Kutsal Erkek İttifakı: Okan Bayülgen & Hıncal Uluç
Kadınlar ve erkeklik denen beladan mustarip olan bizler, kısacası insanlığın sokağından geçenler bir devrim başlatmıştık, adını da ‘Defne Devrimi’ koymuştuk. Bu devrimin ne olduğunu size hatırlatmak gerekirse, sosyal medyadan örgütlenen erkekliğin kiri ve pasına karşı bir hareket olduğunu söyleyebiliriz...
Ne denmişti ‘manifesto’ niteliğindeki metinin başlangıcında?
“Her şey değişirken, niçin basın kıpırdamıyor? Niçin hep aynı infazları, ezberleri, dil tiklerini, aşağılamaları, kavram yoksunluğunu ve bir modernist feodalizmi inatla her nesilde önümüze sürüyor? Niçin demokratikleşemiyor? Basın, toplumun ve dünyanın hep gerisinde, bizleri hırpalama hakkını kimden ve nereden alıyor?”
Türkiye’de basının kıpırdamamasının nedeni artık ömrünün son demine merdiven dayamış köşe kadılarıdır. Bu köşe kadıları, genç kadınların giyimlerinden seks hayatlarına kadar her şey konusunda derin fikir sahibidirler. Ancak, bu ‘genç kadınlar’ın profili hakkında da bir kategorizasyonları söz konusudur.
Örneğin mevzubahis genç kadınlar, kendi tekkelerinden çıkmaysa durum bambaşkadır. Onlar, geleceği olan, tedrisatını müthiş biçimde tamamlamış genç kadınlardır. Onlarla birlikte kadını kadın olmaktan başka bir konumda, erkekliğin o sonsuz iktidarında bir boyun eğen olarak sunmak kolaydır. Hıncal Uluç ve tekkesi tam da bunun için vardır.
KAÇ DEFNE JOY’U DAHA LİNÇ EDECEĞİZ?
Peki Okan Bayülgen bu müsamerenin neresindedir? Okan Bayülgen bu ülkenin pop kültürünün meşruiyet mekanizmasıdır. Bayülgen’i ekrana çıkarıp aşağıladıkları ve aşağılamadıkları gibi bir kategorizasyona gitmek mümkündür, öyle ki Bayülgen’in göğe çıkardıkları ile bit muamelesi yaptıkları arasındaki ayrım bir prestijsel dönüm noktası yaratır...
Şimdi ne olacak? Sosyal medyayı kullanımı ve yürüttüğü reklam kampanyalarıyla delicesine övünen Bayülgen acaba Twitter’daki #defnedevrimi başlığını neden görmezden gelmiştir? O reklamın çekildiği koltukların tatlı ve konforlu durumu elbette Bayülgen’i mutlu etmiştir. Peki ya o koltuklarla Defne Devrimi’nin önerdiği dünya arasında yaptığı seçim fanlarını mutlu eder mi?
Uluç’un örtük muhafazakarlığı ve Okan Bayülgen’in apaçık seçkinciliği arasından yeni bir nesil çıkarılabilir mi? Bu nesil ne kadar ‘yeni’ olabilir? Pop kültürün bu iki ‘sivri dilli’ peygamberi kendi aralarında kavuk teslimi yapacak diye kaç Defne Joy’u daha linç edeceğiz? Toplumsal eğlence kültürümüzün tıkandığı o ‘aptal kutusu’ndan sihir beklemeye gerek yok. Bizim beklediğimiz adap ve utanma hissidir. Bu hissiyatın holding medyalarının koridorlarına uğramadığını biliriz; ama Defne Joy’un vaktiyle yüzüne gülümseyenlerin arkasından ettikleri sözler üstlerinde o malum hayalet denli korkutucu biçimde dolaşacak bu da bizim onurumuz olacaktır. Onur hiç de burjuva bir kavram değildir, hele bir kadının o güzel gülümsemesiyken. (İstanbul/EVRENSEL)
Evrensel'i Takip Et