Yeni insanlık ve üç sözcük
21. yüzyıla pek umutlu girmişti insanlık. Anımsayın; iki binli yıllar bireyin özgürlük yılları olacaktı. Gezegen barış içinde yaşayan bütün ulusların ortak cenneti olacaktı artık. Öyle ya komünizm bitmiş, doğu ile batı blokları arasındaki kalın duvarlar yıkılmıştı. Oysa çok kısa sürede görüldü ki ne gezegen cennetti, ne de insanlar özgür. Barış şöyle dursun uluslararasında diyalog kurabilmek bile olanaksızdı. Vahşi kapitalizm ya da bir başka deyişle yenidünya düzeni yeni düşmanını da belirlemekte hiç duraksamamıştı. Düşman terördü. Terörü yaratanları kimse sorgulamıyordu. Önemli olan düşmanın bulunmasıydı. Düşman bulunduktan sonra halklara benimsetmek dünyayı yöneten varsıl uluslar ve çok uluslu sermaye için, çocuk oyuncağıydı. Böylece üçüncü dünya ülkelerine demokrasi götüreceğiz diye savaş götürdüler. ‘Pardon’ diyerek milyonlarca insanın ölümüne, yerlerinden yurtlarından edilmelerine neden oldular. Binlerce yıllık kültür varlıklarını yaktılar, yıktılar. Mezhep savaşlarını başlattılar. Tahtlarından indirdikleri diktatörler yerine kendi kuklalarını oturttular. Yer altı servetlerini tuhaf ortaklıklarla talan ettiler. Şimdilerde 21. yüzyılın adı barış, özgürlük çağı değil yerlerinden yurtlarından edilmiş mültecilerin ve sığınmacıların çağı. İnsanlığın ölümle dans ettiği bir çağ.
Kendi ülkemin de elbette dünyadaki büyük fırtınanın dışında kalması düşünülemezdi. Batı ülkelerini, ABD’yi - sevmesek de- kurallarını aynen uyguluyoruz. Terör bahanesi ile birey özgürlüklerini, düşünce ifade özgürlüklerini alabildiğine kısıyoruz. Tek tip bir medya yaratmaya çalışıyoruz ve devlet memuru gazeteciler... Ve de hukuksuzluk. Bunların tümünün günahını teröre, darbeye, olağanüstü hal durumuna yıkmak hakkaniyete uyuyor mu? Varın onu da siz düşünün değerli okur. Nicedir kafama takılan üç sözcük var. İhbar, iftira, ihanet. Bu üç sözcük toplumun ayrılmaz parçası sanki. 21.yüzyılda insanlık da mı değişti diye düşünüyorum ama buna pek kafam basmıyor. Ama kendi ülkemde evet diyorum insanımız çok ama çok değişti. Siyasetçiden, gazeteciye, sosyal medyayı mekan tutmuş gençlerden yaşlısına, dindarından militanına bakın etrafınıza okuyun, izleyin görün. Diyebilirsiniz ki devletin yurttaşı ihbarcılığa teşvik ettiği, yalancı şahitliğe zorladığı bir ülkede bunlar doğal. Peki nerede kaldı İslami ahlak, nerede kaldı Tanrı korkusu, nerede kaldı Türk insanının doğruculuğu. Nerede kaldı Vicdan
Yazıyı sözcük ustası bir şairimizin, Gülten Akın’ın, bir şiiri ile bağlayalım. Bu boğucu ortamda aramızda olmasalar da yazıları, şiirleri ile umutlarımızı ayakta tutmamıza yardımcı olan ne çok insanımız var. Gülten Akın’da onlardan biridir. İyi ki vardılar. İyi ki aydınlığın simgesi insanlığın yılmaz savaşçısı oldular. Gelin bu güzel şiiri birlikte okuyalım :
…
SİNOPSİS
Bebek ağlar
vapurlar geçer
bazı sulardan
bebek ağlar
bütün sular güneye mi akar
kuzeye bazı sular
kabarır deniz olanlar
bebek ağlar
boyna keser keser keser
geveze berber
tüfeğini alır asker
pek çok asker
uçak düşer
ölür içindekiler
ne çok avcı ne çok tavşanın
peşine düşer
bebek ağlar
bazı ülkelerde savaş başlar savaş biter
savaş yine başlar biter
anneler çocuklar askerler ölür
(baba zaten askerdir)
fotoğraflar biraz daha büyütülür
Duvarı kaplar ölmüşler
Bebek ağlar
bazı ülkelerde
bazı insanlar bağırır
Devrim Devrim Devrim
(devrim birkaç zaman
büyük harfle yazılır.)
sonra birden kapanır
bütün hoparlörler
anneler ağlar
gözleri dağlarda (asılmışlar)
dağlar ağlar sular ağlar
anneler babalar ağlar
bebek ağlar
(…)
Evrensel'i Takip Et