İnsansız Yassıada’ya ‘demokrasi’, 80 milyonluk yarımadaya diktatörlük!
Fotoğraf: Onur Çoban/AA
27 Mayıs’ta hiçbir insanın yaşamadığı Yassıada’da “Demokrasi ve Özgürlük Adası” açılışı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 80 milyonluk yarımadayı tek adam iktidarına biat etmeyen tüm halk kesimleri için büyük bir hapishane yapma yolunda emin adımlarla ilerliyor!
DTK Eş Başkanı ve HDP Milletvekili Leyla Güven ile HDP Milletvekili Musa Farisoğulları ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun milletvekilliklerinin düşürülmesi, bu sistemde hiçbir kurumun işleyişinin tek adamın keyfiyetinden azade olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur. Halkın “milli irade” masalına inanması için açık tutulan Mecliste üstten gelen emirle vekilliklerin düşürülmesi, yürütme ve yargının yanı sıra yasama organının da halkın değil; tek adamın iradesine tabi olduğunu açıkça göstermiştir.
Böylece tek adam rejiminin fiili ortağı MHP Lideri Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin devamını mümkün kılacak bazı reformların acilen çıkartılması” çağrısı ilk somut ifadesini Meclisin bu kararında bulmuştur. Başka bir deyişle halka yönelik saldırılarına “reform” adını vermeyi seven bu iktidar, “reform”larına Meclisten başlamıştır! Dolayısıyla Mecliste alınan bu karar, pandemi sürecinin ekonomik krizi derinleştirip kamuoyu yoklamalarına da yansıdığı gibi halktaki hoşnutsuzluğu büyütmesi karşısında halk güçlerine yönelik yeni saldırıların da habercisidir.
Bilindiği gibi başkanlık sisteminde/tek adam rejiminde ortaya çıkan erimeyi yapılacak yasal düzenlemeler üzerinden durdurmak amacıyla MHP Lideri Bahçeli, Seçim ve Siyasi Partiler Yasası’nın yeniden düzenlenmesi çağrısını yapmış ve bu çağrı Erdoğan ve AKP kurmayları tarafından olumlu karşılanmıştı. Meclisin hukuksuz bir şekilde milletvekillerinin üyeliklerini düşürerek kendini inkar etmesi, yapılması düşünülen bu “reform”lar için de fikir vericidir.
Ancak tek adam iktidarının siyaseti dizayn ve bu temelde muhalefeti baskılama politikası, yasal düzenlemelere indirgenemeyecek kadar kapsamlı bir saldırıdır. Bugün bu saldırının merkezinde ise, Kürt hareketinin ve en büyük bileşeni olduğu HDP’nin demokratik siyasetten tasfiye edilmesi yer almaktadır. Tecrübeyle sabittir ki, Kürt hareketinin (HDP’nin) terörize edilerek demokratik siyasetin dışına itilmesi, diğer muhalif partilerin de hareket/siyaset yapma alanını büyük oranda sınırlamaktadır. Bunun en yakın örneklerinden biri de HDP’li belediyelere yönelik kayyum politikasının önüne geçebilecek güçlü bir demokratik tepkinin örgütlenememesinin pandemi sürecinde CHP’li belediyelerin de hareket alanını kısıtlamak için kullanılması ve bu temelde yardım kampanyalarının hukuksuz bir şekilde engellenmesidir.
Burada ayrıca Kürt hareketine karşı içeride siyasi ve sınırların ötesindeki askeri operasyonların şovenizmin kışkırtılmasının ve geniş halk kesimlerinin tek adam rejimine yedeklenmesinin bir dayanağı olarak kullanıldığını da belirtmek gerekiyor.
İktidarın hedefinde sadece siyasi partiler de bulunmuyor. Barodan başlayarak bütün muhalif emek ve meslek örgütleri de hedeftedir. Barolarla ilgili hazırlanan düzenlemede baroların vatandaşların hak ve özgürlüklerini koruma rolünün tasfiye edilmeye çalışılması ve dahası üye olma zorunluğunun kaldırılıp birden fazla baronun kurulmasının önünün açılması, diğer emek ve meslek örgütlerini de bekleyen tehlikeyi gösteriyor. Bu düzenleme, tek adam rejiminin yeni dönemde en küçük hak ve özgürlüklere bile tahammülü olmadığını/olmayacağını açıkça ortaya koyuyor.
İşçi sınıfının her türlü hak eylemi ve grevinin “milli güvenlik” gerekçesiyle yasaklanması ise, zaten bu rejimin icraatlarının başında geliyordu. Salgınla mücadele adına Ekonomik İstikrar Kalkanı” adı verilen paketi açıklarken patron örgütü temsilcisine “Bakıyorum yüzün gülüyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, tek adam rejiminin kuruluş sürecinde aynı patron örgütlerine yaptığı konuşmalarda işçi sınıfının grevlerini yasaklamakla övünüyordu.
Burada milletvekilliklerinin düşürülmesi bağlamında çokça tartışıldığı için şunu söylemeden geçmeyelim: Ortaya çıkan durumu CHP’nin milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına ‘evet’ demesi ile açıklamaya çalışmak, yeni durumu anlamak bakımından yetersiz kalacaktır. Elbette CHP’nin sadece dokunulmazlıkların kaldırılması değil; tek adam rejiminin inşası için dayanak olarak kullanılan sınır ötesi operasyonlara ‘evet’ demekten 16 Nisan referandumu yapılırken açıkça seçim/sandık hilesi yapılması karşısında ortaya çıkan halk öfkesini yatıştırmaya ve kayyumlara karşı güçlü bir demokratik tepki ortaya koymamaya kadar birçok kritik noktada bu rejimin işini kolaylaştırdığı söylenebilir.
Ancak bugün mesele geçmişe takılmak değil, yeni saldırıya karşı koyabilmek için nasıl bir mücadele hattına ihtiyaç olduğunu tartışmaktır. CHP eleştirilecekse en çok bu noktadan eleştirilmelidir. Çünkü CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun 22 Nisan’da açıkladığı “Geleceğin İnşası” manifestosunda Kürt hareketini ve Kürtlerin ulusal-demokratik istemlerini ağzına bile almaması bu ‘manifesto’nun demokratik inşaya mesafesini de gösteriyor.
Öte yandan korona süreciyle birlikte geniş halk kesimleri sistem tartışması yaparken onlara ufku eski parlamenter sisteme dönmekle sınırlı bir “mücadele programı” önermek, daha en baştan mücadeleyi geriye çekmekten başka bir işe yaramaz -ki, tek adam rejimine yasal/anayasal bir dayanak oluşturmak için referandum yapma kararının yine bu Mecliste alındığı da unutulmamalıdır.
Öyleyse ülkeyi büyük bir hapishaneye çeviren bu dikta rejiminden kurtulmak için işçi sınıfı ve halk güçlerini karar alma ve denetleme süreçlerinde söz sahibi olacakları demokratik bir program etrafında birleştirip her alanda mücadeleyi yükseltmek dışında bir çıkış yolu bulunmuyor. “Milli irade”nin tecelli ettiği yer masallarının anlatıldığı Mecliste yaşanan son darbenin bize gösterdiği gerçek budur!
- Kürtler arası ‘birlik’ arayışı ve Türkiye’nin müdahalesi 28 Ocak 2025 06:50
- Öcalan’ın mesajı ve Kırmızı Kitap 24 Ocak 2025 14:40
- Trump’ın kabinesindeki ‘dostlar’ ve ABD’nin Ortadoğu politikası 21 Ocak 2025 13:41
- Mesele sadece Erdoğan'ın adaylığı mı? 17 Ocak 2025 05:25
- Adsız süreç, çözümsüz barış! 14 Ocak 2025 05:00
- Trump, Erdoğan’ı niye övüyor? 10 Ocak 2025 04:40
- Türkiye-İsrail rekabeti ve Kürt sorunu 07 Ocak 2025 05:30
- Suriye’deki gelişmeler ve kapısı aralanan yeni ‘süreç’ 03 Ocak 2025 07:30
- Öcalan'ın mesajı ve yeni sürecin işaretleri 30 Aralık 2024 12:47
- HTŞ yönetimi ve Suriye'nin etnik-dinsel fay hattı 27 Aralık 2024 06:20
- Suriye ve yeni Osmanlıcılık 24 Aralık 2024 05:00
- Düğüm yine Kobanê'de çözülecek! 20 Aralık 2024 05:30