Endişeler ve teminatları
“Yargının siyasallaşmasının karşısında ilk duracak olan biz oluruz. Yargının siyasallaşmasına müsamaha göstermeyecek, göz yummayacak olan ilk önce biz oluruz.” (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 5 Nisan 2012)
Yasama organındaki çoğunluk grubunun başı -o kadar yüce, eşsiz ve benzersiz değerlere haiz ki- çıkarılan yasaların halkın iradesine ve evrensel hukuk ilkelerine tamı tamına uygun olduğunun teminatının kendisi olduğunu iddia edebiliyor…
Anayasa referandumuyla, yargıyı, yürütmenin emrine sokan yasal düzenlemelerin yolunu açtıktan sonra, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının teminatını nerede arayacağız?
Ya da memurlara grevsiz, müzakeresiz, yargı yolu bile kapalı sözde toplu sözleşme öngören kanun karşısında çalışanların haklarını korumasının teminatını kim verecek?
“Evinizi başınıza yıkarız, bunun yasası çıktı, yetkisini aldık ama sizi evsiz de bırakmayız…” dendiğinde kime güveneceğiz?
Kanunlara mı? Yargıya mı? Devletin resmi kurum ve kuruluşlarına mı? Toplumdaki hükümet dışı örgütlere mi?
Hiçbirinin güvencesi, yürütmenin başının vereceği sözlü teminatın yerini tutamaz!
Bu eşsiz vasıflara sahip önderin, kanunların hazırlanışındaki teminatı, kanunların uygulanışında da kendisini gösterir. Bu kez sıfatı, “yürütmenin başı”dır. Yasama organındaki çoğunluk grubunun başının verdiği teminat, yürütmenin başının verdiği teminatla pekiştirilmektedir.
Peki, kanunlara uymayan yürütmeye, idareye karşı hakkınızı aramak için başvuracağınız yargı organının adil ve eşit, bağımsız ve tarafsız davranmasının teminatı nedir?
Hukuk devletinde, bu teminatı, yine kanunlarda, vicdanlarda, evrensel hukuk ilkelerinde arayabilirsiniz.
Fakat tek adam rejimlerinde, kanunlarda yazılı koruyucu hükümler tek başına yeterli sayılmaz. Ek güvenceler gerekebilir. Bunu nerede arayıp bulacağız? Elbette, tek adamın o yüce kişiliğinde!
Nitekim açıklamalara bakılırsa, yargıya değil; halka yargı bağımsızlığının teminatı sözünü veren “yürütmenin başına” güvenmeliyiz!
“Yürütme, yargı ve yasamanın hiçbiri diğerini tahakküm altına almaya, kuşatmaya veya onun yerine geçmeye çalışmadan, kimse kimseye üstünlük taslamadan, sadece kendi işini en iyi şekilde yapmanın peşinde olmalıdır.” (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 5 Nisan 2012)
Bu söz, en üst yargı organının başının endişelerini kamuoyuyla paylaşmasının ardından söylendi:
“Dün yargının siyaseti kuşatma gayretlerine karşı çıktığımız gibi bugün de siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz… Yapılacak reformların, geçmişten intikam alma aracı olarak kullanılması gibi bir yanlışlığa da düşülmemelidir. Aktörleri değişmiş yeni vesayet odaklarının oluşmasına imkan vermeyen samimi değişimlere inanmak istiyoruz.” (Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, 2 Nisan 2012)
Bu endişe ve teminat açıklamalarının; bir cemaatler ittifakının, halkın oylarıyla iktidara geldikten sonra, devletin tüm organlarını eline geçirip, bu ittifak dışında kalan hiçbir toplumsal kesime hayat hakkı tanımadığı bir ortamda ve artık ittifak içi çatışmalarının başladığı bir döneme rastlaması ilginç değil mi?
O zaman yasaların, hukukun evrensel ilkelerine uygun çıkarılmasının; bunların adalet ve eşitlik ilkesine göre uygulanmasının; haksızlıklar karşısında yargının bağımsız ve tarafsız hareket edebilmesinin teminatı olduğunuzu kime vaat etme ihtiyacı duyuyorsunuz?
Gözünüzün önünde, “sizden olmadığına” inandığınız kişilere karşı adaletsizlikler, haksızlıklar, insan hakları ihlalleri, tutuklamalar, sansür ve otosansür, işten çıkarmalar, sendikadan istifa ettirmeler, insanlık dışı baskı ve tehditler sürüp giderken, kime neyin teminatını veriyorsunuz?
Evrensel'i Takip Et