Gele gele, geldik terörün belini kırmaya!
Bu ülkenin 40-50 yaşındaki vatandaşları çocukluklarından itibaren bu iddianın propagandasıyla büyüdüler dersek bir abartı yapmamış oluruz. Bazen bir başbakan bazen ilgili bakanlar, bazen Genelkurmayın üst düzey görevlileri, bu iddianın altını doldurmak için kendilerini yırttılar.
Hatta, çatışmalar çoğalıp da ölüm haberleri arttığında, politikayı yakından izleyenler, hele de son günlerde giderek sıklaşan, “30 teröristi şurada 40 teröristi burada etkisiz hale getirdik; son bir ay ayda 2000 terörist öldürdük” çizgisine gelen savaş propagandasına bakarak; bu iddianın yeniden tedavüle sokulmasını bekliyorlardı!
Bu sefer çeyrek yüz yıllık klişe iddiayı Başbakan Davutoğlu yineledi. Üstelik açıklamayı Davutoğlu, New York’ta yaptı: “Bugün itibarıyla, şunu ifade etmek isterim ki Türkiye’ye dönük terör tehdidinin beli kırılmıştır!”
Davutoğlu bu yıllardır yinelen iddiaya inandırıcılık kazandırmak için sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ülke içinde de şehirlerimizde ve kırsal alanda kamu düzeni ve egemenliğinin sağlanması yönünde büyük bir mesafe kat edilmiştir!”
Ve Davutoğlu Türken Vakfı’nın salonunda toplanan New York’lu Türkler tarafından alkışlanıyor. Çünkü onlar, Türkiye’de olup bitenlerden burada yaşayanlar kadar haberdar değiller!
Evet, her savaş gibi Kürtlere karşı yürütülen savaşta da “yalan” hükümet propagandasının en önemli silahıdır. Hele de askeri bir başarıdan söz etmek istendiğinde, askeri hedeflerin vurulması konusunda karşı tarafın kayıplarının abartılması daha da vazgeçilmezdir. Siyasiler ise, kendi siyasi ihtiyaçlarına göre olup bitenleri tersinden anlatmaya adeta yükümlüdürler. Nitekim Davutoğlu, “terörün belini kırdıklarını” kanıtlamak için Hava Kuvvetleri’nin PKK’nin Güney Kürdistan’daki ve Türkiye sınırları içindeki silah, mühimmat ve yiyecek depolarını, malzeme stoklarını, barınaklarını, sığınaklarını, askeri üs ve mevzilerini yok ettiklerini öne sürdü. Yani son çeyrek yüz yılda olduğu gibi aşağı yukarı “aynı envanteri” sıraladı.
Bu açıklamalar bir yanıyla propagandadır ve politikalarına halk desteği sağlamak için kullanılmaktadır. Ancak burada daha önemlisi AKP ve Davutoğlu’nun, tıpkı 1990’ların Başbakanları, bakanları, generalleri ve siyasetçileri gibi, karşı tarafın askeri bakımdan kayıplarını alt alta yazıp, büyük kayıplar verdirdiklerini görüp; “Tamam bu sefer belini kırdık. Artık doğrultamazlar” yanılgısını yeniden tekrarladıklarını görüyoruz.
Türkiye’nin sermaye politikacıları şu anda Erdoğan-Davutoğlu yönetimi, karşı karşıya oldukları sorunu; Türkiye’de 20 milyon nüfusu doğrudan ilgilendiren ve onların talepleri üstünden ortaya çıkmış bir mücadele olduğunu kabul etmemekte; Hükümet sorunu “Kürt sorunu” olarak değil (Erdoğan özellikle her gün yeniden “Kürt sorunu yoktur terör sorunu vardır” diyerek bunu formüle de ediyor) de “terör sorunu” olarak gördüğünden, PKK’nin askeri kayıplarını alt alta yazınca, “belini kırmış oldukları” sonucuna varmaktadırlar. Oysa PKK’ye askeri bakımdan ne kadar darbe vurulursa vurulsun, asıl sorun çözülmediği için, o sorunun temelindeki çelişkiler, her seferinde yeniden PKK’nin daha güçlenmiş olarak sahneye çıkmasını desteklemektedir. Onun içindir ki, bugün de PKK’ye hangi kayıp verdirilmiş olursa olsun, Kürt sorununun çözümü ortada bir sorun olarak kalmaya devam ettikçe, sorunların daha da büyüyeceğine tanık olacağız.
Kuşkusuz burada, son çeyrek yüzyıldan beri sürdürülen yanılgının temelinde, PKK’nin Kürtlerin taleplerini savunan bir örgüt değil de “bir terör örgütü” olarak görmekteki ısrar vardır. Çünkü, böyle olunca sorun esasına bir çözüm getirmeyi, Kürtlerin taleplerinin karşılanması ve “Türklerle Kürtlerin gönüllü birliğinin şartlarının yeniden belirlenmesi”ne yanaşmayan egemen güçlerin hükümetleri, sürekli PKK’ye karşı kazanamayacakları bir savaş sürdürmekte ama onca zayiat verdirdikten sonra, sonuçta daha da güçlenmiş (güya kendilerini aldatarak güç biriktirmiş) bir PKK’yle karşı karşıya kalmaktadırlar!
CHP de aynı, resmi devlet politikasının “PKK’nin Kürt sorunuyla ilgisi yoktur o bir kanlı terör örgütüdür” klişesinde kaldığı için bugün Kılıçdaroğlu bir gün AKP’yi eleştirirken ertesi gün Erdoğan’la yan çizgiye düşüp, “Hükümetin PKK’ye karşı savaşı”na destek verme çelişkisinden kurtulamamaktadır.
Bu yüzden de bugün çeyrek yüz yıldır yaşananlara karşın hala Başbakanın gele gele New York’tan, “terörün belini kırdık” diye ilan etmeye gelmesi trajik bir durumdur.
Evrensel'i Takip Et