Saray iktidarı açmaza girdi.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
5 Nisan 2025 - Sefer Selvi

Evrensel'i Takip Et