24 Haziran 2015

Demokrasi delikanlı bir varlıktır, ama sizinkisi değil

Geçen hafta bu sefer samimiyet ve dürüstlük kazanacak, dedim. Seçim propagandası döneminde söylediklerinin arkasında duran kazanacak. Kırmızı çizgiler silinmeye mahkum... Çünkü kırmızı çizgiler kanla çizilmiş... Aşarsan bu çizgiyi kanatırım, mesajı veriyor kırmızı çizgiler. Daha ne kadar ölmeye ve öldürmeye devam edilecek? Bunun hesabı sorulmayacak mı sermayeden, silah simsarlarından, savaş baronlarından?

Gezi ruhuyla başladı. Genel seçim sonuçlarıyla bir kez daha mesaj verdi bu coğrafyanın insanları, özellikle de gençleri: “Biz savaş istemiyoruz. Biz ölmek istemiyoruz. Biz öldürmek istemiyoruz. Biz dayanışma içinde, barış içinde yaşamak istiyoruz. Sizin takıntılı devletçi, tekçi, şoven değerleriniz bizi ilgilendirmiyor. Aşktır, sevgidir ve saygıdır bizim değerlerimiz. Biz sizin kalıplaşmış, particilikten ve takım tutmacılıktan başka bir şey olmayan siyasetçiliğinizi istemiyoruz. İçten pazarlıklı koalisyon hesaplarınızı, içi boş vaatlerinizle propagandalarınızı istemiyoruz. Ya seçimden önce söylediklerinizin arkasında durursunuz, gereken barışı yapacak ortak yönetim ve güçler birliğini kurarsınız ya da bu seçimde kazandıklarınızı kaybedersiniz. Daha da kötüsü, sırtınızı dayadığınız, bugüne kadar etinden sütünden faydalandığınız ve içini boşalttığınız demokrasiyi de kaybedersiniz.”

Tam da Gezi ruhunun lokomotifi nesle denk gelen bir neslin çığlığını romanında (Oyun Dürtüsü) seslendiren JuliZeh’in, kahramanı Ada’ya söylettiği gibi... Gençlik manifestosu niteliğinde bir söylev çeker kız çocuğu Ada bir mahkeme salonunda devleti, hukuk sistemini, toplumu ve basmakalıp ahlaki değerleri eleştirerek...

Demokrasinin en yüksektekinin boşalan tahtına geçmeyi reddeden ve bunun yerine basamaklarda oturup halka gülümseyerek ‘Bakın, ben de sizden biriyim; bakın, ben sizim,’ diyen delikanlı bir varlık olduğunu söylüyor Ada iktidar sevdalısı sözde demokrasi yerine doğrudan katılımcı demokrasiyi adres göstererek: ‘Demokrasiye, yani dünyanın ideolojilerden en fazla arındırılmış ideolojisine hizmet ediyorsunuz. Demokrasi yaşlandı artık, yüzü kırışıklıklarla dolu, çoktan ölmeye yattı ve asasını elinde zar zor tutuyor; asanın diğer ucuna erkeksi ekonomi var gücüyle asılmış durumda.” Erkeksi ekonomiden ister ormanları yok edip yerine AVM dikmek meraklısı sermayeyi ve onun maşası sözde siyasi sistemi anlayın, ister makroekonomik göstergelerin iyiye gittiğini söyleyerek daha fazla emek sömürüsü ve daha az hukuk isteyen mafya tipi neoliberal düzeni anlayın. Ya da gençlerin eline silahı tutuşturan ve insanlığı, ölüm ve kaybetme tehdidiyle biteviye korkutan sermayeyi veya hafifletici sebeplere sırtını dayayarak, neredeyse her gün bir kadın öldüren erkek toplumunu anlayın.

Romanın kahramanı Ada, yetişkinlerin üzerinde baskı kurduğu genç neslin hatta onun da ötesinde genel olarak yabancılaşmayı tarif edercesine belki de tüm insanlığın içinde bulunduğu durumu da güzelce anlatıyor: “...Neyin iyi neyin kötü, doğru ve yanlış olduğunu dinlemek zorunda kalan herkesin üzerine çöken özel bir bıkkınlıktan bahsediyorum...” Bu özel bıkkınlık durumunun bir duygusal patlamayla sonuçlanması ve insanların yabancılaşmadan sıyrılırcasına değişim ve dönüşüm için harekete geçmesini anlayın isterseniz. Yeter ki bunun üzerinde düşünün. Yeni nesil çoktan bunu yapmaya başladı bile...
Ada, insanlığın içinde bulunduğu bu dönemi geçiş dönemi olarak görüp diyor ki: “Bu geçiş döneminde, bu kuralsız, karışık ve dağınık dünyada yalan ve ikiyüzlülükten daha tehlikeli ve dürüstlükten daha saygın bir şey yok... İnancı ve böylece doğruluğu kaybettiğimizden beri, elimizde son kalan, ikiyüzlülük ile dürüstlük arasındaki farktır. Adaletin temsilcisi olarak bu farkı kurtarmaya girişirseniz çok büyük bir iş başarılmış olur.”

Kız çocuğu Ada, bunları romanın öyküsü icabı bir mahkeme salonunda söylüyor ama karşısında devleti, mutlak iktidarı, baskıcı toplumu, dayatmacı ve amacını kaybetmiş ahlaki değerleri, hedefinden uzaklaşan ve felsefesini kaybetmiş siyasi sistemi, adaletsiz hukuk sistemini görüyor. Son sözleriyle yargıçtan ikiyüzlülük ile dürüstlük arasındaki farkı kurtarmasını istiyor. Çünkü bu iki değer arasındaki fark insanlığın elinde kalan son şey gerçekten belki de.

Bu yüzden diyorum ki ben de, bu seçimin sonuçlarına Gezi ruhu fena halde yansımış durumda. Gezi ruhuna da roman kahramanımız Ada’nın ve yeni neslin samimiyet, dürüstlük, değişim ve dönüşüm çığlığı yansımış.

Artık koalisyon mu yaparsınız, yoksa adına temizlik mi dersiniz, ne dersiniz bilmem... İlkelerinizden saparsanız ki seçim bildirgenizdir onu yansıtan ve seçim kampanyalarınızda birbirinize söylediklerinizde ya da attığınız çamurlarda izini bulmak mümkün onların, son tahlilde, genç neslin karşısında büyük bir sınavdır bu girdiğiniz. Onları maruz bıraktığınız sınav maratonlarından daha beter bir sınavdır hem de... Hadi bakalım sınanma sırası sizde... Nasıl bir dünya bırakacaksınız onlara, bakalım... Kan, dehşet, korku, savaş, yabancılaşmış bir insanlığın süründüğü, yok olmaya yüz tuttuğu bir dünya mı, yoksa başka türlü yepyeni bir yaşam mı?

Evrensel'i Takip Et