19 Aralık grevine giderken
Özlem Yılmaz Yeşer*
2014 yılı bütçesi 10 Aralık’ta Meclis Genel Kurulunda görüşülmeye başlanacak. KESK, 28 Kasım’da yaptığı basın toplantısıyla “Satış Sözleşmesini Kabul Etmiyoruz, Bütçeden Hakkımızı İstiyoruz” şiarıyla 19 Aralık’ta bir günlük grev yapacağını kamuoyuna duyurdu. Grev, kayıpların telafisi için her kamu emekçisinin maaşına en az 300 lira zam yapılması, herkese iş ve ücret güvencesi sağlanması, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, maaşların vergi artışından etkilenmemesi, kadın emekçilere pozitif ayrımcılık uygulanması ve baskı, tutuklama ve sürgünlere son verilmesi talepleriyle yapılacak.
Bir ülkede gelirlerin nasıl toplanacağını ve toplanan gelirden kimlerin ne kadar pay alacağını belirleyen bütçe, aynı zamanda siyasi iktidarların sınıfsal tercihini yansıtır.
Bu nedenle sendikaların bütçe görüşmelerine taraf olması, mücadele etmesi gerekir. Ülkemizde özellikle son yıllarda sendikalar, bütçe dönemlerini ya sessiz sedasız ya da rutin takvime bağlanmış eylemlerle geçiştiriyor. Oysa iş güvencesinin kaldırılması, esnek, kuralsız, performansa dayalı çalışma biçimlerinin dayatılması, taşeronlaşmanın yaygınlaştırılması gibi saldırılarla karşı karşıya olan emekçiler, giderek yoksullaşıyor. Kazanılmış haklar kararnamelerle ve torba yasalarla bir gecede ortadan kaldırılıyor.
Hatırlarsak, hükümet 12 Haziran seçimleri öncesinde Bakanlar Kurulu’na 6 aylığına KHK çıkarma yetkisini veren düzenlemeyi Meclisten geçirdi. Bu Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak kamunun dönüşümüyle ilgili olarak 20 yasada; kamu emekçilerinin atanma, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma, emekliye sevk edilme gibi konularla ilgili olarak 7 yasada değişiklik yapma yetkisi alındı ve birçok değişiklik de yapıldı.
Bu dönemde kamu emekçileri açısından önemli hak gasplarına yol açan, “Eşit işe eşit ücret” söylemi altında kamu emekçilerini yoksullukta eşitleyen 666 sayılı KHK, 2011 yılının Kasım ayında çıkarıldı. Kararnameyle büro işkolundaki birçok kurumda ikramiyelerin, fazla çalışma ücretlerinin kaldırılması, ek ödemelerin emekli maaşına yansıtılmadan daha da adaletsiz bir biçimde düzenlenmesi gibi birçok kayıp yaşandı.
LOKAL MÜCADELE YETMİYOR
Bu kayıplar karşısında büro işkolunda BES ve Türk Büro Sen’in ortak çağrısıyla 27 Şubat 2013’te ülke genelinde yüz binin üzerinde büro emekçisinin katıldığı bir grev gerçekleşti. Bu arada kararnamenin kamu emekçilerinin aleyhine olan mali hükümlerinin bir kısmı Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.
Ancak Anayasa Mahkemesi’nin iptal hükümleri halen idareler tarafından uygulanmıyor ve gasp edilen ikramiyeler ödenmiyor. Ayrıca toplu sözleşme döneminde de büro emekçilerinin hiç bir talebi görüşülmedi ve kayıplar karşılanmadı. Büro emekçilerinin grevinde Kamu-Sen Genel Başkanı “Talepler karşılanmadığı takdirde biz yine birlikte grevler yapmaya devam edeceğiz” demişti. Bu sözleri kendilerine hatırlatmak gerekiyor. Zira Memur-Sen’in hükümetle işbirliği içinde imzaladığı TİS fiyaskoyla sonuçlandı, talepler karşılanmadı. Bugün kamu emekçilerinin beklentisi bütün sendikaların birleşik mücadelesidir.
BES olarak 2014 yılı Bütçesi TBMM’de komisyona geldiği günden bugüne kadar hükümetin bütçedeki tercihlerini işyerlerinde teşhir ettik. Büro emekçilerinin taleplerini gündeme getiren bir çalışmayı sürdürdük.
Ancak bütçe gibi sadece kamu emekçilerini de değil bütün halk kesimlerini ilgilendiren bir konuda, sadece büro emekçileri içerisinde sürdürdüğümüz lokal çalışmanın yeterli olmadığını biliyorduk. Bu yüzden, gerek KESK bütünlüğünde gerekse diğer emek örgütleri, konfederasyonlarla bir birliğin sağlanarak bütçe sürecinde mücadelenin yükseltilmesi gerektiğini de görerek, KESK’e mücadelenin bütünleştirilmesini önermiştik.
SORUMLULUK YÖNETİCİLERDE
Bütçe sürecine giderken emekçilerin birçok talep üzerinden farklı şekillerde tepkilerini ortaya koyduklarını görüyoruz. Sağlık emekçilerinin çeşitli işyerlerinde şiddete ve ekonomik kayıplarına karşı yaptığı grevler, genç asistan hekimlerin grevleri… Dershaneler üzerinden yaratılan tartışma ve bunun karşısında eğitim emekçilerinin, parasız eğitim ve sorunlarının çözülmesi talepleriyle sokağa çıkması… Kültür sanat kurumlarında tasfiye sürecinin hızlandırılmasına karşı buralarda çalışan emekçilerin mücadele eğilimleri… Kıdem tazminatının kaldırılmasına karşı gösterilen tepkiler, Yatağan işçilerinin özelleştirmeye karşı direnişi, Hacettepe’deki taşeron çalışanların ve farklı yerlerde işten atılan işçilerin mücadelelerini sayabiliriz.
Gelinen süreçte KESK’in 2014 yılı bütçesine yönelik almış olduğu grev kararı, farklı alanlarda gelişen tepkilerin bütçeyle birleştirilmesi açısından önemli. Ancak KESK’te karar alma mekanizmalarındaki hantallık ve kopukluk bu grev kararında da kendisini bir kez daha gösterdi. Grev kararı açıklanmadan önce bütçeye yönelik teşhir faaliyetinin sürdürülmemiş olması, sürecin bir bütün olarak görülüp hazırlıkların çok daha önceden başlatılmaması, diğer işçi ve kamu emekçileri konfederasyonlarına ayrımsız açık çağrılar yaparak grevin birlikte örgütlenmesinin zorlanmaması önemli eksiklikler. Bütçeye yönelik bir grevin hem toplu sözleşmenin sonuçlarını teşhir eden hem de bütçede taraf olmayı hedefleyen bir çalışma tarzıyla programlanmalıydı.
Yine de eleştirilerimize, eksikliklere, hazırlıksızlığa, kararı alanların niyetlerine rağmen, “bütçe görüşmeleri emekçilerin gündeminde yoktur, geç kalmış bir karardır” mazeretleriyle grevin örgütlenmesini ağırdan almak açıklanamaz bir tutum olacaktır. Bütçeyi emekçilerin gündemine aldıracak olan sendikalardır ve bu konuda sorumluluk öncelikle yöneticilerindir. Yöneticiler ve işyeri temsilcileri olarak, hızlı bir biçimde, işyerlerindeki tüm emekçilere ve yerellerde birleşebileceğimiz bütün güçlere ayrımsız çağrılar yaparak grevi örgütlemek güncel görevimizdir.
* BES Genel Örgütlenme Sekreteri
Evrensel'i Takip Et