30 Eylül 2020

Yeniçeri ve Nizâm-ı Cedîd

1806 Yazı ve 1808 Kışı arasındaki iki yıl modern devletin oluşumunda kritik bir dönemdir. Bu müddet zarfında üç hükümet düşmüş, iki padişah hal’ edilmiş ve öldürülmüş, binlerce kişi hayatını kaybetmişti. Ali Yaycıoğlu kitabının uzunca bir bölümünü bu döneme ve olayların merkezindeki Rusçuk âyanı Mustafa (Alemdar) Bayraktar’a ayırıyor.

Nizâm-ı Cedîd ve Yeniçeriler arasındaki çatışma birçok okurun malumudur. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasından itibaren bu askeri grup Osmanlı tarihyazımında “kötü adam” karakterini oynayagelmiştir. Herhalde bu senaryonun en veciz ifadesi bugün İstanbul Müftülüğü’nün kapısındaki kitabede yazılıdır. Süleymaniye Camii’nin Haliç cephesine bakan ve Yeniçeri Ağası’nın makamı olan bilinen Ağa Kapısı, II. Mahmud’un emri üzerine Şeyhülislam’a tahsis edilmiştir. Kılıç ve kalemin suyunun ocağın ateşini söndürdüğünü anlatan Bâb-ı Meşîhat kitabesi şöyle son bulur:

“Ağa Kapısı’nı virdi bize Sultan Mahmud

Bâb-ı tezvir (fesat) idi hak kıldı makam-ı iftâ (fetvâ)”

Yeniçerilerin yenilgisinden sadece ocakları değil, mezarları ve hatta mensubu oldukları Bektaşî Dergahı bile nasibini aldı. Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesi  ve tekkeleri Mevlevîlerin idaresine verildi. Bektaşîlerin tekrar gün yüzüne çıkabilmeleri ancak 19uncu yüzyılın son çeyreğinde mümkün olacaktı.

Bu senaryoda Alemdar Mustafa Paşa ise elbette “iyi adam” karakterini üstlenir. Osmanlı’daki ilk tarihsel film Mustafa’nın hikayesini konu alır.  1918’de Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin yapımcılığını, Sedat Simavi’nin senaristliği yaptığı film, Celal Esat Arseven ve Salah Cimcoz’un “Sultan Selim-i Sâlis” oyununun bir uyarlamasıdır. Ancak filmin başlığından da anlaşılabileceği gibi ana karakter padişah değil, yönetmen ve başrol oyuncusu Burhanettin Tepsi’nin canlandırdığı Mustafa karakteridir.

Burhan Felek Milliyet gazetesinde şöyle anlatıyor: “Alemdar Mustafa Paşa filmini biz tamamladık… Çektiğimiz filmleri biz, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin o zamana göre, mükemmel laboratuvarlarında banyo ettirir, hatta pozitifleri bastırır, kontrol ederdik”. Felek, çekimleri tamamlanan filmin montajı tamamlanamadan Osmanlı Devleti’nin mağlup olduğunu ve Cemiyet’teki tüm film ve belgelerin kendisinin bilmediği bir yere götürüldüğünü söylüyor.

Felek, Şeyhülislam rolünün Ermeni bir aktör tarafından oynandığı ve Mehteran Bölüğü’nde Neyzen Tevfik’in de çaldığını da anlatıyor. Sedat Simavi’nin amcası Lütfü Simavi Bey o sırada Mehmed Reşad’ın başkâtibiymiş ve sayesinde hem Mehteran Bölüğü hem de Topkapı Sarayı bütünüyle yapımın hizmetine verilmiş. Burhan Felek, o dönemde askerlik yapan ve ney çaldığını söyleyince Mehteran’a atanan eski ahbabı Neyzen’e sette tesadüf etmiş. Felek’e göre, “Neyzen’in çalıştığı mehter takımının başındaki Muhtar Paşa’ya söylemediği şiiri kalmamış”. (“Sinema Operatörlüğüm”, 3 Şubat 1980). Görülesi bir setmiş! Umarım sinema tarihçileri, Osmanlı Devleti çökerken Osmanlı resmî tarihinin nasıl hayal edildiğine ilişkin muazzam bir malzeme sunan bu film hakkında daha kapsamlı araştırmalar yaparlar.

Yaycıoğlu, 1908 Devrimi’nin arifesinde Alemdar Mustafa’nın sıradan bir adamdan imparatorluğun siyasî düzenini değiştiren sadrazama dönüşen bir kahraman olarak anılmaya başlandığını vurguluyor. 1911’de Alemdar Mustafa ve yoldaşlarının İstanbul dışında gömülü kemikleri törenle Gülhane Parkı’nın karşısındaki mezarlığa defnedilmiş. Jöntürklerin Halâskâr Zâbitân’ın (Kurtarıcı Subaylar) rol modeli olarak gördüğü Alemdar Mustafa efsanesi cumhuriyet döneminde de etkisini sürdürdü. Böylece, Yeniçeri ve Nizâm-ı Cedîd’in, gericilik ve reformu temsilen, sahne aldığı bu tarihyazımında âyanın ne olduğu, daha önemlisi âyana ne olduğu, pek konuşulmadı.

Peki bugün Alemdar Mustafa’yı nasıl anlatmalı. Burhan Felek’e dönelim: “Bir gün Alemdar Mustafa Paşa filminin çekimi sırasında gördüm ki, ‘Rusçuk Âyanı’ denilen kalabalığın içinde bir kişinin ayağında 1915-1925 yıllarında giydiğimiz düğmeli bir potin vardı. Rejisör Burhanettin Bey’e bu falsoyu söyledim. Bu gibi, zamana uymayan şeylere Anachronism derler. Burhanettin Bey Bana: - Amaaaan! Ben bir daha o sahneyi çekemem. Sen filmin o kısmını bir çerçeveyle kapat, herifin ayağını gösterme! demişti”. Yaycıoğlu çerçeveyi yapımcılar, yönetmenler, aktörler, tarihsel bir anlatıyı şekillendirenleri kapsayacak biçimde genişletiyor.

Evrensel'i Takip Et