2 Mayıs 2014 06:00

Havada karada polis olsan yıldıramazsın!

Fatih POLAT

Her eylem kendi tarihselliği içinde değerlendirilir. Dün gerçekleşen 1 Mayıs kutlamalarını, bir meydanda bile yüz binlerce emekçinin katılımıyla gerçekleşen 1 Mayıslarla kıyaslarsak bu teknik anlamda bile hatalı bir kıyaslama olacaktır. Çünkü tarihsellikten kopuktur.
2014 1 Mayısı’na Hükümetin ve bizzat Başbakan Erdoğan’ın tehditleri altında gidildi. Taksim yasağına Başbakan bizzat müdahil oldu. Sadece İstanbul’da Taksim 1 Mayısı’nı engellemek için 39 bin polis 50 TOMA devreye sokuldu. Ve sabahın ilk saatlerinden itibaren polisin ablukası dikkati çekiyordu. Bariyerler ise daha öncesinden konmuştu ve baskılar da bir gece öncesinden başlamıştı.
Vapur, metro, tramvay yasaktı. Otobüsler ise örneğin benim alana geldiğim güzergahta Çiftecevizler durağına kadar geliyordu. Cevahir Oteli’nin olduğu noktadan itibaren aşama aşama polis barikatları vardı. Taksim çok geniş bir çemberin içine alınmıştı. Şişli ve Beşiktaş bu çemberin dışında kalıyordu. Buralarda toplanan sendikaların, işçilerin, partilerin ve
1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyenlerin çemberin içine girmemesi için o çemberin içi polislerle ve TOMA’larla doldurulmuştu.
O çemberin içinde birbirine bağlanan sokakların girişlerinde de polis noktaları dikkati çekiyordu. Polis, dün saldırılarını desteklemek için helikopter de kullandı.
Buna rağmen DİSK binası çevresinde bulunan işçi ve emekçiler, siyasi parti üyeleri belli ki ya sendikada ya da Şişli’de yakın noktalarda kalmışlardı.
Dün Şişli güzergahını dolaştıktan sonra geldiğim Beşiktaş’ta Çarşı’da, Çarşı Grubu üyelerinin oluşturduğu kalabalık dikkati çekiyordu. Ben Beşiktaş’a inmeden önce Beşiktaş’ta bir saldırı gerçekleşmişti. Ardından da Şişli’den saldırı haberleri gelmeye başladı. Gazeteye doğru hareket ettiğimde ise hem Beşiktaş hem Şişli’de saldırı ve direniş haberleri geliyordu.
Okmeydanı, Tuzla ve Maltepe’de İstanbul’da dünkü diğer bir direniş noktasıydı. Bu yazı yazıldığı saatlerde İstanbul’un muhtemelen başka yerlerinde de irili ufaklı direnişler oluyordu.
Hükümetin Taksim yasağına karşı, ortaya konulan bu direnişlerin, Kadıköy’de Türk-İş çağrısıyla 1 Mayıs’ı kutlayan sendikaların tabanındaki işçilerde de ciddi bir tepkiye neden olduğunu tahmin edebiliriz.
Türkiye’nin pek çok yerinden de, sendika bürokrasisinin bölen tutumu ve Hükümetin bundan cesaret alarak yoğunlaştırdığı saldırılarına karşı direnerek gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlaması haberleri geliyordu.
Konfederasyonların bölen tavrı, 1 Mayıs’ı Hükümetin ve polisinin saldırılarına daha açık hale getirdi. Bu bölünmede pay sahibi olanlar, dün emekçiler üzerinde estirdikleri teröre de ortaktır. Tüm bunlara karşı, dün 1 Mayıs’a, -ruhuna uygun biçimde- Mücadele Günü olarak sahip çıkma kararlılığı önemliydi.
2014 1 Mayısı, tarihe ‘Havada karada polis olsan beni yıldıramazsın’ diye özetlenebilecek bir mücadele kararlılığıyla geçti.
Bu arada dünkü 1 Mayıs’ta bir de bizim için çok acı olan bir haber aldık. Önce Gerçek dergisinde daha sonra da Evrensel gazetesinde birlikte olduğumuz yazarlarımızdan Bülent Habora’yı kaybettik. Uzun süredir tedavi gören Bülent Ağabey 1 Mayıs sabahı saat 07.20’de hayata gözlerini yumdu.
Kendisini emeğin dünyasına adayan Bülent Habora hayata gözlerini yumarken, işçi ve emekçilerin onun da ideali olan değerler için dişe diş mücadele ediyor oluşu anlamlıdır.
İşçi ve emekçilerin mücadelesinde, mücadelemizde yaşayacak.

Evrensel'i Takip Et