Mary, kardeşinin bayrağını almış, eylemlere götürüyor. “Mısır Devrimi’nin Che Guevera”sı denen Mina’nın kızıl bayrak üstündeki uzun saçlı silüeti, meydanı izliyor. Tahrir sonrası bir eylemde, Kıpti Hıristiyanlardan 27 kişinin öldüğü Maspero katliamında hayatını kaybeden Mina Daniel bu. Asker kurşunuyla can vermiş, pek çokları gibi. Che ile yıllar sonra aynı gün, 9 Ekim 2011’de. Duvarlarda ise ‘Devrimimiz barışçıldır’ yazıyor. Burası Mısır ve mücadele devam ediyor.
Bu toprakların genç ölenlerini hatırlatması olağan, çünkü Kürdistan’dan Gezi’ye özgürlük özlemine mermiyle karşılık verilmesine yabancılık çekecek değiliz. ‘Bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi...’ İki belgesel, İstanbul Film Festivali’nde izleri kaybolmayan kısa ömürlü kelebekleri anlatıyor. Biri Mısır’dan Amal Ramsis’in ‘Kelebeğin İzi’, diğeri ulusal belgesel yarışması bölümünden, Gürhan Hacır’ın ‘Harizan Yangını’. Ramsis Mina’nın, Hacır Ethem’in ardında bıraktığına yöneltiyor kamerasını.
Kelebeğin İzi filmi, adını Filistinli şair Mahmud Derviş’in dizelerinden almış:
“Kelebeğin izi göze görünmez
Kelebeğin izi asla kaybolmaz
Manaya can verip uzaklaşan
Gizemlinin cazibesidir o.”
Film, yönetmen Amal Ramsis’in Mina’nın ölümünden sonra eylemlerde kızıl bayrağı taşıyan ablası Mary Daniel’i izlemesiyle ortaya çıkmış. Mary hemen hikayesini anlatmaya koyulmuş, filmin ortak yapımcısı ve görüntü yönetmeni Necati Sönmez’e “Bu kadar gözyaşı dökeceğim başka bir filmim olmaz umarım ki!” dedirten. Sevmediği yaşlı biriyle evlendirilmesinden başlayarak, daha önce Yasak (Mamnou) isimli bir belgesel çeken Ramsis’e gönderme yaparmış gibi. Yıllarca boşanmaya cesaret edemeyen Mary, mutsuz evliliğini kardeşinin öldürüldüğü gece bitirip, kendi hayatındaki devrimi gerçekleştirmiş. Mina’nın arkadaşlarıyla tanışıp aralarına katılmış, eylemlerde yer almaya başlamış, mücadeleye sıkı sıkı sarılmış.
Anlamlı bir sahne, arkadaşlarının Mina’nın doğum günü için bir araya geldiği sahne. Hıristiyan olan Mary, günün Ramazan’a denk geldiğini fark edince, bir iftar sofrası hazırlamaya karar veriyor, hayatında ilk defa. Orada yemeği paylaşan ve sohbet eden arkadaşlarını izliyoruz. Ardından, sahneyi sandığımızdan da çarpıcı hale getiren bilgiyi öğreniyoruz. O yemekte yer alanlardan biri, kısa bir süre sonra, yine bir eyleme yönelik saldırıda öldürülmüş. Bir başka kelebek daha, izini bırakıp gitmiş. Film, Mary’nin umudunu ve mücadelesini geride kalanlarla büyütmesine dair dersek yanlış olmaz herhalde. Bir yandan, seyirciyi de umudunu Mary ile büyütmeye çağırıyor, bıraktığı duyguyla. Türkiye’ye epey benzeyen ve geçtiği onca farklı yol sıkça birbirine bağlanan Mısır’dan, evladını kaybetmişlerin olgunluğu duruyor karşınızda, size daha çok hüznü çökse de. Kelebeğin İzi, “düşleri çalınan” insanların mücadeleye devam etmelerine bir övgü.
Haziran Yangını’nın takip ettiği iz ise, Kızılay’da polis kurşunuyla vurulan Ethem Sarısülük. Haber görüntüleriyle uzun ve detaylı bir giriş yapan film, Ethem’in öldürülmesine kadarki Gezi günlerini hatırlatarak başlıyor. Köyünde inzivadaki babası, Ankara’daki ailesi, annesi, kardeşleri, olayın tanığı olan ve olmayan eylemciler kameraya Ethem’e ve cinayet gününe dair bildiklerini anlatıyor. Yönetmen Gürkan Hacır’ın gazetecilik geçmişinin etkisi olması muhtemel, her şeyi en başından en fazla detayla anlatmaya çalışmasında. Zaten her yerde olan görüntüleri yeniden gösterip anlatımı baştan dinletmek, ‘Bilal’e anlatır gibi’ ilkesini benimseyen çoğu Gezi filminde mevcut. Burada, polis saldırısının vahşice olduğu kadar, Ethem’in bir polis kurşunuyla öldüğü ispatlanmaya çalışılıyor, görüntüleri yavaşlatarak, tanıklara uzun uzun söz vererek. Seyircisi kolay kolay bu bilgiye inanmayacakmış gibi ikna etmeye çalışıyor. Haziran Yangını, her gün cinayet işlenip inkar edilen memleketin kelebeklerine selam verip, gerçeğe sarılıyor.
Haziran Yangını 16’sında, Kelebeğin İzi 18’inde 34. İstanbul Film Festivali’nde.

Evrensel'i Takip Et