9 Aralık 2014

Kalkınma üzerine: İzzettin Önder'e sorular

DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. İzzettin Önder, ülkemizde yetişmiş sayılı sosyal bilimcilerden. Bire bir sohbetlerimizden, konferanslarından ve gazete yazılarından öğrendiğim çok şey var. Bu yazının konusu da, İzzettin Hoca'nın pazar günkü “Kalkınma Sıkıntıları mı?” başlıklı yazısı üzerinden şekillendi.

İzzettin Hoca, yazısında Türkiye’de kalkınmanın “take-off” (kalkış) aşamasının sıkıntılarının yaşanmakta olabileceğine, ancak bu merhalenin yükünün sermaye ve emek kesimlerine eşit dağılmadığına vurgu yapıyor. 
Kalkınmanın “sıkıntısının” hem kapitalist hem de sosyalist ülkelerde yaşandığını şöyle belirtiyor İzzettin hoca: 
“Böylesi olağanüstü sıkışıklık dönemlerinde uygulanan ekonomik sistemin özelliklerine göre toplum, açık veya örtülü olarak, baskılı süreçten geçiyor olabilir... Kapitalist sistemin ilk sanayileşme ve kapitalistleşme dönemlerinde… özellikle emek üzerinde ciddi baskı oluşturarak, emeğin verimliliğinin yüksek tutulmasında çok önemli rol oynamıştır. Kapitalist ekonomilerin kalkınma baskıları, bilindiği üzere, sömürgecilik dönemlerinde de çevre ülkeler üzerinde yoğunlaşmıştır”. 
“Sosyalist toplumlar da kalkınma aşamalarında ciddi bürokratik sıkı dönemlerden geçmişlerdir. Mülkiyetin toplumsallaştırıldığı sosyalist ekonomilerde sosyal hizmetler kapitalist ekonomilere göre daha olumlu gelişmiş olsa da, ekonomik gerekçelerle yaşanan  genel sıkıntıda fazla bir farklılık görülmemiştir”.
***
Take-off kavramını kalkınma yazınına kazandıran(!) “yeni iktisat tarihi ekolü” temsilcisi ABD’li Walt Whitman Rostow’dur. 1960 yılında yayınladığı “The Stages of Economic Growth, A Non- Communist Manifesto” (Ekonomik Gelişmenin Safhaları: Komünist Olmayan Bir Manifesto) isimli kitabı ile azgelişmiş (geç kapitalistleşmiş) ülkelere “kapitalist gelişme” reçetesi sunmuştur. Bu reçeteye göre, azgelişmiş ülkeler beş merhaleden (Geleneksel Toplum, “Kalkış”a Hazırlık Dönemindeki Toplum (Geçiş Dönemi), Kalkış (Take-off) Aşamasındaki Toplum, Olgunlaşma Yolundaki Toplum ve Kitle Tüketim Çağındaki Toplum) geçerek gelişmiş kapitalist ülkeler düzeyine ulaşacaklardır. Öyleyse, azgelişmiş ülkeye düşen yoldan çıkmadan bu aşamaları geçirmeye bakmaktır!
Bu yaklaşım “yakınsama” tezine de temel dayanak oluşturur. Her ne hikmetse, Rostow’un bu “eşsiz” tezi tutmamış ve gelişmiş kapitalist (kapitalist emperyalist) ülkeler ile diğerleri arasındaki eşitsizlik yıldan yıla artmıştır. Rostow, kendi çizdiği patikaya kendisi inanıyor muydu acaba? Yoksa, eserinin isminde de açık biçimde belirttiği gibi; tüm bu palavra kurgu, toplumları anti-komünist cepheye yedeklemek için miydi?
***
İzzettin hoca yazısında, kapitalist üretim tarzının ortaya çıkıp geliştiği ülkelerde (örneğin İngiltere) bizim şimdi içinden geçtiğimiz benzer sıkıntıların yaşandığına ve emekçilere yüklenildiğine değiniyor. Yani, sorun kalkışa (take-off) kadar mı? Öyleyse, geçici bir sömürü düzeniyle mi karşı karşıyayız? Sınıflar, ortak sıkıntının eşit olmayan yükünü mü çekmektedirler sadece gerçekten? Kapitalizmi, sadece “sömürü” üzerinden yorumlarsak, kendinden önceki toplum aşamalarından (matriyarka sonrası ilkel toplum, köleci toplum ve feodal toplum) ve sosyalist toplumdan ayıran temel özelliğini görememiş olmaz mıyız? Kapitalizmin yarattığı sınıfsal eşitsizlik, salt artığın paylaşılmasıyla ilgili değil, bizatihi artığın yaratılma biçimiyle ilgilidir. Artı-değer yasasının geçerli olduğu kapitalist üretim ve sermaye birikimi sürecinde kalkınma denen şey kapitalist gelişmeden başka bir şey değildir. Kapitalist gelişmenin harcı artı-değer sömürüsüdür. Kapitalizmi “sömürü düzeni” yapan, onun belli dönemlerde işçi sınıfı ve emekçilere “haksızlık” yapması değil, doğrudan onların “kanından” beslenerek büyümesidir.
***
İzzettin hoca benzer sıkıntıların sosyalist toplumlarda da yaşandığını söylerken, mülkiyetin toplumsallaştırılmasının, -her ne kadar sosyal hizmetler daha iyiyse de- kapitalist ülkelerden pek farkının olmadığını söylemektedir.
Halbuki kapitalist gelişme ile sosyalist gelişmenin hareket yasaları birbiriyle ilgisizdir.
Elbette dünyada farklı sosyalist eğilimler ve deneyimler yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Ancak, İzzettin hocanın –anladığım kadarıyla- vurgusu, daha çok Sovyetler Birliği’nde “mülkiyetin toplumsallaştırılması” uygulamaların kısmen görüldüğü Bilimsel Sosyalizm (Lenin ve Stalin dönemleri) deneyimi üzerine.
Rostow ve benzerlerini canhıraş biçimde kapitalizm güzellemesi yapmaya iten, işçi sınıfının bu eşsiz tarihsel deneyimi değil midir? Bu deneyim içerisinde sadece “sosyal hizmet” yoktur. Tıp ve uzay bilimleri konusunda eşsiz çalışmalar, dünyanın en yaygın metrosunun inşası, kreş sorunun çözümü, kadın erkek eşitliğinin fiilen hayata geçirilmesi, bilimsel aydınlanma seferberliği, kültür, sanat ve spor alanlarında yaygın ve etkili çalışmalar ve Hitler faşizminin hezimete uğratılması… Hepsi bilimsel sosyalizm deneyiminin insanlık tarihine kattığı kazanımlardır. Bu nedenle dünyanın dört bir yanında işçi ve emekçiler, iktidar düşlerini sürdürmektedirler. 
Stalin sonrası her türden revizyonist eğilimin ve bürokrasinin geliştiği ve devletin –İzzettin Hocanın da söylediği gibi- “sosyal hizmeti iyi” bir baskı aracına dönüştüğü kesindir. Bu sebeple Stalin sonrası SSCB giderek kapitalist ülkelere benzemiş ve en nihayetinde de aralarındaki yerini almıştır.

Evrensel'i Takip Et