Kapitalizm ekonomik ve siyasal alanı yapay biçimde birbirinden ayırmış, ekonomik alanı piyasa hakimiyetine bırakırken demokrasiyi de siyasal alanla sınırlandırmıştır. Böylece hem sınıfın ekonomik hak ve çıkarları için verilen mücadele demokratik mücadele kapsamının dışında bırakılmış hem de ekonomik çıkarların siyasi niteliği perdelenmiştir.
Öte yandan sendikal faaliyet alanını sade ekonomik ve sosyal haklarla sınırlayan anayasal ve yasal kısıtlamaların amacı da işçilerin örgütlü mücadelesi doğrultusunda siyasete müdahale etmelerini engellemektir. Ayrıca örgütlenme düzeyinden grev yasaklarına, her geçen gün daha fazla palazlandırılan sendikal bürokrasiden toplu sözleşme barajlarına kadar pek çok engel sınıfın mücadele alanını daha da daraltmaktadır.
12 Eylül faşizmi, seçim barajının yanı sıra özellikle sınıf mücadelesinin önüne koyduğu bariyerlerle halkı siyasetten uzak tutmaktadır. İşçiler kendi sınıf siyasetlerinden uzaklaştırıldıkları ölçüde ise düzen partileri tarafından yedeklenmekte ve sömürü ilişkilerinin yeniden üretimi güvence altına alınmaktadır.
Sendikalar sınıf siyasetinden uzaklaştığı sürece kimi zaman kazanılmış hakların aşındırıldığı ödün pazarlıkları gündeme gelir. Burjuvaziden zaman zaman alınabilen küçük tavizler karşılığında ise;
- Esnekliğin ulusal istihdam stratejisi olması,
- Emekçilerin kıdem tazminatı hakkına devletin ve burjuvazinin bu kadar pervasızca göz koyabilmesi,
- İş cinayetlerinin “fıtrat” sayılıp, cezasızlığın bir politika haline getirilmesi mümkün olmakta,
- Ya da, asgari ücret işçinin ailesi göz ardı edilerek sadece kendisi için hesaplandığı halde, sağlık sigortası primlerinin devlet tarafından ödenmesi için asgari ücretin üçte birinden daha az gelir sahibi olmak gerektiği gibi düzenlemeler hayata geçirilebilmektedir.
Yani işçi sınıfı siyasetten uzaklaştırıldığı ölçüde zaman zaman kimi tavizler alabilse bile çalışma koşulları ağırlaşmakta ve bölüşüm eşitsizliği derinleşmektedir. Bölüşümün görece daha eşit olması ise kazanımlar kadar bu kazanımların bir daha geri alınamayacağı koşulları gerektirir. Bunun yolu da işçi sınıfının örgütlü mücadeleyi genişletmesinden, sendikaların yanı sıra sınıf partilerinde örgütlenmesinden ve siyasete müdahil olmasından geçer.
Nitekim devletin sosyal niteliğinin boyutları da, sınıflar arasındaki güç dengesi kadar toplumun harekete geçebilme gücü doğrultusunda belirlenmektedir.
AKP iktidarının bir gelenek haline dönüştürdüğü 1 Mayıs provokasyonlarını da esasen bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Tartışmasız 1 Mayıs alanı olan Taksim meydanının güvenlik güçleri tarafından işgal edilerek halka kapatılması siyasal iktidar açısından basit bir “inatlaşma” olmayıp, iktidara ve egemen politikalara muhalefet edilmesini engellemeye  yöneliktir. Siyasal iktidar Taksim üzerinden 1 Mayıs’ı “kriminalize” etmeye ve işçi sınıfını 1 Mayıslardan uzaklaştırarak Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü “marjinalleştirmeye” çalışmaktadır. Bu çabası her yüzüne vurulduğunda “resmi tatil” tezine sarılması ise burjuva ideolojisinin kendisini “tarafsız” ve “kapsayıcı” gösterme çabasının basit bir tezahürüdür.
Oysa sözde “resmi tatil” olan 1 Mayıslarda işçiler çalıştırılmakta, iş cinayetleri işlenmekte ve AKP iktidarı bunlara göz yummayı sürdürmektedir.
Bu doğrultuda son 1 Mayıs’ta İstanbul’un birçok alan ve mahallesinde yapılan yerel kutlamalar oldukça önemlidir. İşçiler seslerinin boğulmasına izin vermemiş, AKP iktidarı onların bir araya gelmesini engelleyememiştir. Özellikle nakış işçilerinin saatlerce süren yürüyüşlerini başladıklarından çok daha kalabalık bitirmesi, fabrikalardan ve atölyelerden sınıf kardeşlerini alarak yola devam etmesi sınıf mücadelesi açısından son derece umut vericidir.
Tıpkı burjuvazi gibi sendikal bürokrasiyle de mücadele edebilmenin yolu sınıf dayanışmasından ve sınıf siyasetinden geçmektedir.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Metal tokat

Metal tokat

Renault işçileri, yaşadıkları sorunlar karşısında patronların yanında duran şube yönetimine karşı harekete geçti: Delege sayısının 3 katı aday çıktı, seçimlere katılım rekoru kırıldı, şubenin belirlediği adaylar geride kaldı. 200 bin metal işçisini ilgilendiren MESS grup sözleşmesi öncesi Metal Fırtına’nın amiral gemisi Renault’da yapılan seçimler sendikal bürokrasiye tokat oldu.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
12 Mart 2025 - Sefer Selvi

Evrensel'i Takip Et