Biz bu internetle ne yapmak, nereye varmak istemekteyiz?
Nasılsınız bu pazar? Üzgün müsünüz? Kızgın mısınız? Mutsuz musunuz? Endişeli misiniz? Başarısız mı hissediyorsunuz?
Peki biri size dese ki, “Bundan sonra tüm kararları ben alacağım ve artık hiç mutsuz, üzgün olmayacaksın.” Kabul eder miydiniz?
Laurent Gounelle’nin Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer kitabının arka kapağında rastlamıştım bu soruya:
“Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor.”
Ben yeni bir Truman Show hikayesi beklerken, kitap mutluluk reçetesi veren bir kişisel gelişim kitabı çıktı.
Oysa hayatımızın iplerini başkasının ellerine bıraktığımızda, gerçeğin dikenlerini örten, bilmemenin bulutsu yumuşaklığına uzanırız. Bulut dağıldığı an dikenler batmaya başlar.
Truman Show’u hatırlarsınız, bütün bir hayatının bir TV şovu olduğuna uyanan bir adamın hikayesi. Dışına hiç çıkmadığı kasabası bir film seti, karısı iyi bir oyuncu, kahvaltıda yediği mısır gevreği bir ürün yerleştirme olan adamın gerçekle acı yüzleşmesi. Film 1998 yapımıydı. Konusu izleyiciye “Hadi canım sen de” dedirttikten sadece 3 yıl sonra Biri Bizi Gözetliyor programı ile tanıştık.
Medya artık hayatlara yön vermekle kalmıyor, sıradan insanı da dahil ettiği programlar ile “Benim reytingim senin reytingin” diyordu. O kutsal reyting için bir ev içerisinde kavgalar çıkıyor, hakaretler havada uçuşuyordu. Kirlenmiş televizyonculuk, içimizden birilerini de reyting kaygısı ile birbirine kırdırıp kendini aklıyordu: “Halk bunu seviyor.”
Gelinler kaynanalar, evlenmek isteyen bekarlar, bir adaya tıkıldığı iddia edilen ünlüler, gönüllüler bir sosyal deney gibi gözlerimizin önünde birbirlerini kırdılar.
Ellerini bir arabaya dayayıp günlerce uykusuz dikilerek o arabaya sahip olmaya çalıştı insanlar. Bin yıldır misafirperverliği ile övünen bu toplumda, Yemekteyiz diye bir program yapıldı ve her bir ev sahibi doğduğuna pişman olana kadar yemeklerine bok atıldı.
Herkes bir sezonluğuna ünlü olabilirdi artık. Yeter ki kafi derecede çirkefleşebilsin.
2000’lere girdikten sonra “Halk bunu seviyor” savunması, haber programlarının da şekil değiştirmesi ile “Halka bu kadarı yeter” dayatmasına döndü. Büyük haber dosyaları hazırlayan, dünya liderlerinin karşısında cesurca röportaj yapan sunucular, gazeteciler teker teker silindi ekranlardan. Bizden bir “Spotlight” hikayesi çıkma ihtimali kalktı.
Kimin ne giydiği ile ilgilenmeyen, kafası kavga gürültü kaldırmayan, nezaketin olmadığı konuşmalardan hazzetmeyenler bu “realityshow”ları izlememeye başladı. Beş erkeğin kadın hakkı tartıştığı, muhalif parti politikasını 6 iktidar yanlısının masaya yatırdığı abes tartışma programlarını sahici bulmayanlar “ana haber bülteni saati” kavramını unuttu gitti.
120 dakikayı geçen dizilerde manasız çekilen silahlardan, o silah çekildikten sonraki 20 dakika reklam arasından, sonra da silah havadayken 20 dakika süren derin bakışmalardan, kadınların sürekli ağlak ve dolu bakışları, erkeklerin sıkılmış yumruklarından bunalanlar bıraktı dizi takip etmeyi.
Ben de son 5 senedir neredeyse hiç açmıyordum televizyonu. Benim için televizyonda biteviye “Başkanın Adamları” filmi oynuyordu sanki.
(Bunu biliyorsunuz kesin. Bilmiyorsanız lütfen izleyin. 1997 yapımı, orjinal adı “Wag The Dog” Dustin Hoffman ve Robert De Niro oynuyor. Başkanı aklamak için sadece TV üzerinde yaratılan sahte bir Arnavutluk-Amerika Savaşı’nı anlatıyor. Komedi. En azından öyle sanılıyor)
İnternetten dizi izliyor, bir habere inanmak için en az 4 farklı mecradan farklı isim ve görüşlerin yorumlarına bakıyordum. Türkiye’de gösterimi olmayan filmleri buluyor, küfre aşina olduğum için bazı dizileri de bipsiz şekilde izlemeyi tercih ediyordum.
Okuduğum, ulaşabildiğim 2 basılı gazete vardı, diğerlerini internetten okuyordum.
Şimdi yeni yasa geliyor.
İnternet zaten özgür ve sonsuz değildi bizim için. 5651 diye bir yasamız var biliyorsunuz. Yani giremediğiniz her sitenin arkasında o yatıyor. Siyasi kişiler, bakanlıklar, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 5651 ile erişim engelleyebiliyordu.
Ama şöyle bir matematik hatası oldu sanırım. İnatla üretmeye çabalayan ve bunu yapabilen kesim ekseriyetle muhalif. Bu kadar merciye hak tanınmış olmasına rağmen yetişemiyorlar.
Bir şey de diyemiyorum şimdi, internette arama yapmak bile biraz tecrübe, akıl fikir işi. Biliyorsunuz PTT’nin mesaj uygulaması çıkacak denildi diye içinde ptt kelimesi geçen bir uygulama milyon kez indirilip Türkçe çıkmadı diye Appstore’da çatışmalar çıkmış.
Bir kısım da interneti ancak bu şekilde kullanabiliyor demek ki.
Haliyle RTÜK de devreye girsin, bir suyun başını da onlar tutsun denilmiştir.
Yeni yasa ile neler riske giriyor bir bakalım: Yurt içinden yayın yapan kuruluşlara sadece denetim değil, lisans ve vergi yükümlülüğü de gelecek. Yurt dışından Türkiye’ye yönelik yayın yapan haber kuruluşlarını da kapsıyor ayrıca.
TV’de göremediğimiz kalitede prodüksiyon ve oyunculuğa kavuştuğumuz online dizi ve film izleme mecraları da TV ile aynı denetime tabii olacak. TV’deki kalite ve konu kısırlığına sebep her mevzuat artık onlar için de geçerli sayılacak.
Bu durumda devreye yine VPN’ler, IP değiştirmeler girecek. Hepimiz IT’ci kesileceğiz yeniden.
Öte yandan objektif olarak bir bakalım Türkiye’de duruma. İşin içine RTÜK’ün girmesini gerektirecek kadar neler yapıyoruz internette?
2017’de Google’da en çok şunları aratmışız:
1 - Milli Piyango 2017
2 - Stres Çarkı
3 - YSK
4 - e-okul
5 - Referandum Sonuçları
6 -Morpa Kampüs
7 - Bayram mesajları
8 - Altın Fiyatları
9 - Katar
10 - Arakan
Dış politika hakkında yorum yapmadan önce, mevzuya dahil diğer ülkeleri önce bir Google’lıyoruz demek ki. Ha Katar ve Arakan’ın nerede olduğunu bilemiyorsak o başka.
Öte yandan stres bacayı sarmış diyebiliriz, herkes çark peşinde.
Yine de fetvalara, hakkındaki iddialara rağmen Milli Piyango’ya inanarak kaderciliğimizi devam ettiriyor, şansın da hâlâ bize gülebileceğine inanıyoruz.
YSK’nin ne olduğunu bilmeden, atacağımız bayram mesajını kendimiz yazmaktan aciz, altın fiyatlarına endeksli hayatımızda, ne kalmış ki geriye iktidarı endişelendiren?
Nedir? soru ile aratılan aramalarda ise ilk beş şu şekilde:
1 - Pestisit
2 - Varlık Fonu
3 - Chia Tohumu
4 - Başkanlık Sistemi
5 - Kara Cuma
Pestisit, Ufak Tefek Cinayetler isimli dizide geçen bir kimyasal. Listedeki diğer maddeler ve sıralamaya bakınca, referandumda oy verdiği başkanlık sisteminin ne olduğundan çok Chia tohumu nedir onu merak eden bir toplumda, ben olsam hiç vakit kaybetmezdim bile internetle uğraşarak.
Hedef kitle belli ki zaten hipnoz altında, geri kalan muhalifler ise kapıyı kapatsan bacadan yayın yapmayı haiz. Periscope yasaklanıyor Scope oluyor, kanal kapanıyor internetten yayın yapılıyor. Daha bunun Instagram, Facebook canlı yayını var. Oralar da toplumun oksijen bahçesi, öyle yasağa da gelmez.
Bu gözler zaten yeri geldiğinde telefonuna VPN kuran 70’likler gördü. Boşa kürek. Karşı tarafı yeni kanal bulasıya kadar oylamaktan başka bir şeye hizmet etmez.
Hatta belki de yaratıcılığı perçinler. Elon Musk’ın uzaya kendi roketi ile kendi aracını yolladığı dünyada, internetten dizi izleyeceğiz diye ev yapımı fiberle Yunanistan’dan, Bulgaristan’dan, Gürcistan’dan kaçak internet çekmek, el emeği uydumuzu apartmanın tepesinden uzaya yollamaya çalışmak da bize yakışır. Gerçi yakıt çok pahalı ama onu toplayacak bir yol da bulur millet.
Youtube kapanmadan hemen arayalım: Evde füze yakıtı nasıl yapılır?
Fiber kablo nedir? Nasıl döşenir? Meriç Nehri ne kadar derin?
Canlı ve fişli “online” bir pazar dilerim.
Dizi ve film izleyip, sosyal medyaya akalım, Youtube’u kana kana içelim, tüm canlı yayın haberleri evdeki her internete bağlanan cihazdan açalım. İmkan varken parası çıksın bari internetin.
Evrensel'i Takip Et