NATO ve darbe kurumu YÖK'ün 36. yılı: Doçentliği değersizleştirme
Fotoğraf: Envato
12 Eylül Asker Darbesinin en kalıcı kurumu 1982 Anayasası, YÖK ve siyasi partiler-seçim kanunları sayılır. 4 Kasım 1981’de kabul edilen ve 6 Kasım’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve teşkil ettiği idari yapı olan “Yükseköğretim Kurulu (YÖK)” otoriter ana dokusu neredeyse hiç değişmeksizin daha da muhafazakar ve piyasacı bir düzen içinde sürüyor. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL-KHK rejimi ile 12 Eylül YÖK’ünden de daha otoriter ve hukuk dışı bir kurum haline gelmiş bulunuyor.
YÖK yasa (Yükseköğretim Kanunu) olarak ve otoriter idare olarak (Yükseköğretim Kurulu) tümden özdeşleşmiş bulunuyor.
36 yıldır bilim ve doğaya bile taş çıkarırcasına değişmez katılığını koruyan YÖK, benim YÖK’e yaşıt üniversite deneyimimde ne anlama geliyor diye sorarsanız;
* YÖK, 1-ABD ve Batı sermayedarları, CIA-NATO, 2-Komprador burjuvazi, tüccar, 3-Otokratik askeri ve sivil bürokrasi ve 4-Muhafazakar din-tarikat blokunun ortak ürünüdür. Komprador burjuvazice darbeden önce hazırlanmış (ABD-CIA etkisinde AP ve TÜSİAD’ca birlikte biçimlendirilmiş) ve 12 Eylül 1980 darbesiyle hayata geçirilmiş bilimi ve gençliği, dolayısıyla hayatı yönetme ve denetleme kurumudur. İlk nüvesi 1956’larda kurulan ODTÜ modelidir (Sermayece ve devlet idaresince, hatta ABD’ce atanmış mütevelli heyetidir, mütevelli heyetinde ODTÜ bünyesinde çalışan akademisyen yer alamaz). ODTÜ öğrenci ve akademisyen direniş ve hareketleri tam da bu yapıya karşı mücadele tarihi olmuştur.
* 12 Eylül darbesi NATO darbesidir. 12 Eylül ABD’ci Asker darbesinin en önemli amacı “asayişi sağlamak” gerekçesi altında düşünmeyi, bilimi, felsefeyi, sanatı ele geçirmek ve yönlendirmek; böylece mikro amacı hocaları, öğrencileri, emek hareketlerini kontrol etmekti, daha makro olarak Batı emperyalizminin-NATO’nun çevredeki bilgi ve teknoloji üretimini kontrol etmesiydi, bunun baş kurumu YÖK olmuştur (Hoca, öğrenci ve emek hareketlerini kontrol etmek hem bilgi ve teknoloji oluşumunu hem de antikapitalist hareketleri kontrol anlamına geliyordu, ABD ve NATO’nun Türkiye ve bölgede istediği gibi at koşturmasını sağlıyordu. ’68 hareketinin ABD elçisine ve 6.filoya karşı çıkması çok anlamlıdır).
* YÖK, aynı zamanda temsilinde vücuda gelmektedir. Kurucu Başkan Doğramacı’nın daha Batıcı komprador burjuvazi-askeri vesayetin, Erdoğan Teziç’in daha içte ve pozitivist askeri-bürokratik vesayetin adamı olduğu söylenebilir. Mehmet Sağlam, Yusuf Ziya Özcan, Gökhan Çetinsaya, Yekta Saraç dini-İslami muhafazakar siyasetten gelmektedir (Hatta mevcut YÖK başkanının bir tarikatın etkili isimlerinden birinin oğlu olduğu ifade edilmektedir).
* YÖK kuruluş ve mevcut haliyle NEOCON LİBERALDIR, dinci-mezhepçi ve kapitalist-piyasacıdır. General Evren’in de Reis Erdoğan’ın ve AKP’nin de en kolay yönettiği ve istediği gibi kullandığı bir organdır.
YÖK’ün YÖK’lüğü Bu Kez Doçentliği Değersizleştirmesinde Tecelli Ediyor: 1 Günde Görüş
36.yılında YÖK YÖK’lüğünü bir kez daha doçentlik sınavları ile göstermektedir. 31 Ekimde “görüş” istenmiş, rektörlükler fakültelere 1 günlük süre tanımıştır. Çoğu doktoralı ve yardımcı doçent arkadaşların yazının gelişi ve dönüşünden haberi bile olmamıştır.
Doçentliği Değersizleştirme, YÖK’e, Rektöre ve Ak Partiye Bağlama
36.yılında YÖK burjuvazi ve siyasete baş ajanlık ana rolünü değiştirmeksizin doçentliği daha da piyasalaştırcak, muhafazakarlaştıracak, siyasallaştıracak bir değişikliğe gitmeye çalışmaktadır. Doçentliği akademik dereceden (habilitasyondan) kadro derecesine düşürme, daha kötüsü bunu YÖK’ün kadro verme ve atama sopası ve uygulamasını da rektörlüklere bırakma gibi çok daha muğlak ve sonuçta AK Parti önünde aranacak bir pozisyona düşürme arayışları bulunmaktadır. Sonuçları mevcuttan daha kötü olacaktır. Bugünkü sistemde ana karar verici jüri üyeliği için profesör olma dışında bir ölçüt yoktur, önerilen sistem daha da muğlak ve akademik teamüllerin zorlayacak boşluklar içermektedir, kadro şartı gelirse iş daha da vahim olacaktır.
1600 Dekanın Çoğu Vekaleten
YÖK bugün darbenin ötesinde bir OHAL kurumu haline gelmiştir. Rektörlük aday yoklamalarının kaldırılıp doğrudan atamaya bağlanması, 1600’e yakın fakülte dekanlığının çoğunun hâlâ vekaleten yürütülmesi YÖK’ün YÖK’lüğünü, bilimsel bir kurum olmadığını göstermeye yeter artar.
OHAL-KHK ile Atılan Hocaların Durumu
OHAL-KHK uygulamaları 12 Eylül darbesinin 1402’liklerini aratmadığı gibi ötesine geçmiş bulunuyor. YÖK’ün ne olduğunu yeterince gösteriyor. Doçentlik sistemindeki değişiklikler OHAL-KHK anlayışını kalıcı hale getirecek sonuçlar doğurabilir.
- AKP'nin eğitim ve bütçeleme anlayışı: Lime lime ayrıştırmanın, imam hatipleştirmenin, metalaştırmanın, peşkeş çekmenin binbir türü 15 Kasım 2024 04:43
- Cumhuriyetin 101. yılında rüya, yurttaşlık ve ana dillerinde eğitim meselesi 01 Kasım 2024 04:26
- Üniversite nedir? Araştırma ve bilgi nedir? Kariyer yapmaktan/ uzmanlık bilgisinden farkı nedir? 18 Ekim 2024 04:42
- Akademinin yeri ve değeri: 207 üniversite bir 'muhabir Rüya' eder mi? 11 Ekim 2024 04:43
- MEB istatistiklerinin gör dediği açlık, dayatma ve niteliksizlik 04 Ekim 2024 04:50
- Türk Psikologlar Derneğinin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeline dair görüşü: Eğitim değil eğitimi ihlal modeli 27 Eylül 2024 04:42
- AKP ve MEB’in büyük mahareti: Bağnazlığı ve emek sömürüsünü sürdürmeye diplomalı çözüm 20 Eylül 2024 04:15
- Aileler çocuklarını MEB’den kurtarmaya çalışıyor: MEB eğitime, çocuklara, topluma zararlı hale mi geldi? 13 Eylül 2024 04:42
- Eğitimin sorunlarından öğretmenler ve müdür yardımcıları da mağdur 06 Eylül 2024 04:41
- Atamaların değeri değersizleştirilmesi üzerine 30 Ağustos 2024 04:44
- Tarihleri, çağları, problemleri karıştırmak: Ahilik de işletme de amaç ve işleyiş olarak okul değil 23 Ağustos 2024 04:46
- YKS, eğitim ve şehirler: Üniversitede resesyon, şehirde resesyon ve göç 16 Ağustos 2024 04:15