Ülkede altı ay sonra politika ve ekonominin nereye gideceği konusunda garanti verebilecek aklı başında tek bir kişi var mı? Bırakalım altı ayı, üç ay sonrasının garantili tahlilini yapabilecek olan var mı? Hiç sanmıyoruz. O halde iki buçuk yıl sonrasının seçimleri için bugünden ciddi hazırlık yapılmalı diyenleri nereye koymalı? Kuşkunuz olmasın olayların günlük gelişimi bizi onlara yer aramaktan kurtaracaktır. İşçilerin direniş ve grev haberleri bu yöndeki ilk verilerdir.

Şu kesindir, demokrasiyi, özgürlükleri kazanmak için mücadele etmek üzere birlikler aramak, bu birlikleri mümkün olduğunca geniş güçlerle gerçekleştirme çalışmaları sürecektir. Tablo ortadadır: ülkenin her köşesinden her gün kara bir haber gelmektedir. Sokak ortası, evlerde çoğalan infazlar, OHAL rejimi altında yoğunlaşan baskı ve terör, muhalif basın ve yayının susturulması, gazetecilerin, yazarların zindanlara tıkılması, yükselen enflasyon, artan işsizlik, yaygınlaşan yoksulluk, işçileri düşük ücrete mahkum eden sermaye ve hükümet saldırısı. 

Bütün bunlara karşı yığınların içlerinde biriken derin öfkenin, gidişata karşı çıkma isteğinin kendisini açığa vurabilecek kanallar araması. Henüz yaygın ve açık bir kitle hareketine dönüşmüş olmasa da kalın çizgileri ile bugünkü tablo böyledir. İşçi ve emekçi halkın değişik kesimleri, demokratik hak ve özgürlükler için mücadele eden kesimler hemen her gün bu mücadeleyi sürdürmekte, giderek daha genel bir hesaplaşmanın kanalları açılmaya çalışılmaktadır. Gerçek yaşam iki buçuk yıl sonrasının hesaplarını değil, bugünün sorun ve problemlerini önümüze getirmektedir.

İşçi ve emekçi halkın, gelişmelerden kaygı duyan geniş toplum kesimlerinin acil ve somut talep ve istekleri onların günlük davranış biçimlerini belirlemektedir. İktidardan beklenti içinde olan halk kesimlerinin durumları da bunun dışında değildir. Bunlardan bir kısmı pasifçe beklemekte, bir fabrika da, iş yerinde çalışanlar ise orada ileri sürülen talepler için bir hareketlenme olduğunda buna katılmaktadırlar. İşte bu tablo “hayır partisi” içine sığdırılamayacak, ülkenin yarısı ile sınırlandırılamayacak bir resmi ortaya koymaktadır. Bu resim ülkenin ezici çoğunluğunun içinde bulunduğu durumu göstermektedir.

İktidar ve sermaye çevrelerinin işçi ve emekçi kitlelere verebileceği hiç bir şey yoktur. İşte bu nedenle onların hoşnutsuzluğunu tavizler vererek yatıştırma yönünde değil, baskı ve terörü daha fazla artırma yönünde ilerlemektedirler. Kitlelerin dikkatini dış sorunlara, “ulusal meselelere” yaşamlarını değiştirmeyecek değişikliklere çekmeye çalışmaktadırlar. Demagoji, yalan ve iki yüzlülük, bugün böyle, yarın şöyle konuşmak onların ellerinde, çıplak baskı ve terörden sonraki en önemli silahlarıdır.

Ülkenin geleceği ve kaderi işçi ve emekçi kitlelerin mücadelesinin alacağı biçime, yöneleceği hedeflere mi bağlı kalacak, yoksa bir gün iktidara can suyu veren, ertesi gün çelişkili tutumlar içine giren, ana muhalefet partisi yöneticilerinin gelgitlerine, tutarsızlığına mı terk edilecek? İkinci yolu tutmak baştan başarısızlığı ve yenilgiyi kabullenmek olacaktır. Ülke sert bir dönemecin eşiğindedir ve işçi ve emekçi kitlelerin uyanmış, örgütlenmiş kesimlerini mutlaka üstesinden gelmek zorunda oldukları çok önemli görevler beklemektedir. Tek adam, tek parti diktatörlüğüne karşı mücadele geleceğin değil, bugünün sorunu ve ülkenin tüm sorunları aynı mücadelenin halkaları olarak birbirine bağlanmıştır.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

101 milyarlık gasp

101 milyarlık gasp

Enflasyonla mücadele adı altında uygulanan Erdoğan-Şimşek programı, enflasyonu düşürmüyor ama ücret ve maaşları acımasızca ezmeye devam ediyor. DİSK-AR’ın araştırmasına göre sadece iki aylık enflasyon nedeniyle işçilerin, memurların ve emeklilerin cebinden en az 101 milyar lira çalındı. “Enflasyonun nedeni ücret zamları” yalanının foyası da açığa çıktı.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
DİSK-AR’ın araştırmasına göre sadece iki aylık enflasyon nedeniyle işçilerin, memurların ve emeklilerin cebinden en az 101 milyar lira çalındı.

Evrensel'i Takip Et