‘Sıkıntı’yı halka fatura ederek aşmak!
Macaristan’ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakanın artık bir gelenek haline getirdiği gibi, Türkiye gündeminin en önemli konusundaki tutumunu, daha doğrusu ne tutum takınacağının sinyallerini başkent Budapeşte’den verdi.
Cumhurbaşkanına göre, Meclisten geçen yasaların Anayasaya aykırı olup olmadığı gibi konular Cumhurbaşkanını bağlamaz!
Cumhurbaşkanı Gül, “Ben kendimi Anayasa Mahkemesi yerine de koyamam. Ancak çok aleni gördüğüm noktalarla ilgili itirazlarımı yaparım. Muhalefet partisi zaten başından beri AYM’ye götüreceğini açıkladı. Geleneğimiz de bu şekildedir.” diyerek, kendi konumunu tarif etti. Dahası Cumhurbaşkanı bu genel yaklaşımı, öyle kitabın ortasından konuşmak için de yapmıyor. Tersine Cumhurbaşkanı “İnternet’e sansür yasası” olarak nitelenen basın, siyaset, hukuk ve bilim dünyasında geniş tepki bulan “sansür yasası”nda bile “olumlu” yanlar olduğuna dikkat çekerken, daha önüne gelmemiş olan “HSYK yasası”nda da “ileri” ve “gerekli” değişikliklerinin yapıldığını öne sürerek, her iki yasayı da imzalayacağı sinyalini vermiş oldu.
Öte yandan Cumhurbaşkanı, “HSYK yasası”nda 15, “İnternet’e sansür yasası”nda da bir-iki “sıkıntılı” noktadan söz ediyor ama buna karşın yasaları imzalayacağını da ima ediyor. Gerekçesi de yukarıda alıntıda aktarıldığı gibi.
Ancak burada kaçınılmaz olarak, “Cumhurbaşkanı insan hakları, demokratik normlar ve Anayasa ve yasalar açısından Meclisin çıkardığı yasalara bakmayacaksa, cumhurbaşkanlığı makamı niçin vardır?” sorusu gündeme gelmektedir.
Eğer Anayasa’da Cumhurbaşkanına veto yetkisi tanımışsa, bunun anlamı Cumhurbaşkanının Meclisten geçen yasalara, Anayasa ve yasaların açık anlamları bakımında da bakarak ona göre imzalayıp imzalamamaya karar vermesidir. Eğer Cumhurbaşkanı, “Ben yasalara Anayasa açısından bakmam. O Anayasa Mahkemesinin işidir!” derse, eğer ki iktidarla, Meclis çoğunluğu ile karşı karşıya gelmekten çekiniyorsa, bu cumhurbaşkanlığı makamının “hükümetin noteri” haline gelmesi demektir.
Başbakanın Macaristan gezisini izleyen Cumhuriyet gazetesinden Can Dündar, Cumhurbaşkanı Gül’ün “Macaristan gezisinin ilk akşamında geziyi izleyen gazetecilerle yaptığı sohbette, bir saat içinde tam 8 kez ‘sıkıntı’, ‘sıkıntılı’ sözcüklerini kullandı”ğını söylüyor. Ajanslardan düşen metinlerde de Cumhurbaşkanının “sıkıntısı” fark ediliyor.
Bu köşeden de daha önce (15 Şubat 2014) “Cumhurbaşkanının sıkıntısı”, “Hükümetin Cumhurbaşkanını sıkıştırdığına” dair değerlendirmeler yapılmıştı.
Ancak görülüyor ki, Cumhurbaşkanı Gül sıkıntısını, bu Anayasa’ya, insan haklarına, demokrasinin tartışılmaz hale gelmiş, evrensellik kazanmış normlarına birçok maddesiyle açıkça aykırı olan yasaları “veto ederek”, “sıkıntıyı” Hükümete ve yasayı çıkaran Meclise fatura etmek yerine, yasaları imzalayarak sıkıntıyı halka fatura etmeyi tercih edeceği anlaşılmaktadır.
Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kapışmayı göze alamayacağını, Başbakan ne yaparsa yapsın, Gül’ün biraz ayak sürüyerek arkasından gideceğine dair iddialar öne sürenlere haklılık kazandıracak bir tutum almaya karar vermiş görünmektedir. Üstelik de Gül, Anayasa’ya, insan haklarına aykırılıklara bakmandan, Cumhurbaşkanı kendisini, Hükümetle dalaşmaya yanaşmayan bir korunaklı bölgeye çekerek, Cumhurbaşkanlığını “Hükümetin noteri” derekesine düşüren bir çizgiye çekileceği anlaşılmaktadır.
Burada bir hatırlatma daha yapalım.
Gerek “İnternet’e sansür”, gerekse “HSYK yasası”, sadece Anayasa’ya aykırı maddeler taşımıyor, insan haklarına, artık tartışılamaz evrensel ilkelerine ve en temel demokratik normlara da açıkça aykırılıklar taşımaktadır.
Bu yüzden Cumhurbaşkanı “Anayasa’yla aykırılıklara Anayasa Mahkemesi baksın. Ben aleni gördüğüm noktalarla ilgili itirazlarım yaparım” diyerek bu yasarı imzalamasını “makul” ve “haklı” gösteremez.
Evrensel'i Takip Et