Siz deyin Leviathan, ben diyeyim kapitalizm

Mahkeme salonunda herkes ayaktadır. Karşıda mahkeme heyeti, yanda katip, avukat, beride davalı. Kadın hakimlerin ortada olanı, hızlı hızlı elindeki kağıttan kararı okumaktadır. Nefes almadan, tonlamayı değiştirmeden, teklemeden okur. Konu bir arazinin satışıdır. Onca hukuki laf kalabalığı içinde kamera yavaşça hakimin yüzüne doğru yaklaşırken, manzara da ortaya çıkmaya başlar. Satışın hukuka aykırı olduğunu düşünen Kolya’nın itirazı kabul edilmemiştir, arazinin fiyatı şu kadar olarak belirlenmiştir, o belirleme şuna şuna göre yapılmıştır, o maddenin şu fıkrasına göre arazi şöyle el değiştirmelidir falan. Moskova’da büyük avukat olan asker arkadaşını çağırmış olsa da, Kolya davayı kaybetmiştir.

Dev dalgaların dövdüğü kıyısı yıkık kulübelerle, devrik teknelerle dolu, kumların üstünde kocaman bir iskeletin yattığı, kuzeyde Barets Denizi kıyısında bir kasaba burası. Polislere bedavaya çalışmaktan bıkmış bir araba tamircisi olan Kolya, belediyenin evine, dükkanına, arazisine el koymasını engellemeye kararlıdır. Filmin başında görünen o koca iskeletin nasıl bir deniz canlısına ait olduğunu film boyunca kimse söylemez. Çünkü yabancı değildir, adını İncil’de bahsedilen canavardan alsa da, herkesin bildiği, tanıdığı, gerçek bir canavardır o. Kapitalizm.

Dönüş’ten beri, bu dördüncü filmine kadar Yönetmen Andrey Zvyagintsev’in sinemasında kapitalist Rusya’ya dair göndermeler, hatırlatmalar, benzetmeler hep vardı. Bu kez, Leviathan ile, Rusya manzarasını bütün filme yaymayı, baştan aşağı bir “yeni Rusya” eleştirisi yapmayı başarıyor. Belediye başkanının aynı zamanda arazilere el koyan patron olması ve tabii bayağı mafya gibi çalışması, canavarın bünyesinde hangi özellikleri topladığını da özetliyor.

Piknikte sarhoş olduklarında, rüşvetçi polis arkadaşı bütün hedefleri otomatik silahıyla birkaç saniyede vurunca, Kolya “Şimdi neye ateş edeceğiz?” diye kızar. Polisler arabadan çerçeveli portreler çıkarırlar, Kruşçev, Lenin, Gorbaçov. Gülerek “Güncel bir tane yok muydu?” diye sorar Kolya. “Onlar için daha erken” der polis arkadaşı, “Tarihi bir bakış için yetersiz. Duvarda kalıp biraz pişsinler bakalım.” Biraz daha içki bulmaya sallana sallana giderken, yanındakine açıklamaya devam eder. “Yeltsin de var aslında da, o küçük lokma. Sarhoşun teki.”

Devrimin lideri ve ondan sonraki revizyonistlere ateş etseler de, hedef olmayı hak edenin sosyalizm olmadığını böyle anlatıyor film. Yanlış yere yöneltilmiş öfkenin ancak sallanarak yürüyen sarhoşlar yaratabildiğini de. Filmin adına açıklık getirmek bir papaza düşer, İncil’deki Leviathan’ı anlatırken din adamının en aciz hali manzarayı tamamlıyor. Leviathan’da, en küçük yan karakter bile, bir ülke ediyor nihayetinde. Film küçük ayrıntıları, iskeletin küçük parçaları gibi, başta ilgisiz görünseler de giderek birbirine bağlayınca devasa canavar ortaya çıkmış oluyor. Her detayı, hiç hız kesmeyen diyalogları öyle büyük başarıyla bir araya getiriyor ki, Zvyagintsev’in, en az “yeni Türkiye” kadar özgür insanların ülkesi yeni Rusya’sı bütünlüklü olarak ortaya çıkıyor.

Epey karanlık bir atmosferi olmasına rağmen, pek karamsar bir film sayılmaz yine de Leviathan. Belki, bir yanıyla kara komedi özelliklerini süresi boyunca taşımayı sürdürmesi de etkilidir. Can sıkıcı, öfke uyandırıcı, kaba, sorumsuz ama çok güçlü bir canavar anlatırken, asıl karamsar olan, eleştiriyi bir karikatüre indirgemek olabilirdi. “Biraz pişsinler bakalım” olgunluğunun yanı sıra, olaylar ilerledikçe, arazisi için mücadele veren Kolya’nın çevresindeki herkesin, öyle ya da böyle sisteme bir yerinden bağlanması, canavarın asıl “korkunç” yüzünü açığa çıkaran şey. Bir şekilde, ötekinin de, berikinin de çarkın dönmesinden bir çıkarı olduğunu görmek, kapitalizm belasıyla gerçek bir yüzleşme için zorunlu zaten.

Evrensel'i Takip Et