3 Aralık 2017
DİĞER YAZILARI

Bu pazar izninizle biraz masal anlatacağım.

Biliyorum “Bizim artık masallara karnımız tok” diyeceksiniz. Tam da bu yüzden niyetim sizi masalla yeniden tanıştırmak.

Masalın tanımını TDK, “Halkın ortak yaratısı olarak ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılan, cin, peri, dev gibi olağanüstü kişileri de olan, olağanüstü olaylara yer veren, genellikle bir tekerlemeyle ya da bir varmış, bir yokmuş gibi bir sözle başlayan bir tür halk öyküsü” diye yapıyor.
Biz “Bana masal okuma” deyip hor göreduralım, akademisyenler masal olayına oldukça kafa yoruyor.

En son 1936 yılında Stith Thompson masalları 23 ana başlığa ayırmayı başarmış, halen masal konusundaki en yetkin çalışma olan bu çalışmanın tamamı, inanır mısınız internette tam 800 dolara alıcı buluyor?

Bizim masalları ise Pertev Naili Boratav 5 gruba ayırmış: Olağanüstü masallar, hayvan masalları, güldürücü masallar, yalanlamalar ve zincirleme masallar, fıkra ve latifeler. Masal ciddi bir iştir, bana inanmıyorsanız bu kanıtı olsun. Önemli olmasa Stanford Üniversitesinde Türkiye bölümü kuran halk bilimci bir profesör bu işe kafa yorar mıydı? Kültür bakanlığından ödüller alıp, 2 bin masallık arşivler oluşturup, kitaplar yazıp sonra da başkanı olduğu halk edebiyatı kürsüsü faaliyetleri yüzünden komünizm propagandası ile suçlanır mıydı? Ülkemizin önce ödüllendirip sonra gözüm görmesin dediği, mezarı Paris’teki aydınlarımızdan biridir Boratav. Mezarını belki ziyaret edemezsiniz ama Mudurnu’da Pertev Naili Boratav Kültür Evine gidesiniz gelebilir diye uzun anlattım.

Dokuz meselden iyidir bir serencam der atasözümüz, biz onu bir musibet bin nasihattan iyidir diye biliriz. Kuru öğüt işlemez de insana, yaşanmış bir olay aklını başına getiriverir. Aslında masallar da bu yüzden ortaya çıkmıştır. Bir musibet üzerinden mesaj vermek adına.
Her kıtanın, her toplumun masalları farklıdır. İçinde atalarının yaşamından izler vardır.

Afrika masalları hep vahşi hayvanlar arasında geçer mesela, Asya’daki masallarda budizm etkileri vardır, prensleri Avrupa masallarında görüşümüz de ondandır.

Atalarımız bize neyi öğütlemek istedilerse, musibeti allamış pullamış, bir olağanüstü hale büründürüp emaneti sözlü halde ortaya bırakmışlar.
Bundan 2 sene önce masal anlatıcılığı atölyesine katılmıştım. Ermeni bir arkadaş vardı. Kursa katılma nedeni nefret ettiği masallarla barışmak dileğiydi. Bazı insanların palyaçoları korkunç bulduğu gibi, o da masallardan korkuyor, hiç hoşlanmıyordu. Ama artık bir çocuğu olmuştu. Masaldan kaçamayacağı için sevmeyi öğrenmesi gerekiyordu. Dedi ki bir gün, eşim bambaşka bir kültürden geliyor, benim doğduğum yer ile onun doğduğu yer arasında 800 kilometre var. Evde konusunu açtım masalların ‘Nefret ediyorum masallardan’ diye. O da nefret ediyormuş. Konuşurken fark ettim ki ben sadece bir tek masal biliyorum çocukluğumdan, o da Mavi Sakal. Ölesiye aşık olduğu kadına sarayını emanet eder dev. 41 de anahtarı vardır sarayın, 40 odasına girebilirsin ama 41.yi asla açma, der. 40 gün sonunda o bereketli, eğlenceli 40 odayı gezip bitirince, aklına düşer karısının 41. ufacık kapı ve minik anahtarı. Kapıyı açtığında kanlar, cesetler ve tahayyül ötesi korkunçluklar çıkar karşısına. Mavi sakallı dev oracıkta bitiverir hemen. Açma dediği kapıyı açtığı için onu öldürmeye kalkan mavi sakallı bir devin masalıdır bu.”
Eşi demiş ki “Ben de sadece o masalı bilirim. Dinlediğimde uykularım kaçardı çocukken”

Bir masalın izinden ve yarasından yola çıkıp, bir araştırmaya girdiler soy ağaçlarında, anladılar ki eşinin kökeni de Ermeni’dir. Bu topraklarda yaşayan Ermeniler, musibeti bir mavi sakallı deve yüklemişler, çocukların kulağına ‘sağ kalmanın sırrını’ fısıldamışlar bu masalla. Bu saray senin evindir dense de, 41. kapıdan korkmayı öğütlemişler yıllarca.

‘Ali Cengiz Oyunu’ terimini de bilirsiniz. Hile ile akla gelmedik kurnazlıkla karşısındakini kandıranın metoduna denir. Dilimize de bir masaldan gelmiştir.

Kendi çözdüğü sihri ile herhangi bir varlığın kılığına giren bir adam varmış. Mesela bir tavuk olurmuş, karısı tavuğu pazarda satar, akşama adam kendi olur geri gelirmiş. Zanaatını öğrenenleri de muhakkak yenermiş. Mesela çırak güvercin olsa, atmaca olur yer, ağaç olsa ateş olur yakarmış.

Dönemin padişahı bu adamın tehlikeli halinden rahatsız olmuş. Demiş, her kim ki yener bu düzenbazı, dünyalar güzeli kızıma eş, bana damat olmaya hak kazanır.

İşte Ali Cengiz o zaman kafaya koymuş adamı yenmeyi. Gitmiş yanına çırak olmuş. Ama öbür çıraklar gibi, öğrendiğini belli etmemiş, hep aptala yatmış. Ustası da hırs yapınca bütün detayları bir bir anlatmış Ali Cengiz’e. Yarış günü geldiğinde padişahın huzurunda çıkıvermiş ustasının karşısına hem de bir kuzu kılığında. Usta hemen çakal olmuş, kuzuyu yakalayamadan Ali Cengiz su olup çakalı boğmak istemiş, ustası kendini ateşe çevirmiş bu kovalamaca uzun vakit devam etmiş, sonunda gücünün biteceğinden korkan Ali Cengiz kendini bir çiçek yapıp padişahın kucağına düşmüş. Korkunç bir varlıkla padişahın üzerine gidemeyecek olan usta, eşek arısı oluvermiş, çiçeğe konmuş. Ali Cengiz bir avuç darı etmiş kendini, padişahın ayaklarına saçılmış. Ustası tavuk olmuş iki darıyı hemen kapmış ama o sevinçle Ali Cengiz’in bir tilkiye dönüştüğünü fark edememiş, boynunu tilkiye kaptırıvermiş.

Onun cenazesi varken Ali Cengiz ile sultan kızının düğünleri başlamış. İki darı diye, iki parmağını kaptırmış olsa da, Ali Cengiz hayatının sonuna kadar sultanın sağ kolu olmuş.

Bir rivayete göre kökeni ta Cengiz Han’a dayanıyor bu masalın, Anadolu’daki Moğol isyanına. Al-i Cengiz demek istiyor atalarımız belki de, yani Cengiz’in soyu.

Ya da “Bu topraklar çakallarla doludur, önce onları tavuğa çevirecek sonra tilki kurnazlığı ile üstesinden geleceksin”den daha derin bir şeyler fısıldıyor bu masalla kulağımıza.

Şavaklar’ı bilir misiniz? Dersim’in Çemişgezek ve Pertek ilçelerinde nüfusları ağırlıklı olmak üzere Türkiye-Irak-İran üçgeninde yaşayan göçebe bir toplumdur.

Kurmanci’nin Şıkaki lehçesini konuşurlar. Hem Alevi hem de sünni mezhebindendir insanları, hoşgörü içinde yaşarlar. Hâlâ da dağlarda küçük baş hayvancılık yaparlar. Kazım Öz’ün defalarca izlediğim, izlemeye doymadığım belgeseli vardır Şavaklar hakkında. “Demsala Dawi Şawexan, Son Mevsim Şavaklar” diye yazınca Youtube’da bile bulabilirsiniz.

Belgeselin sonunda, kış gelir, Şavaklar yayladan iner. Kar evlerin kapılarını örter, derme çatma evlerin bacalarında dumanlar tüter.

Peki bir dahaki yaza kadar ne mi yapar Şavaklar?

O evlerin camlarından masallar duyulur, kurda dair, kuzuya dair, keçilere dair.

Nüfusları 100 binlere düşmüş olsa da, kulaktan kulağa masallarıyla sonraki nesillere izini bırakır Şavaklar.

Bizim topraklarda şık durmaz kurtarıcı prensini bekleyen elma yanaklı kızlar. Ondandır masallarımızda hep tilkiler, kurtlar, kuzular.

Anlat İstanbul’u hatırlar mısınız? 5 farklı yönetmenin birer bölümünü çektiği, İstanbul’a uyarlanmış masallar filmini?

İstanbul’daki 5 farklı hayatın bir gecesini, aynı gecesini anlatır. Fareli Köyün Kavalcısı, Pamuk Prenses, Külkedisi, Uyuyan Güzel ve Kırmızı Başlıklı Kız bu şehirde yansımasını bulur. Serttir film, boğazınıza yumrular oturur. “Coğrafyamızda elalemin masalı işler akçe değil, her koyun kendi bacağından asılırmış”a insan bir kez daha ikna olur.

Peki bu pazar bir masal kitabı okumaya ne dersiniz? Okuduktan sonra anlatacağınız çocuklar illa ki vardır etrafınızda. Kulaklarına fısıldayacak bir musibetimiz var zira.

Siz kurtuluşa giden yolu ister perilerle süsleyin, isterseniz koyunlara, keçilere, çakallara dil verin, dilerseniz fakirin adı Keloğlan, yenilenler hep beyin oğlu olsun, siz yeter ki anlatın. Şimdi olmasa da büyüyünce anlarlar.

Masal tadında pazarlar dilerim.

Not: Bundan 2 sene önce hikaye anlatıcılığı atölyesinde hocamdı Nazlı Çevik Azazi. Berlin Sanat Üniversitesi’nde bu işin okulunu okumuştu. 

Türkiye’ye dönüp SEİBA Uluslararası Hikâye Anlatıcılığı Merkezini kurdu. Bu hafta Uluslararası Thüringen Masal ve Efsane Ödülü’nü aldı.

Masallarımıza sahip çıktığı, anlatmaya devam ettiği için teşekkür ediyorum. Zanaatını öğretmek için bunca emeğine ve azmine kendim ve çocuklarım adına minnettarım.

Hayallerinizin peşinden koşun, masalların peşinden koşan Nazlı ışığınız olsun.

Evrensel'i Takip Et