Semtin gençleri işe yaramayan bir binayı elden geçiriyor. Sağının solunun tamirini, temizliğini el birliğiyle yaptıktan sonra, içinde düzenlenecek etkinliklere de ortaklaşa karar veriyorlar. Orası herkesin evi oluyor. Kurslar açılıyor, atölyeler düzenleniyor. Kimi dans ediyor, kimi müzik yapıyor, kimi kitap okuyor. Ama özgürlük birilerine fazla gelmese şaşırtıcı olurdu. Tehditler etmeye, gidenleri karalamaya çalışıyorlar bir süre. Yetmiyor. Binayı tamamen ortadan kaldırmak istiyorlar. Kapatıyorlar.

Burası Kadıköy’deki Caferağa Mahalleevi değil, İrlanda’nın Leitrim bölgesindeki Jimmy’nin Salonu. Sene de 1930’lar. Son filmleri Meleklerin Payı’nda, viski fıçılarında olağan karşılanan kaybı gerçek sahiplerine “meleklere” iade etmişti Yönetmen Ken Loach ile Senarist Paul Laverty. Bizde Özgürlük Dansı olarak gösterime giren – “Jimmy’nin salonu” anlamındaki – Jimmy’s Hall ile bu kez İrlanda tarihine dönüyorlar. İrlandalı komünist Jimmy Gralton’un ABD sürgününden döndükten sonra Leitrim’de yeniden canlandırmaya çalıştığı salonun hikayesi, filmin konusu.

Başlangıçta, birkaç satır alt yazıyla seyirciye yüklü bir ön bilgi veriliyor. 1919’da başlayan İrlanda Bağımsızlık Savaşından ve arkasından gelen iç savaştan, kurulan İngiltere yanlısı yeni hükümetten söz ediliyor. Yıl 1932 olmuş, Jimmy Amerika’dan dönmüş, annesiyle sakin bir hayat kurmaya niyetli. Daha gelir gelmez birilerini rahatsız ettiği ve kasabadaki kamplaşmayı gözler önüne serdiği hemen göze çarpıyor. Salonun konusu da yolda yürürken açılıveriyor, “Neden yeniden salonu açmıyorsun?” diye. Jimmy ikna olsa da, o işin kolay olmayacağı belli elbette. Kasabanın papazından faşist partili saldırgan gruplara kadar iktidar sahibi düşmanları ellerinden geleni ardına koymuyor. Giderek, Jimmy’nin bundan on yıl önceki sürülüşünün hikayesi de bunlara paralel olarak anlatılıyor.

JIMMY GRALTON’A SAYGI

İrlanda tarihi hakkında bir şey bilmeyen seyirciye de öğretecekleri var, akılda tutan için. Aslında Jimmy Gralton’un hikayesinden herkes için öğrenecek çok şey var. Sadece bir salon işletmecisi değil, Gralton Devrimci İşçi Grubu adında bir komünist örgütün yöneticisi, örgütleyicisiydi. Aslında İrlanda bağımsızlık kavgası ile sosyalizm arasındaki bağı kurmaya çalışmasından dolayı önemli bir film Özgürlük Dansı. Hatta ezen ulus iş birlikçiliğiyle dans etmeyi yasaklamak, kadını kısıtlayan “Şerefimizi iki paralık ettin” zihniyetiyle antikomünizm arasındaki bağları görünür hale getirmesi filmin en dikkat çekici yanı.
Ama bir de filmin aksayan bir yanı var, özellikle sürekli Jimmy’yi ve savunduğu sosyalizmi övmek için yazılmış çokça diyaloğun işlememesi, karakterlerin tanıdık kalıpların dışına çıkmaması, bir Ken Loach filminde alışık olduğumuz gibi renklenmemesi gibi. Aslında James Gralton’un İrlanda’dan sınır dışı edilen tek kişi olduğu, bir salon işlettiği ve salonun gericiler tarafından hedef alındığı, hatta kurşunlandığı gibi filmde olan birçok olay, aynen yaşanmış. Ama Gralton’un yaşamının başka kesitleri de, örgütlediği işçiler, yürüttüğü faaliyetler, onun dostları ve düşmanları arasında yarattığı etkinin sebeplerindendi haliyle. Filmde bunlar yok. Laverty’nin senaryosu, salon sahibi Jimmy’ye o kadar odaklanmış ki, örgütçü Jimmy’yi biraz göz ardı ediyor, üstelik onun boşluğunu da nutuk sahneleriyle doldurmaya çalışıyor. Oysa bazen bir karenin, bir sahnenin kitabın ortasından yazılmış uzun diyaloglardan daha anlamlı ve öğretici olabildiği, zaten Ken Loach filmleriyle sabittir.

Evrensel'i Takip Et