14 Haziran 2014 07:00

Soma işçisine birlik ve mücadele kazandıracak

Kadir YALÇINKAYA

Soma’da yaşanan katliamın ilk görüntüleri ekranlara yansıdığı andan itibaren, işçilerin hangi koşullarda çalıştırıldıklarına ve nasıl katledildiklerine tanık olduk. Gerçekler, karanlık ocaklarda hayatını kaybeden işçilerin bedenleri üzerinden gün yüzüne çıktı. İşçiler konuştukça, bir cinayetin başbakanından bakanına, müfettişinden sendikacısına silsile yoluyla nasıl işlendiği ortaya çıktı.
“Neden bu koşullarda çalışmayı kabul ettiniz?​” soruları karşısında işçilerin verdiği cevap “İşsizlik ölümden beter;” “İşsiz kalan işçi her gün ölüyor” oldu. Bir tarafta ağır çalışma koşulları, bir tarafta işsizlik ve yoksulluk... Çalışma koşullarına isyan eden ve ses çıkaran işçilerin sendikacılar eliyle işten atıldıkları bir ortam…
Soma’da işlenen taammüden cinayeti, toplu katliamı, Hükümet ve onun başının zorbalıkları bile kapatamadı. On yılda 13 bine yakın işçi, iş cinayetlerinde işte böyle öldürüldü. Fakat ne ceza alan bir yetkili, ne hapis yatan bir patron var ortada.
Hükümet, tıpkı 34 Kürt köylüsünün bombalandığı Roboskî’de olduğu gibi, “kan parası” ödeyerek yaşananları unutturmaya dönük hamleler peşinde. Roboskîli aileler, “Unutursak, kalbimiz kurusun” diyerek buna direndiler. Şimdi Soma’da yaşamlarını yitiren işçilerin emekli edilmesi, ailelerine maaş bağlanması, her aileye ev gibi vaatler veriliyor. “Öldürürüm, hapse atarım, taşeron olarak çalıştırırım, bedeli neyse öderim” küstahlığı ile hareket eden bir zihniyet var karşımızda.
Görünen o ki bu suçüstü yakalanma hali, toplu iş cinayeti karşısında binlerin, on binlerin ve yüz binlerin bir sınıf olarak hareket etmesi, Hükümeti, Başbakanı, sendika bürokrasisini ürkütmüş. Ortaya çıkan tepki karşısında madencilerin çalışma koşullarında bir kaç değişiklik yaparak “İşçilerin çalışma koşullarını iyileştiriyoruz” havası yaratmaya çabalıyorlar.
Çıkarmayı planladıkları yasa belki maden işçileri için kısmi iyeleştirmeler getirebilir. Ancak taşeron çalışma ve sömürü ortadan kaldırılmadığı koşullarda işçilerin yaşamında köklü değişiklikler olması beklenemez. Bunu için mücadele ve işçilerin en geniş birliğini sağlamak temel bir mesele olarak önümüzde duruyor.
Soma işçileri, taşeronluğun kalkması ve sendikal bürokrasinin yıkılması için başlattıkları birlik ve mücadele hamlesini daha da ilerletmeli ve büyütmelidir. İşçilerin bu yoldaki ilk hamlesi başarılı oldu. Maden-İş Ege Bölge Şubesi asıl ve yedekleriyle birlikte istifa etmek zorunda kaldı. İşçiler bir ön seçimle yeni oluşan üç şubeyi genel kurula götürecekler. Ancak sadece şubelerin değişmesi yetmez. Sendikanın baştan aşağıya demokratikleşmesi zorunludur. Öncelikle tüm işçilerin aday olabilmesinin önündeki engeller kaldırılmalı, iş güvenceleri sağlanmalıdır.
Sendikanın mevcut yöneticileri başından beri patronların yanında oldu. Ocakları patronlardan çok onlar savundu. Ortaya çıkan tepkileri önce onlar yatıştırmaya kalktı. Toplusözleşme masasında bir sendikacı bir işveren vekili olmakta sakınca görmeyen, “Bakanlarla işçilerin cesetlerini beraber saydık” diyebilen bu iş birlikçi sendikal anlayış, koltuğu, parayı, makamı kolay kolay bırakmayacaktır.
Unutulmamalıdır ki, sendikal bürokrasi, işbirlikçi sendikal anlayış dokuz canlıdır. Daima işyerlerinde işçileri bölecek, güçlerini zayıflatacak, patronla iş birliği yapacak, devletle kola kola olacak fırsatları kollar. Sendikal bürokrasinin, gözünü kırpmadan ileri, mücadeleci işçileri işten attıracağını, işçileri bölmek için şeytanla bile iş birliği yapacak karakterde olduğu bilinmelidir. Yarın şube yönetimlerine seçilecek işçileri satın alıp bürokrasiye entegrasyonunu sağlamanın yol ve yöntemlerini arayacaklardır. Geçmişte bunun örnekleri sıkça yaşanmıştır. Tüm bu oyunları ancak Soma işçilerinin güçlü birliği boşa çıkarabilir. Maden işçileri, bu gerçeği görerek adım atmalı ve sendikalarının geleceğini, mücadeleci bir tarzda kendi elleriyle inşa etmelidir. Kazanmak için başka bir yol yoktur.

Evrensel'i Takip Et