3 Mayıs 2014 06:00

1 Mayıs 2014

Av. Yıldız İMREK*

AKP Hükümetinin otoriter yöneliminin yeni bir halkası oldu 1 Mayıs 2014. AKP Hükümeti, resmi olarak bayram ilan edilmiş 1 Mayıs için, Taksim Meydanı dışındaki bir meydanda kutlama yapılmasını şart koşarak politik bir tavır ortaya koydu. Hükümetin, Taksim yasağı ısrarı, sadece Gezi direnişi korkusu olarak yorumlanamaz. Esasen Gezi’nin de öncüllerinden olan 2013 1 Mayıs yasağı ile, Taksim meydanını emekçilere kapatmanın startı verilmişti. Egemen sınıflar ve yöneticiler, yüzlerce yıllık yönetme deneyimlerinin bir sonucu olarak, meydanların ve sembolize ettiklerinin kitlelerin hafızasındaki öneminin farkındadır. AKP Hükümeti, hem kitleselliği ve hem de katliamı ile hafızalara kazınan 1977 1 Mayısının mekanı olması, hem de aslında çok merkezli olan bir megakent hükmündeki İstanbul’un birden fazla merkezini birbirine bağlayan özel bir santral durumundaki en kozmopolit, en komplike meydanını, temsilcisi olduğu sermaye sınıfının ve kendi ideolojik hakimiyetinin sembolleriyle dönüştürmeyi hedeflemiştir.

Gezi direnişi, AKP’nin Taksim Meydanını dönüştürme hedefini kadük bırakmıştır. Ancak AKP, Taksim’i 1 Mayısa, emekçilere yasaklamanın sınıfsal ve politik egemenliğin önemli bir halkası olduğu tespitiyle, yasakçılıkta kararlı davranmayı seçmiştir. Başbakan, bu yasakçılığı, aynı zamanda kendi kişisel cumhurbaşkanlığı, başkanlık hedeflerinin de önemli bir parçası, sokağı susturmanın olmazsa olmazı saymaktadır. Taksim dışında da, tüm 1 Mayıs kutlamalarının hükümetin kontrol ettiği veya etkilediği Hak-İş, Memur-Sen ve Türk-İş konfederasyonları tarafından bölünmüş olması da, müdahalenin esasının emekçi sınıfların bastırılması olduğunu ve Taksim’le sınırlı olmadığını göstermektedir.

KARAR BAŞBAKAN’DAN

Karar doğrudan Başbakan tarafından verilmiş, İçişleri Bakanının talimatı ile İstanbul Valisi tarafından uygulanmıştır. İstanbul Valiliğinin “provakasyon istihbaratı”, Şişli’de kurulan polis barikatında mikrofonlara söylenen “aranızda taş atanlar, sapanı olanlar var, güvenlik riski yaratıyor” söylemleri, hiçbir inandırıcılığı ve gayesi de olmayan göstermelik gerekçelerdir.
2008 yasağındaki tüm gerekçeler, 2014 yasağındaki gerekçelerle aynıdır ve AİHM’in ihlal kararında bu gerekçelerin yerinde olmadığı tespit edilmiştir. AİHM kararları, tıpkı Anayasa Mahkemesi kararları gibi bağlayıcı kararlardır. Ancak, Hükümetin, kendisini hukuk ve hatta yasalarla da bağlı saymama tutumunun çıplak yansımalarından biri olmuştur 2014 1 Mayısı.
AİHM 2008 1 Mayısı’nın Taksim’de kutlanmasının yasaklanması ve polis şiddetiyle ilgili ihlal kararı vermiştir. Bu kararda, toplantı ve gösteri özgürlüğünün, aynı zamanda mekan seçme özgürlüğü olduğu, Taksim Meydanı’nın 1977 1 Mayıs katliamının hafızası olması nedeniyle, emekçi bayramının kutlama alanı olarak seçilmesinin tabii bir hak olduğu tespit edilmiş ve Taksim yasağı, toplantı ve gösteri özgürlüğünün dolaylı bir sınırlaması olarak değerlendirilmiştir. AİHM bu kararında, trafiğin engellenmesi, esnafın iş yapamaması gibi gerekçelerin, barışçıl toplantı özgürlüğünü engellemenin makul gerekçeleri olamayacağına karar vermiştir. Engellemenin ölçüsüz bir polis şiddetiyle gerçekleştirilmiş olması, gaz kullanılması da aynı kararda ihlal olarak değerlendirilmiştir.
 
ANAYASA VE YASA ASKIYA ALINDI

Taksim yasağı, Anayasada tanımlı düşünce ve toplantı özgürlüğüne de, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri yasasında yer alan sınırlamalardan birine de uymamaktadır. Nitekim 2008 1 Mayısı’na ilişkin AİHM kararında 2911 sayılı yasanın 22 ve 24. Maddelerinin de ihlal edildiği tespit edilmiştir.
1 Mayıs günü, İstanbul’da, Taksim ve çok geniş bir alanda Anayasa ve yasalar askıya alınmış; Başbakanın, valinin talimatlarıyla fiili bir sıkıyönetim uygulanmıştır. Anadolu ve Avrupa yakasını birbirine bağlayan toplu ulaşım araçlarının bir kısmı engellenmiş, Taksim’e çıkan yollar polis tarafından fiili engellerle kesilmiştir. 1 Mayıs kutlamasına katılmak isteyenler katılamamış, kutlamayla ilgisi olmayan birçok yurttaş çalışma ve seyahat özgürlüğünü kullanamamıştır.  
Ölümle sonuçlanan yaralanmalara neden olduğu tespitli bir kimyasal olan gaz bombaları, kimyasallı tazyikli su, plastik mermiyle toplantı özgürlüğünü kullanmak isteyen insanlara polis şiddeti uygulanmıştır. İstanbul ve Ankara’da yüzlerce kişinin çeşitli derecelerde yaralanması ile sonuçlanmıştır, yaralananlar arasında basın mensupları da vardır. Yaralanmalar kişinin yaşam hakkına, vücut bütünlüğüne zarar vermiştir. Basın mensuplarının hedef alınması, aynı zamanda basın özgürlüğüne yönelik bir ihlal niteliğindedir. Yüzlerce kişinin haksız ve keyfi olarak gözaltına alınması, kişisel özgürlüğünden yoksun bırakılması söz konusu olmuştur. Bir kez daha gözaltılar sırasında hastaneler de hedef alınmış ve hasta hakları hiçe sayılarak hastanelere gaz atılmıştır.

EVLERE GAZ ATILDI

Gaz kullanımının yasaklanması en doğrusudur. Ancak, 1 Mayıs günü, gaz kullanımına ilişkin tüm kurallar da ihlal edilerek, yerleşim yerlerine, evlere gaz atılmıştır. Bunun sonucunda pek çok yaşlı ve çocuk, ciddi şekilde zarar görmüştür.
Devletler, barışçıl toplanma özgürlüğüne dolaylı sınırlamalar uygulamama yükümlülüğündedir. Toplanma özgürlüğü, düşüncenin toplu ifadesi hakkının bir kullanım biçimidir. Dolayısı ile, kamusal bir alanda, şiddete başvurmadan, diğer insanlara ulaşmasının sağlanması konusunda devlet gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.
Ancak, 1 Mayıs 2014 için yapılacak değerlendirmelerin hukuk içinde tanımlanması hem mümkün değildir, hem gerekli değildir. Çıplak bir devlet terörü, emekçileri hedef alan bir faşizan politikadır. Zaten bu 1 Mayıs’ta yaşananlarla, Türkiye dünya skalasında “özgür olmayan” ülkeler kategorisinde sıralanması, fiili durumun tescili niteliğindedir.

* İstanbul Barosu’nun 1 Mayıs Kriz Masası görevlisi

Evrensel'i Takip Et