Erdoğan kuşatma altında mı?
Fotoğraf: Envato
Cengiz Çandar, Taksim’deki ‘Hocalı Katliamı’ protestosunun ‘Başbakan Erdoğan’ı kuşatma hamlesi’ olduğunu söylüyor.
Bu hamlenin arkasındaki güçleri ise; ‘AKP’nin yıllarca mücadele ettiği’, nefret söylemine yaslanan milliyetçi-şiddet yanlısı odaklar olarak tarif ediyor. Uludere’de köylülerin bombalanması ve MİT Müsteşarı Fidan ve arkadaşlarının ‘KCK soruşturması’ kapsamında özel yetkili savcı tarafından ifadeye çağrılması, kimi liberal çevreler tarafından ‘müzakereci-demokrat’ Erdoğan’a karşı ‘mücadeleci-şiddet yanlısı’ çevrelerin bir tertibi olarak değerlendirildi. Hatta Ali Bayramoğlu, Erdoğan’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a karşı yapılan hamleye izin vermeyerek başını ‘cemaat’in (Fetullah Gülen’in) çektiği bu ‘mücadeleci’; Kürt sorununu şiddet politikalarıyla çözme tutumu içindeki çevrelere ‘dur’ dediğini bile söyledi. Yine bu çevreler tarafından artık ‘KCK operasyonlarının sonuna gelindiği’, yeniden ‘Öcalan/KCK ile müzakerelerin başlanacağı’ yönünde beklenti yaratan çokça değerlendirme yapıldı.
Peki Erdoğan, gerçekten kuşatma altında olduğu için mi demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü yönünde adım atmıyor? Erdoğan-Gülen çatışması, iktidardaki güç odaklarının devletin kurumları içinde kimin daha etkili olacağı tarafından belirlenen bir iç çatışması mı, yoksa iddia edildiği gibi demokrat ‘müzakereciler’ ile şiddet yanlısı ‘mücadeleciler’ çatışması mı?
En başta Erdoğan, Çandar’ın ‘kuşatma’ söylemine rağmen ‘Hocalı Katliamı’ protestosundaki ‘kimi uç sloganların bu dayanışmaya gölge düşüremeyeceği’ni söyleyerek ırkçı-gerici, şiddet söylemine yaslanan bu eyleme sahip çıkmıştır. Devletin Öcalan ve KCK ile yaptığı müzakereler sonucu Kürt sorununun çözümü yönünde hazırlanan üç protokolü uygulamak yerine Bahçeli ile ‘Öcalan’ı asma’ yarışına giren, ‘bağımsız yargı’nın özel yetkili savcıları tarafından sürdürülen ‘KCK operasyonlarının devam edeceğini’ söyleyen de Erdoğan’dan başkası değildir. Erdoğan-AKP Hükümeti’nin 2002’den bu yana çözme iddiasında olduğu sorunlarda gelinen noktaya bakalım.
Daha bir yıl önce ‘ortak bakanlar kurulu toplantısı’ yapılan Suriye ile ilişkiler, bu ilşkilerin en fazla gerildiği 1999’dan (Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması süreci) kat be kat daha gergin durumdadır. Suriye muhalefetinin silahlı güçleri adeta AKP’nin talimatlarıyla yönetilmektedir. Ermeni meselesini çözme, Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme söylemi yerini milliyetçiliğin en pespaye biçimlerine bırakmış durumdadır. Dahası KCK operasyonları konusunda özel yetkili mahkemelere talimat vermekten geri durmayan Erdoğan, Hrant Dink Davası’nda örgüt bağlantısı bulunmamasını (bu cinayetin arkasında yer alan devlet içindeki güçlerin açığa çıkartılmamasını) sanki kendilerinin istemi dışındaymış gibi gösterecek kadar iki yüzlü bir tutum içinde olmuştur. ‘Açılım’, ‘çalıştay’lar yapılan Alevi meselesinde Erdoğan, özellikle Suriye’deki Alevi rejimle de bağlantı kurarak, hatta kendi yargılanmasının arkasında ‘bir mezhebe bağlı yargıçlar olduğunu’ söyleyerek adeta Alevi olmayı suç gösterecek açıklamalar yapmıştır. Bu yaklaşımın sonucu, işte Adıyaman’da Alevi vatandaşların evlerinin Maraş Katliamı dönemindekine benzer bir şekilde işaretlenmesi olmuştur. Kürt sorununda acaba Erdoğan, müzakere istediği için mi yoksa askeri ve siyasi operasyonlarla Kürt hareketini ezme tutumunda ısrar ettiği için mi gerilim ve çatışmanın giderek tırmandığı/tırmanacağı günlere giriyoruz?
Açıktır ki, ‘Erdoğan’ın kuşatma altında olduğu’ söylemi, bugün en gerici politikalara yaslandığı bir dönemde bile AKP’den beklentileri canlı tutmaya yönelik bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Erdoğan ve Gülen arasındaki, iktidardaki bu güç odaklarının artık su yüzüne çıkan iç çatışmasından Erdoğan’ın demokrasi ve çözüm yanlısı olduğu sonucunu çıkaran liberallerimiz, anlaşılmaktadır ki bu yaklaşım üzerinden demokrasi güçlerini kuşatıp bölmeye ve beklenti içine sokabilecekleri kesimleri de Erdoğan’ın politikalarına yedeklemeye çalışmaktadırlar. Oysa demokrasi mücadelesini büyütmenin yolu, iktidardaki bu gerici ittifakın devlet kurumlarını paylaşım kavgasının iç yüzünü ortaya çıkararak bu çatışmayı derinleştirmekten geçmektedir. Bunun için yapılası gereken şey ise, demokrasi güçlerinin kendilerini kuşatıp bölme ve gericiliğe yedekleme girişimleri peşinde koşanların ipliğini pazara çıkaracak bir uyanıklığa sahip olması ve halkın örgütlülüğüne dayalı bir mücadele çizgisinde ısrar etmesidir.
- Kurtarıcı mı, yoksa yeni günah keçisi mi? 09 Haziran 2023 04:18
- Seçim senaryoları ve ekonomiye dönük beklentiler 12 Mayıs 2023 04:19
- Kurda istikrar illüzyonu 28 Nisan 2023 04:21
- SVB krizinin arka planı ve düşündürdükleri 17 Mart 2023 04:52
- Para politikasındaki ayrışma belirginleşiyor 24 Eylül 2022 04:50
- Şimdi solun tam zamanı 12 Ağustos 2022 04:26
- Enflasyon gelir dağılımını bozuyor 08 Temmuz 2022 04:47
- Merkez Bankası şaşırtmadı 27 Mayıs 2022 01:12
- Kehanet çöktüğünde 22 Nisan 2022 00:37
- Enflasyon doludizgin 08 Nisan 2022 00:40
- Faiz politikasının bilançosu 10 Mart 2022 23:31
- Enflasyon geriler mi? 10 Şubat 2022 23:18