Kofluğun karşısında haberin ışığı...
Vurulup yere düşmüş, kesik kesik nefesi duyuluyor. Kamerası çalışıyor. Görüntüde, kurşunlanan insanları görüyoruz. Yerde yatan bir tanesiyle göz göze geliyoruz. Haber sitelerinde terörist diye adlandırılacak olan bu insanlar, Cizre’nin Cudi Mahallesi’nde sokakta kalan cenazeleri almak üzere bir çekçek ve beyaz bayraklarla yollara düşmüşler. Bir ayı aşkın süredir, Cizre’de sokağa çıkma yasaklarının kararttığı hayatları en yakınından haberleştiren imc TV Kameramanı Refik Tekin ve Muhabir Saadet Yıldız, cenazeleri almaya gidenleri takip ediyor. On kişilik grubun üstüne birden kurşunlar yağıyor. Ortalık kan gölüne dönüyor. Kameraman Refik Tekin’in vurulup yere düştüğünü kamerasına yansıyan görüntülerden anlıyoruz. Refik kamerasını kapatmıyor, elinden bırakmıyor; o etrafa baktıkça biz de görüyoruz. Yaralılardan biriyle göz göze geliyoruz. Olanlara tanık oluyoruz.
Refik Tekin bacağından vurulduktan sonra bile yaşananları kayıt altına almaya devam etti. Bu onun gazetecilik tanımı ve refleksleriyle ilgilidir. Onun kamerasına yansıyan hakikate rağmen, Anadolu Ajansı abonelerine geçtiği metinde, ‘Teröristlerle güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı, üç terörist etkisiz halle getirildi, dokuz terörist yaralandı’ ifadelerini kullandı. Refik Tekin ise ‘Bir televizyon kanalında kameraman olduğu ileri sürülen kişi’ sözleriyle AA’nın bu metninde yer aldı.
Sadece Cizre’de vurulduktan sonra çektiği görüntüler değil, Refik Tekin’in doğru bildiği gazetecilik tanımı ve insani reflekslerle birleşen gazetecilik refleksleri doğrultusunda imc TV ekibiyle birlikte ortaya çıkardığı haberlerin tümü, AA’nın ve AA gibi mecralarca kurgulanan anlamlar dünyasının kofluğunu ortaya koymaktadır. Devletin yanında olmak ya da devletin karşısında olmak, terörist olmak ya da vatansever olmak ve benzeri karşıtlıklara türlü şekillerde bizi hapsetmeye çalışan bu kofluğa karşın, kameralarını mağdurun, yaşamın ve gerçeğin yanına konumlandıranlar, tanıklığımıza ışık oluyor.
SIRTINDA BİR TORBA HİKAYE...
Refik’le Suriye’deki savaşın haberleştirilmesi üzerine yaptığım araştırma için Diyarbakır’a gittiğimde tanışmıştım. Refik Tekin ve Saadet Yıldız, Suruç’ta Türkiye-Suriye sınır hattında aylarca haber takip etmiş, 30 kilometrelik sınırı her gün defalarca kat etmiş, sayısız canlı yayında haber anlatmış ve çok önemli haberlere imza atmışlardı. Gazeteci olarak deneyimleri, izlenimleri çok derindi. Diyarbakır’da bir araya geldiğimizde onca hikayenin yükünden yıpranmış görünseler de haberin içinde olmanın enerjisinden hiç bir şey kaybetmemişlerdi.
Bir süre sonra Refik’le İstanbul’da buluştuk. Saadet Yıldız ve Refik Tekin’in ekim 2014’te yaptıkları, IŞİD’in sınır ihlalini canlı yayında belgeleyen haberleri Metin Göktepe gazetecilik ödüllerinde görüntülü haber dalında ödüle layık görülmüştü. Nakış gibi haberciliklerini canlı yayında tekrar dinleme fırsatı buldum. Refik, Metin Göktepe ödülünü almaktan onur duyduğunu söylüyor ve bir haberi yaparken esas motivasyonunun yaşanan gerçeği yansıtmak, zulme uğrayan ve zulme direnen insanları görünür kılmak olduğunu ekliyordu: ‘Bu inançla gazetecilik yapınca diğer medyanın görmek istemediklerini görüp kaydediyoruz. Pek çok basın mensubu Suruç’un çıkışındaki benzin istasyonunda konumlanıyordu mesela. Mürşitpınar’a geldiklerindeyse tankların hemen yanında duruyorlardı. Onlar herkesin çektiği aynı kadrajı çekmek istiyorlardı. Oysa ki 30 kilometre sınır hattında eylemler, müdahale, göç edenler, sıfır noktasından bakınca karşı taraftaki yoğun çatışmalar, biz bunları kaydetmeye, belgelemeye çalışıyorduk.’
IŞİD militanlarının Türkiye-Suriye sınırından geçişini belgeleyen bu ödüllü haberi çekerken, militanlardan biri kameraya doğru ateş etmiş ve kurşunlar kameranın iki parmak üstünden geçmiş. Haberin görüntüsünde kurşunun rüzgarıyla kameranın titrediği de görülüyor. Refik’e ‘İşini yaparken başına bir şey gelir diye korkuyor muydun?’ diye sorduğumda, ‘Gazetecilik bazı şeyleri göze almaktır’ cevabını aldım: ‘Yoksa diğer gazetecilerin konumlandığı noktalarda konumlanırdık ve yaşanan savaş gerçekliğini yansıtamazdık. Benim tek korkum, havan topundan falan bir şey olur da gazetecilik yapmaya devam edememekti.’
Refik, çok yakında o çok direngen, hiç yorulmaz haliyle yeniden haberin peşine düşecektir.
AA HEP AYNI...
‘Bu Suça Ortak Olmuyoruz’ bildirisini imzalayan akademisyenler çeşitli şekillerde hedef gösterilmeye devam ediyor. Beyaz gazetenin ‘interaktif’ ve ‘kullanıcı dostu’ listesinde akademisyenler fotoğraflarıyla birlikte teşhir ediliyor. AA’nın çarşamba günü abonelerine geçtiği metin ise incelikli bir kriminalize etme eylemi olarak okunabilir. Radikal gazetesinin de flaş tonlarla verdiği AA metninin başlığı ‘Sakarya ve Urfa’da Üç Akademisyen Gözaltına Alındı’ diyordu. Oysa ki Sakarya’daki iki akademisyenin ifadeleri, geçen hafta çoktan alınmıştı. AA’ya gönderilen tekzip sonucu haber düzeltildi. Ama olmayan bir haberi bu şekilde duyurmanın altında ne gazetecilik ne de iyi niyet aranabilir.
Evrensel'i Takip Et