Oktay Arayıcı’ya mektup
Sennur SEZER
Sevgili Oktay,
Seni birbirini tamamlayan görüntülerinle hatırlıyorum hep. Gençlik Tiyatrosunda stüdyoda oynanan Dışarıda Yağmur Var’ın sahnelenişinden sonraki yorgun ama yetinmez yüz ifaden, radyodaki görevinden alındığındaki istifa kararlılığın ve Selimiye’deki görüntün. On beş gün önce ameliyattan çıkmıştın belki. Başın sarılıydı.
Ama hepsinin üstüne sana duyduğumuz güveni, iyileşeceğine inancımızı gösterdiğimiz gün, “Ben bugünkü duygularla on yıl daha yaşarım” diye seslenişin. Galiba tutmadığın tek söz bu oldu. Yasaklanmadan yana kısmetin açıktı: 1959 yılında yazdığın ilk senaryon sansüre takılmıştı. “Dışarıda Yağmur Var” bir vicdan acısı piyesiydi. Nasılsa yasaklanmadı.
1964’te İzmit’te Good-Year lastik fabrikasındaki grevi konu aldığı “Kondulu Hayriye” adlı oyunun valilikçe yasaklandı. 1969 yılında yazdığın “Seferi Ramazan Beyin Nafile Dünyası” (Nafile Dünya) adlı oyunu 1971’de AST’ta sahnelenip yasaklandı. “Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi” Türk Dil Kurumu ve Avni Dilligil ödüllerini kazandı. Gelelim asıl herkesin bildiği oyununa, “Rumuz Goncagül”. Rutkay Aziz’in rejisiyle sahnelenen oyun, 1981–1982 tiyatro sezonunda Yılın Oyunu ödülünü almıştı. Filme de çekilmişti.
Ama o zaman, senin o oyundaki gizli maksatlarını görmeyenler bu kez uyanmışlar. Antalya Milli Eğitim Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre; Atatürk Endüstri Meslek Lisesi’nde sahnelenmek üzere, Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Eser İnceleme Komisyonuna gönderilen “Rumuz Goncagül”ün, ancak ‘eğitim öğretimin mana ve ruhu ile bağdaşmadığı’ gerekçesiyle sahnelenmesine izin verilmemiş.
Metinde ‘muhabbet tellalı’ demişsin. Bu sözcüğün anlamını sezen (bilen diyemem, durumlarına yakışmaz) İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü komisyonu, oyunun sahnelenmesine izin vermemiş. Semiha Arayıcı da bu konuda epey öfkeli konuşmuş.
Sevgili eşin Semiha’nın öfkelenmesi yalnız oyunun yasaklanmasına değil, oyunu savunan bir öğretmenin komisyon üyelerinden birine ‘sansürcüsünüz’ dediği için kademe durdurma cezası verilerek başka bir okula sürgün edilmesine. Semiha’nın ne kadar ince bir kadın olduğunu bilirsin, anlaşılan kızın bu durumda sabrı iyice tükenmiş, durumu ‘Çarpık hastalıklı zihniyet’ olarak nitelendirmiş. 1977’den bu güne ne kadar ilerlediğimizi görüyorsun. Bugüne kadar oyunu oynayan liseler ve öğretmenleri düşün ne büyük aymazlık içindeymişler.
Sevgili Oktay Arayıcı,
İyi anlayamadım ama oyuna bir de müstehcenlik suçu atılmış galiba. Semiha kardeşim oyunun o dönem ekonomik çıkarlar ön planda tutularak, çıkar ilişkilerine dayalı yanlışlıkları vurguladığını belirterek diyor ki : “Burada müstehcenlik yoktur. (....). Mektupla talip bulunur. Ekonomik çıkarlar ön planda tutularak yapılan evliliklerin yanlışlıklarını vurgular ve onu resmeder, ortaya çıkarır. Böyle bir yaklaşım sonucu çıkabilecek terslikleri resmeder. Burada müstehcen bulunan durum da ‘muhabbet tellalı’ diye oyunda geçer. Çıkar, bilmem ne adına kadının bedenini kötü şekilde kullanan bir durumu sergiler. Bu müstehcenlik değildir. Zaten bu oyuna müstehcen diyen zihniyet, oyun metnini kesinlikle okumamıştır. Bu kadın ve insan haklarına yapılmış bir suçtur. Böyle bir yaklaşım trajikomik, şaşkınlık içindeyim.” Sözün doğrusunu istersen “Evlilik kurumunun çıkar ilişkilerine dayandırılmasını” yanlış bulan bir oyunu yasaklamayıp da ne yapacaktı Milli Eğitim. Bizi yöneten sayın seçilmişler, kadınla erkeğin eşit olmadığını defalarca dile getirdiler.
Keşke bu kadar erken gitmeseydin, bütün çelişkileri kıs kıs gülen metinlerle yazıp sergileyeceğin garip bir döneme girdik. Nasıl çıkarız, ne zaman çıkarız da bilemiyorum.
Aslında çıkma yollarını biliyorum da... Yaşlandım artık insan malzemesinden kayıp vermek canımı kötü acıtıyor, yoruyor beni.
Kısacası sohbetinizi çok özledim. Tuncel Kurtiz’e ve Gençlik Tiyatrosundan rastladıklarına selam söyle. Görüşürüz.
Evrensel'i Takip Et