10 Haziran 2015

Bakan ve görenin gözünden Türkiye halklarının seçimi

Hem seçim gününe hem de seçim sonuçlarına ilişkin birkaç söz... Önce HDP müşahitliği görevim sırasında gözlemlediklerimi anlatmak sonra da seçim sonuçları hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Müşahitlik görevim sırasında şahit olduklarım ülke demokrasisi ve seçim sistemi açısından hem felaketti hem de kısmen umut vericiydi ki bu umut verici noktalar kendisini seçim sonuçlarında gösterdi.

Müşahit ne demek? Gören, bakan, izleyen, gözlemci demek; dikkatle, eleştirici bir gözle gözlem yapan kimse demek... Kelimenin anlamı bu olunca, haliyle müşahitlik zor bir iş oluveriyor. Çünkü bizim toplum genel olarak bakandan, görenden, izleyenden hem de bunları eleştirel gözle yapanlardan hiç hazzetmez. Bu yüzden de eğitim sisteminde eleştirel gözle bakmayı öğretmezler. Haliyle müşahitlerin görevlerini yapmalarından da pek hoşlanmıyor sandık görevlileri. Ama sorsanız, müşahitlik tabii ki önemli, derler.
Birinci nokta: Sandık kurulu üye sayısı, saat 07.00 itibariyle dörtten az ise, yedek üyelerle, yedek üyeler yoksa müşahitlerle müşahitler de yoksa herhangi bir seçmen vatandaşla doldurulabiliyor. Müşahitler de bunun için bazen erken saatte orada oluyorlar. Ama sandık kurulu başkanı bu kurala uymayabiliyor. Yüksek Seçim Kurulu genelgesi çok net olmasına rağmen sandık başkanı inat edip müşahidi dışarıdan biri gibi görüp bir türlü kabullenemiyor ve sandık kuruluna almıyor onu. Müşahitlerin, yapılması gerekenler hakkındaki uyarılarından da çok fazla hoşlanmıyor sandık kurulu üyeleri ama zorunlu oldukları için gerekeni yapıyorlar. O da ancak biraz zaman geçtikten ve insanlar birbirine alıştıktan sonra... Sandık kurulu üyeleri kendilerine koşulsuz güvenilmesini arzu ediyorlar. Fakat bu seçimde o kadar çok şüphe duyuyordu ki insanlar her şeyden, sandık kurulu üyeleri de bunun kurbanı oldular doğal olarak ve tabii müşahitler de…

Benim müşahitlik yaptığım sandıkta ilk başlarda çok gergin bir hava vardı. Karşılıklı güvensizlik, yapılması gerekene karşı koyulan direnç, çalınabilecek oylar nedeniyle duyulan endişe, korku ve buna dayalı saldırganlık hakimdi... Başka sandıklarda da benzer gerginlikler yaşandı. Partili sandık kurulu üyeleriyle diğerleri arasında da gerginlik vardı. Ve bu gerginlikler hep kuşku, bakma, görmeye çalışma eylemlerinden kaynaklıydı. Bir de tabii ki ıslak imzalı sonuç tutanağını almak konusunda müşahitlere pek sevecen davranmıyorlar: “Biz mi dolduracağız?” diyorlar tutanağı. Seçimlerde bu kadar hile hurda varken tutanağı doldurup ıslak imzalı olarak vermeyi zahmet olarak görüyorlar. Oysaki genelge açık ve net... İtirazlar bu tutanaklar olmadan yapılamıyor halbuki. Dolayısıyla itiraz sürecini de yokuşa sürmüş oluyorlar. Hatta tutanak sayısı kısıtlı olduğu için zaten Yüksek Seçim Kurulu bu süreci yokuşa sürmüş oluyor. Böylece her parti ıslak imzalı tutanak alamayabiliyor ve hakkı olan itirazı yapamıyor.

Başka bir ilginç nokta da şuydu; yine bakmak, görebilmek ve herkesin haber alması üzerinden duyulan bir otoriter anlayışın yansıması olarak: Müşahitlerden biri sayım sırasında herkes, yani bütün müşahitler ve sayımı izlemeye gelen vatandaşlar görebilsin diye her sayılan oyu tahtaya yazmayı önerdi. Oy verilen parti sayısının fazla olabileceği iddiasıyla direnç gösterildi buna. Aslında oy verilen parti sayısı fazla olmayabilirdi. Nitekim öyle de oldu. Dert aslında herkesin kolaylıkla görebilmesini engellemekti otoriter bir zihniyetle. Hatta partili bir sandık kurulu üyesi şunu söyledi: “Öyle aleni olarak yazmak olmaz ki…” Bu kişi partili birisi, sandık kurulu üyesi, seçimlerde gizli oy açık tasnif ilkesi uygulanmasına rağmen böyle bir şey söylüyor. Herkesin görebileceği bir yere, sayılan oyların teker teker yazılmasını aleni olarak yapılmaması gereken bir şey olarak görüyor.

Tabii oy kullanma sürecinin bir olumsuz noktası da oy pusulalarının her bakanın rahatlıkla göremeyeceği ve anlayamayacağı kadar karmaşık, göz yorucu ve yanıltıcı olmasıydı. Okuma ve anlama becerisi gerektiren bir oy pusulasının kullanıldığı bir ülkede eğitim düzeyi düşük olunca ve hâlâ okuma yazma bilmeyenler varsa o ülkede yapılan seçimlerde kullanılan oylara ne kadar güvenilebilir? Bu da kapitalizmin aldatmacası işte...

Umut verici olan ise, günün sonunda hangi partiden olursa olsun birbiriyle dayanışma içinde olan müşahitler ve yaşanan gerginliklerin unutularak herkesin birbirine karşı yumuşamasıydı ve bir de barajın yıkılarak milyonlarca oyun boşa gitmemesiydi. Bu da, oy verme sürecini sahiplenen gerek gönüllü gerekse partili müşahitlerin, oy vermeye gelen vatandaşların tek başına ve mutlak iktidar olmaya çalışan AKP zihniyetine karşı kesin ve net yanıtının yansımasıydı. Bunun devamı olarak, tek başına iktidar olmayı yanlış bulan AKP dışındaki üç partinin, yüzde yüz uzlaşmalı bir koalisyon kurmaları belki bir hayal ama birlikte hareket ederek gerek barış sürecini sırtlanmak gerekse adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde bir düzen kurmak yolunda birlikte hareket etmesi Türkiye halklarının en büyük beklentisidir. Her zaman derler ya, halkın mesajı falan diye, bu oy dağılımı o mesajı taşıyor işte...

Evrensel'i Takip Et