4 Kasım 2014
DİĞER YAZILARI

Her gün yeni işçi ölümleriyle uyanıyoruz. Bir süre sonra alt yazıda akan rakamlara dönüşüyor toplumun geneli için ölümler. 
Rakamlar sadece ölümlerle ilgili değil tabii ki, bir de o ölümlerin koşulunu hazırlayan ekonomik yapının izini gösteren rakamlar da var!
Dün Plan ve Bütçe Komisyonunda 2015 yılı bütçe görüşmeleri başladı. 
Hükümetin 2015 yılı Ekonomik Programı da Pazar günkü Resmi Gazete’de yayımlandı. Bütçe rakamları gelecek yıl “çarkın dönmesi için” ne kadar daha işçi ölebileceğini “tahmin etmemiz” için ışık tutuyor! Programa göre;
-  Kamu kesimi sabit sermaye yatırımları yüzde 2,1 oranında azalması,
-  2015 yılında kamu tasarruflarının GSYH’ya oranının yüzde 3,1’e gerilemesi bekleniyor.
Yani, 2015 yılında mevcut ekonomik daralmanın etkilerini kamu harcamalarının kısılması olarak yaşayacağız. 
Ödediğimiz vergiler, daha az baraj, su ve elektrik olarak dönecek bizlere. Kamu genel harcamaları kısılacak ama bir yandan da bütçeye “yedek ödenekler” adıyla yeni bir kalem açılıyor. 
Bu kalem altında 3 milyar 573 milyar TL’lik harcama yapılması öngörülüyor. Nedir bu kalem? Belki bütçe komisyonundaki tartışmalarda öğreniriz.
Dış borcumuz bitti diye sevinenlere de programdan bir alıntı: “2013 yılında yüzde 14,9 oranında artarak 389,3 milyar ABD doları olan toplam dış borç stoku, 2014 yılının Haziran sonu itibarıyla 401,7 milyar ABD dolarına yükselmiştir.”
Bütçe harcama yanında gelir tahminlerini de içeriyor. Hükümet, harcamalarını gelirleri ile karşılıyor. Genel bütçe gelirlerinde en büyük kalem vergiler. Hükümet, 2015 yılında yaklaşık 390 milyar TL’lik bir gelir hedefliyor. 
Bu gelirler içinde aslan payı dolaylı vergilerin. Dolaylı vergiler (KDV, ÖTV gibi) dolaysız vergilerin yaklaşık 2 katını aşıyor. Servet vergisi ise devede kulak bile değil. Yani, 2015 yılında da az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınacak.
***
Devlet Bütçesi bir kanundur. Kanunu hükümet yürütür. Kanuna uygun hareket edilip edilmediği bir sonraki yıl Sayıştay raporlarıyla değerlendirilir. Geçtiğimiz iki yılda Sayıştay raporları beklenmeden kesin hesap kanununun mecliste onaylandığını gördük. Bu basitçe; “ben istediğimi harcarım, istediğimi toplarım” demektir.
Bu yaklaşım “bütçe hakkı”nı sakatlamaktadır. II. Meşrutiyet’ten bu yana –bir şekilde- bütçe hakkı vardır. 
Bütçe hakkından önce, devlet bütçesi yerine padişah hazinesi vardı. Yani tüm gelirler, padişahın ve harcamaya da o karar verirdi, sarayında oturup!
Tabii, sarayın da kendine göre masrafı olur diyebilirsiniz ama esasen vergiyi “kutsal” yapan da bütçe hakkının varlığıdır.
Bütçenin hak olmaktan çıkıp, sınıfsal eşitsizliği artıran sermaye birikimi aracına dönüştürülmesi ve bunun –neredeyse- hesapsızca yapılması, bütçeyi de vergiyi de tartışılır kılmaktadır.

Evrensel'i Takip Et