5 Nisan 2025 04:25

5 Nisan kararlarının karşı cephesi

5 Nisan kararlarının ardından başta kamuda TİS süreci ile başlayan mücadele, Şimşek programına karşı çıkışın güçlendiği bu günlerde işçi sınıfı açısından pek çok ders barındırıyor.

5 Nisan kararlarının karşı cephesi

Fotoğraflar: Türk İş arşivi

Ümit Yılmaz

Türkiye ekonomisi, bugünlerde temelleri 24 Ocak kararlarıyla atılan ve ancak askeri faşist bir darbeyle -12 Eylül 1980- hayata geçirilebilen neoliberal birikim modelinin tetiklediği sarsıntılardan birini daha yaşıyor. Mehmet Şimşek programı da Türkiye işçi sınıfı ve emekçi kitleleri bakımından yabancı bir program sayılmaz.

Yaklaşık yarım asırdır yürünen bu yolda 1994 ekonomik krizi ve krizden çıkışın yolu olarak devreye sokulan 5 Nisan ekonomik kararları özgün bir yere sahiptir. Gerek “ucuz emek rejimi”ne geçiş sonrası ilk olmasıyla, gerekse Kemal Derviş programı ve günümüzde Mehmet Şimşek programıyla benzeşen yönleriyle. Gelgelelim tüm bu konuları bütünlüklü olarak yeniden bir değerlendirmeye tabi tutmak bir gazete yazısı sınırları içinde mümkün olamayacağı gibi bu konuda yeterince külliyat oluştuğu için gereksizdir de. Bu nedenle yazımızda “5 Nisan kararları”nın işçi sınıfı ve sendikal harekete dair etkilerine değinmekle sınırlı kalacağız.

1989’da sermaye hareketlerine getirilen tam serbestiyle birlikte neoliberal dönüşümde bir eşik daha aşılmış oldu. 1991’de ABD’nin Irak’ı ilk işgal girişimi sırasında büyük miktarda sıcak para çıkışı oldu ve bu, ekonomik dengeleri altüst etti. Tansu Çiller’in başbakanlığındaki DYP/SHP koalisyon hükümetinin bu durum karşısında “Ekonomiye istikrar kazandırmak” üzere devreye soktuğu düşük kur yüksek faize dayalı ekonomi modeli 1993’e gelindiğinde tıkandı. Bütçe açıkları, cari açık, iç ve dış borçlar karşılanamaz düzeylere ulaştı. İmalat sanayisinde kapasite kullanım oranı mayıs 1993’te yüzde 83’ken mayıs 1994’te yüzde 70’e düştü. Bunun sonucunda yaygın işsizlik ortaya çıktı, kıyıma uğrayan işçi sayısı 600 bine ulaştı. Birkaç ay içinde dolar o günün parasıyla 8 bin liradan 42 bine fırladı. İşte “5 Nisan kararları” bu ortamda IMF dayatmaları olarak gündeme geldi. Temmuz 1994’te IMF ile 14 ay sürecek yeni bir stand- by imzalandı, 752 milyon dolar kredi alındı.

Tahmin edileceği gibi 5 Nisan kararları tam anlamıyla emeğe ve halka bir saldırı programıydı. En başta ücret ve maaşlar baskılandı, ek vergiler getirildi. Kamuda fazla mesai ödemelerinden yüzde 50 kesinti yapıldı. Kamuya personel alımı durduruldu. Kamu harcamaları başta eğitim ve sağlık olmak üzere yüzde 30 düşürüldü. Yeni vergiler yürürlüğe sokulurken kaynak yaratmak üzere özelleştirmelere gidildi.

İşçi sınıfının ve sendikal hareketin durumu

KİT’lerde personel sayısı 1995’te 10 yıl önceye göre yüzde 13.8 oranında daralmıştı. 1994’te özel sektöre bağlı imalat sanayisinde, kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 53’e yükselmişti. Bu durum işçi ücretlerini aşağı yönlü baskılamıştır. DİSK ve Hak-İş’in henüz etkili olmadığı bu dönemde, Türk-İş bürokrasisi sözüm ona “güvenceli istihdam” ve “İstihdamı korumak” adına ücret taleplerini hayli geri çekmişti. Nitekim dönemin Türk-İş Başkanı Bayram Meral, sonraki yıllarda TBMM’de yaptığı bir konuşmada işçi sınıfı olarak o dönem yaptıkları ‘fedakarlıkların’ boşa gittiğini söyleyerek bir anlamda itirafta bulunmuştur.

Türk-İş ve bağlı sendikalar üst bürokrasisi, 1995 yılı kamu TİS sürecinde sermaye cephesi ve Çiller Hükümetiyle karşı karşıya gelmekten kaçamamıştır. Nitekim, koalisyonun sonunu getiren de bu eylemlerdir. Kaçınamamıştır, çünkü başını İstanbul İşçi Sendikaları Şubeleri Platformunun (İİSŞP) çektiği yerel sendikal ve işçi platformlarının ittirmeleri sonucu bu mücadeleyi yürütmek zorunda kalmıştır.

TİS süreci ve Türk-İş’in tutumu

1995’te hükümet, TİS masasına sıfır zam ve kazanılmış hakların ortadan kalkması önerisiyle gelmişti. Türk-İş bu öneriyi reddetti, teklif Türk-İş’in önünde yakıldı. 18 Temmuz 1995 günü, Türk-İş’e bağlı sendikaların genel merkez ve şube yöneticilerinden oluşan 2 bin kişi Ankara’da DSİ Salonu’nda toplandı. Oradan önce CHP Genel Merkezine, ardından DYP Genel Merkezi’ne yürüdü. Partilerin önüne siyah çelenk bırakıldı. 25 Temmuz’da ise bütün illerde benzer eylemler yapıldı. 5 Ağustos’ta Kızılay Meydanı’nda yaklaşık 250 bin işçinin katıldığı ‘Emeğe Saygı Mitingi’ düzenlendi. Grev kararı alındı ve ağustostan TİS protokolünün imzalandığı 27 Ekim’e kadar grev genişleyerek sürdü. 1 Eylül tarihinde koalisyon hükümetini yıkma kararı alındı ve 9 Eylül’de 10 bin işçi CHP kurultayı önünde hükümetin istifasını istedi. Ve 20 Eylül’de CHP hükümetten çekildi.

Grevlerin yaygınlığı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının istatistiklerinde görülüyor. Grevde geçen iş günü sayısı 1994’te 242 bin 589 iken 1995’te 4 milyon 838 bin 241’e yükseldi. Bu sayılar yalnızca yasal ilan edilmiş grevleri kapsadığı için gerçek durumu yansıtmaktan uzaktır. Özellikle 1994 için. Zira 5 Nisan kararlarının ilan edilmesiyle birlikte pek çok fabrika, iş yeri ve işletmede işçiler fiili greve varan direnişler gerçekleştirmiştir.

Özetlemek gerekirse, işçi sınıfı bir IMF programı dayatması olan 5 Nisan kararlarına gücü ve örgütlülüğü oranında karşı çıkmıştır. Programı tümden püskürtemese de önemli oranda ket vurmuştur. Özelleştirmeler ve SGK’ye ilişkin prim gün sayısı gibi konular oldukça ileri tarihlere kadar geciktirilmiştir. Bu nedenle bu dönem, işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.

Yerel sendikal platformlar ve işçi sınıfı, sendikal bürokrasiyi önüne katarak mücadeleci bir hatta kadar sürüklemeyi önemli ölçüde başarmıştır. Fakat bu esnada iki büyük zaaf ve eksiklik gösterdiğini atlamamak gerekir. Bunların ilki kendi rollerini, sendikal bürokrasiyi harekete geçirmekle sınırlamalarıdır. Diğeri ise mücadeleci unsurların tasfiye edilmelerini önleyememektir. Şimşek programına karşı mücadelenin giderek yükseldiği günümüzde, mücadeleci, öncü işçilerin ve sendikacıların 5 Nisan kararlarına karşı mücadeleden gerekli dersleri edinmeleri son derece önemlidir.

Evrensel'i Takip Et