Siyaset ve gösterge
Fotoğraf: Envato
“Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na o kadar kızgın ki, 30 Ağustos’ta Anıtkabir’de dahi tokalaşmadılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye o kadar ilgi gösteriyor ki, 30 Ağustos’ta hem Anıtkabir’de sohbet etti hem resepsiyonda en çok zaman ayırdığı isimlerdendi.”
Abdülkadir Selvi’nin önceki günkü yazısı böyle başlıyordu.
Siyasetçilerin birbirlerine karşı tavrı, siyasetin gündelik ilişkilerinin her daim konusu olmuştur. Ama bir liderin neredeyse her hareketinin siyasetin gündemi olarak yansıması, korku ve güvensizliğin siyasetin çekirdeğine yerleşmiş olduğunu gösterir. Çeşitli toplumsal güçler ve dinamikler tarafından garanti altına alınan bir demokraside işaretler, göstergeler bu kadar yoğun olarak didiklenmez, alt metinlerine kadar okunmaz.
Ama iktidar gücünün kullanılma biçimi siyaset alanını alabildiğine daraltmışsa, bu durumda tek bir gösterge bile bazen doğru, bazen ise abartılı bir biçimde öne çıkarılır, yorumlanır, tartışılır.
Bu sadece bize özgü bir durum değil. Benzer bir siyasal iklimin hakim olduğu başka ülkelerde ve siyasetin giderek bir tek adam elinde toplandığı zamanlarda da, artık o ‘tek adam’ın türlü halleri siyaseti okumanın konusu haline gelir.
İktidar, ceza, korku ya da cesaret tam da bu nedenle sınıflı toplumlar tarihi boyunca, antik dönemlerden beri yaşanan çeşitli yönleriyle sanata ve edebiyata yansımıştır.
SOKRATES’İN ÖLÜMÜ YA DA ÖLÜMSÜZLEŞMESİ
1748 yılında Fransa’da doğan Ünlü Ressam Jacques Louis David’in 1787’de yaptığı yağlı boya tablosu, ‘Sokrates’in Ölümü’, felsefenin doğrudan yansıdığı en ünlü resimlerden biri olarak, siyaseten de çok şey anlatır.
Milattan önce 469’da bir taş isçisinin oğlu olarak dünyaya gelen Sokrates’in kendisi de bir taş işçisiydi. Atina yakınlarındaki taş ocaklarında ustalık yaptı ve emekli olduktan sonra da felsefe ile uğraştı. Kimseyi rahatsız etmeyen bu adama herkes bir şeyler danışıyordu.
Sürekli sorular sordu ve insanların bu sorulara yanıt vermesini sağlamaya çalıştı. Buna da “doğurtma” yöntemi dedi.
Zamanın en ünlü şehri Atina’nın altın çağı döneminin ortasında doğdu ve Atina’nın dış işlerinde sorunlar yaşadığı döneme kadar olan sürece tanıklık etti.
Savaşlar ve siyasi mücadeleler sonucunda, bizim de bu topraklarda çok sık duyduğumuz ‘iç ve dış tehditler’ de gerekçe gösterilerek görece demokratik özelliklerden diktatörlüğe doğru kayış başladı.
70 yaşındaki Sokrates de, böylesi bir iklimde soru soran özellikleriyle sorun olarak görüldü. Mahkemeye çıkarıldı ve korkup özür dilemesi beklendi kendisinden. Ama o konuşmaya, soru sormaya devam etti. Atina gençliğinin aklını karıştırmak, devletin tanrılarına inanmamak ile suçlanıyordu.
Kendisine ne ceza verilmesi gerektiği sorulduğunda ceza olarak ömür boyu maaş bağlanması ve bedava akşam yemekleri gerektiğini söyledi. Neden af dileyip köşene çekilmiyorsun diyenlere de, birçok savaşta halkı adına savaştığını hatırlattı. Kaçmasını önerenlere karşı çıktı.
Ölümü için getirilen zehri kendisi içti.
Ve şimdi biz son ana kadar dik duran ve döneminin egemenlerine karşı soru sormayı sürdürme cesareti gösteren Eski Yunun Filozofu Sokrates’i tam da bu özellikleriyle örnek alıyoruz.
Ülkede barışın hakim olmasını isteyerek iktidara çağrı yaptıkları için ihraç edilen ve bazıları da yargılanan akademisyenlerin duruşma salonlarında gösterdikleri cesaretli duruş, ya da iktidarın hoşuna gitmeyen türden gazetecilik yaptıkları için cezaevlerine doldurulan meslektaşlarımızın duruşma salonlarında yaptıkları cesaretli savunmalar, Jacques Louis David’in tablosuna da çok çarpıcı bir biçimde yansıyan Sokrates’ten izler taşıyan bir duruştur.
BİTMEYEN BİR ‘ÇIĞLIK’
Norveçli Ressam Edvard Munch’un, insanın varoluşsal ızdıraplarını anlatan ‘Çığlık’ adlı tablosu da yine içinden geçtiğimiz dönemin ilişkileriyle de okunup, yorumlanabilecek özellikler taşıyor.
Şehrin üzerinde kızıla kesen, adeta alev alev yanan bir gökyüzü ve birileri yoluna sakin devam ederken çığlık çığlığa bize bakan bir yüz.
Munch, günlüğüne yazdığı notta ‘Çığlık’ konusundaki esin kaynağını şöyle anlatıyordu: “İki arkadaşımla yolda yürüyordum; güneş battı, bir melankoli dalgasına kapıldım. Birden gökyüzü kıpkızıl bir renk aldı. Durup parmaklıklara yaslandım. Alev alev gökyüzü, mavi fiyordun ve şehrin üstünde kan ve kılıç gibi sarkıyordu. Arkadaşlarım yola devam etti; ben ise büyük bir endişeyle öylece duruyor ve doğada sonsuz bir çığlığı hissediyordum sanki.”
Sanat Tarihçisi Jill Lloyd, dört ‘Çığlık’ tablosu yapan ve bu tablolarıyla pek çok ressama da esin kaynağı olan Munch’ın bu tablosunun 20. yüzyıl başlarında Batı kültüründe gerçekleşen önemli değişimi ifade ettiğini belirterek, “Çığlık, tarihte bir değişim anını özetleyen imgelerden biri” diyor ve ekliyordu: “İnsanın, 19. yüzyılda o ana kadar kendisini rahatlatmış olan kesinliklerden arınmasını ifade eder: Artık ne Tanrı, ne gelenek görenek, ne de alışkanlıklar vardır; anlamadığı bir evrenle karşı karşıya olan ve onunla ancak panik duygusuyla ilişki kurabilen, varoluşsal bir kriz halindeki zavallı insanın kendisi sadece.”
İçinde yaşadığımız dönemde, bazıları hiçbir şey yokmuş gibi yoluna devam ederken, neden ihraç edildiği bile kendisine söylenmemiş olan onlarca kişinin intihar etmesi de, bir ‘sessiz çığlık’ olarak okunabilir mi acaba?
Ya da, Sokrates’in yaşadığı dönemin farklı bir yansıması olarak, bugün de çeşitli tehdit söylemleriyle, gazetecilerin, insan hakları savunucularının ‘ajan’, ‘hain’, ‘terörist’ ilan edilerek hapsedilmesi karşısında, birileri umursamadan yoluna devam ederken, bu haksızlığa mücadele ederek karşı çıkanların, ya da içinde öfke duyanların yaşadıkları da bir ‘çığlık’ duygusu değil mi?
VAŞAKLAR VE KEMAL ÖZER
Bu arada ben bu yazıyı bitirirken Dersim muhabiri arkadaşımız, usta bir doğa fotoğrafçısı olan Kemal Özer’in gözaltına alındığı haberi geldi. Kemal’in çektiği ve birçok habere de konu olan vaşak fotoğraflarını herkes bilir. Ve vaşaklar özgürlüklerine düşkündür. Kemal Özer gibi.
- Kürt meselesinde bir ihtimal daha olmalı 13 Aralık 2024 04:57
- Sınırımızdaki yeni Afganistan ve kaostan rant devşirmek 09 Aralık 2024 07:00
- Geniş atılan ağda çıkışı aramak... 02 Aralık 2024 06:55
- Türkiye zor bir değişimin ağır sancılarını yaşıyor 25 Kasım 2024 06:35
- Ebedi barış mümkün mü? 18 Kasım 2024 04:23
- İki güncel rapor eşliğinde Kürt meselesini tartışmaya devam 11 Kasım 2024 04:47
- 'Çöle çevirdikleri yere barış geldiğini söylüyorlar' 06 Kasım 2024 05:33
- Bir siyaset olarak 'terörle mücadele' 04 Kasım 2024 07:07
- Erdoğan’ın Mevlana vurgusunun hikmeti ne olabilir? 31 Ekim 2024 08:07
- Mayınlı bir süreç 28 Ekim 2024 05:10
- Yenidoğan çetesi: Çürümenin ekonomi politiği 21 Ekim 2024 05:00
- Barışa kapı açmak mı, süreci yönetmek mi? 14 Ekim 2024 05:00