25 Şubat 2015

İçimizdeki boşluk ve iç güvenlik

Şiddet devam ediyor. Bu sefer de ülkücü gençlikten bir kişi öldü. Şüpheli bazı açıklamalar geldi değişik taraflardan. Ama tabii ki birileri çıkıp kesin olarak katilleri söyleyiverdiler. Bu coğrafyada çok yaygındır bu... Soruşturma, inceleme falan yapılmadan birileri hemen emin olurlar suçlunun kim olduğundan. Bunun üzerinden siyasi rant yapmak, kavgayı sürdürmek ve bunu bir kan davasına dönüştürmek amacıyla birileri de çıkar İç Güvenlik Paketi’nin bu türden olayları engelleyeceğini söyler. Bu coğrafya insanının bu emin olma durumu bu iç güvenlik adı verilen pakete de yansımış tabii. Bu emin olma ve hemen oracıkta yargılama arzusunu beslemek için de bu paketi çıkartıyorlar. Bugüne kadar çeşitli hukuki engellerle(!) karşılaşan ve buna rağmen başarılı bir şekilde atlatmayı bilen polis gücü, artık bundan sonra engellerle karşılaşmayacak. Daha kim bilir kaç genç insan ölecek?

Meclisten geçtiği haliyle yasaya ve soru işaretlerine bakalım. Polis acil durumlarda yargı kararı olmaksızın ev, araç ve üst arayabilecek. Bir evi, aracı veya birisinin üstünü arama arzusunu, “acil durum” iddiası ortaya konulduğunda kim engelleyebilir ki? Zaten meraklı bir toplumuzdur. Ayrıca, acil durum nedir? Durumun aciliyetini kim tanımlayacak? Bu durumda polis...

Eylem ve gösteri yürüyüşlerine, kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini örterek katılan kişilere 2 yıl 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası verilebilecek. Henüz bir suç işlemeden ceza alacak yani. Sadece yüzünü örttüğü için...

Hele bir de polisin molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla(!) saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı silah kullanma hakkı... En tehlikelisi bu tabii ki... Bu hakkı elde ettikten sonra silah kullanımı, yukarıda sayılan araç ve malzemelerin provokatörler tarafından kullanılması durumunda çok kolay gerçekleşebilecek bir şey... Polis ve jandarma hakim kararı olmaksızın 48 saat boyunca dinleme de yapabilecek. Bu da polisin eline hukukun yetkisini teslim etmek anlamına geliyor. Ülkede dinlemesi yapılanların sayısı had safhada artacak muhtemelen.
Yasaya bir ara verip yine bu yasayı üreten dinamiklere geçeyim. Son bir haftada başka bir olay daha gerçekleşti. Ben bu olayı da İç Güvenlik Paketi’ne toplumu götüren dinamiklerin önemli bir parçası olarak görüyorum. Kendisini yargıç, ahlak polisi gibi gören bir müdür yardımcısının, çalıştığı okulda mini etek giyen kızları vazgeçirmek için erkek öğrencilerden oluşan bir tim kurmaya çalıştığına dair bir haber çıktı. Üstelik bu müdür yardımcısı bir kadın. Ve üstelik bu olay Özgecan’ın başına gelenlerin hemen arkasından yaşanıyor, düşünün. Özgecan’ın başına gelenleri gayet olağan gören, mini etek giymeye bağlayan ve bu konudaki uzman görüşlerini kamusal ortamda açıkça ifade eden bazı kişiler herhalde bugün genç olsalardı ve bu okulda öğrencilik yapıyor olsalardı müdür yardımcısının kurmak istediği tim için gönüllü olurlardı. Burada müdür yardımcısının ahlak polisliğine soyunması ve şiddet uygulama hakkını kendisinde görmesi, böylesi otoriter bir iç güvenlik paketine rıza gösterme davranışının da bir göstergesi olabilir. 

Kısaca oldukça sert, kontrolcü, hukuki süreçleri dışlayan bir kanun... Geçen haftaki yazımda güven ve güvenlik kavramlarından yola çıkarak milli güvenlik, iç güvenlik gibi kavramların göründüğünden farklı durumları yansıttığını vurgulamıştım. Temel güven ve sevgi duygusunun kazanılmasının çok zor olduğu bir toplumda insanlar ne çevrelerine ne de kendilerine güvenirler. Sevgi duyma ve gösterme de bu yüzden sorunludur. Bu durum şiddeti ve baskıyı da arttırır. Çünkü kendisine güvenilmeyen ve çevresine de güvenmeyen kişinin çevresine yönelik algısı bir tür saldırı-savunma hattı şeklindedir. Sevginin böyle bir durumda bir yer bulması pek mümkün değil tabii...

Aslında bu kanunun İç Güvenlik Paketi şeklinde pazarlanması bile bir zaafın göstergesi... Çok açık olarak polis yetkisinin artırılması ama medyada konuşulduğu haliyle İç Güvenlik Paketi... Polisin bundan sonra daha sert davranacağının haberini verirken tabii ki bunu iç güvenlik gibi bir kavramla süslemek çok beklendik bir durum. Bunun verdiği mesaj şu: “Ben devlet olarak içten içe çok kırılganım, kendime de güvenmiyorum çünkü halkıma güvenmiyorum. Halkımın da bana güveninin azaldığının farkındayım. Dolayısıyla kendimi (içimi) korumam lazım. Kendimi güven altına almam lazım. Güvenliğimi sağlamam lazım.”

Bu da zaten benim geçen hafta sözünü ettiğim temel güven duygusunun kazanılması ile ilgili bir sorun. Devletin veya siyasi iktidarın bu mesajı aslında bir yandan da sosyokültürel bir yansıma. Yani aslında bu ülkede insanlar topluca nasıl hissediyorsa ve nasıl yetiştirilmişse o doğrultuda yönetici seçiyorlar. Yöneticilerin kendilerine benzemesine dikkat ediyorlar.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Yağma iklimi

Yağma iklimi

Enerji şirketlerinin patronlarının bizzat yönetimine girdiği Saray iktidarı, “iklim değişikliğiyle mücadele” adı altında sermayeye yeni kaynak aktarma hazırlığında. İktidarın Meclise getirdiği tasarıya göre karbon emisyonu ticareti sistemi kurulacak, “atmosferi kirletme hakkı” alınıp satılan bir mala dönüşecek. Sistem karbon ticareti zenginleri yaratırken, halka zehir kalacak.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
CHP'li belediyelere silkeleme ve sabah dörtte operasyonlar yapılırken AKP'li Sincan Belediyesine Cumhurbaşkanlığı bütçesinden 30 milyonluk bağış yapıldığı iddia edildi.

Evrensel'i Takip Et